0 Comments

KÂTERELİ KEŞE / KEDERLİ GECE
Yazdın yanga yagımlı, aydın suvdıragan yarık
kesesi. Avıl şetindegi buyrattın künbatar betindegi
kuyıdın yanında kamış surnaydıfi zarnagan avazı
toktamaydı. Tetesi konisi avılga özinin kız kardaşına
ketkenge, bugün üyde Nazhhan man onın kıyması,
özindey kârip bolıp kalgan Tansıluv, kamış sur-
naydın özlerine karap yatkan seslerge kulak salıp
közenekten avaz esitilgenbetke karap oltıraddar.
Yanlı, dertli, yagımlı sibızgı özinin en nâzik
munm arttıruvdan başka zat bilmedi, özinin yas
yüreklerdi kalay duvlatıp oltırganm sezbedi.
-Ah, – dedi Nazlıhan.
-Senin bu “ahınnın” ne zat ekenin men ne saklı
bilsem de, senin. Yavgaytardı süyüvindi köpten sez-
sem de, özin bir zat aytpassrn meken, işindegi
dertindi bosatpassm meken dep saklasam da, senin
mennen bu isti bu künge deyim yasırıp kelüvine
aylak aşuvım keledi, – dep Tansıluv özinin öpkesin
aytıp başladı.
– Sermen yasırgan ne sırım, ne sıbırım bolsın, –
dep Nazlıhan da kıymasına bu künge deyim birevge
de aşılmagan, eş kim bilmegen yasırtın dertin
aytpaga Yavgaytardrfi kamış surnayının avazı om
bir kün turmay Yavgaytardm koynına tartkanın
iynesinnen yibineşe kaldırmay söyledi. Munnan bir
neşe aylar aldın tek körgen zamanda köz karavı man
baslangan aşıklık otının sonı zamanlarda tagı da
küşlenip, bir kün kuyıga suv almağa barganda bir
köz karasuvı man baslangan aşıklıktın arıp ketip,
ahır tillesüvlerine de sebep bolganın kaldırmay ayttı.
Dagırda uzakka sozıldı, avıl tâtli uykıda, tek sette
esitilgen tüyedin. yenrevi, birem-sirem ürgen iytler-
din avazı tündegi tıruşlıktı buzıp yiberdi.
Dertli sıbızgıdın avazı yattı, ama munıfi toktavı
uzaklamay termege keleyek akmda bir bildirüv
ekenin Nazlıhan öz kıymasınnan yasıra almadı. Eki
yas talaskan yürek, közlerin termedin közenek-
lerinnen almay, keleyek konaktın körineyegin karap
kaldılar. Azba, köppe ne kader zaman keskendir,
kim biledi, ne bolsa da künbatar betten bir karaltıdır!
kelgeni körindi. Kıymaslardın yüreğine korkuvga
katnas şatlık keldi. Karaltı yakınlaştı, yas yürekler
duvlap turgan argımaktay teppege-telisimege baş-
ladı. Bek üyken saklık pan eşik aşılıp, koltıgına
kamış surnayın kıstırgan Yavgaytar kelip kirdi. Kim-
kimge ne aytayagm bilmedi. Biraz karap turgan sofi
Yavgaytar:
– Konakka bir kos keldi aytatagan edi. Siziki ne,
amanşılıkpa, nege ündemeysiz? – dedi. Tansıluv
özinin kıyuvlıgın etti:
– El, halk yatıp kutarganda, urılık etken âdem-
dey bolıp, kelgen kisige kos keldin dep aytıp
bolama?
Yas yüreklerge, duvlap turgan argımaktay yü-
reklerge, bu sözler yete kaldı. Birinnen son biri sözdi
şapşaktan kuygan balday etip ağızdılar da turdılar.
Sözge iyerip söz şıktı, ozganlar, keleyekler birevi de
kalmadı. Ahır söz tüp niyet tögeregine aylanıp baş-
ladı. Sofigı künlerde esitilgen kaygılı habar yas yü-
reklerdin telezüvin basa almadı. Ne saklı oylansalar
da, kasıp ketüvden başka bir yol tabılmadı.
Kayda kaşayaksın, ne zat pan kaşayaksm, seti
körinmegen kırda kasıp kayda barayaksın? Mine bu
sözler tilge alınganga yas yüreklerdin tilleri baylan-
dı, köz aldıları karanalandı, ama dertke darman
tabılmadı.
Yavgaytar öz ömirinde birinşi kere baylıktın
embekke duşpanlıgm ârüv tüsindi, ol özi de
bilmegen kıyallarga tüsti. Küntuvgan âpendidi
ölürse kalay bolar eken, dep te oylap ebin tabalmadı.
Köz aldma munnan bir neşe yıllar aldın âdem öltirip
Sibir’ge aydalgan Baubek kelip körindi. Bu oydan da
payda körinmedi.
Yazuvdan kasıp bolmayak değen oyga keldi.
Avıl setinde koraz sakırgan avazın da esitip, özinşe,
sözdi tez kutarıp, munnan tayuv keregi esine tüsti.
Yarkırap turgan ay, serniktin yırtıgınnan termedin
işine tüsip karsısında oltırgan Nazlıhandı tagı da
arüv körsetti. Yas yürek ne eteyegin bilmedi.
Ketpege vakit köpten yetken bolsa da, yas yürektin
ketkisi kelmedi, ayaklar âreketsiz kaldı. Bolma-
ganda, kırda yürgen birevdin avazın esitip, ol özi
ıhtıyarsız yerinnen turdı, om uzatpaga dep eşik
– yanına kelgen Nazlıhandı neşik koltıgma alganın özi
de bilmey kaldı. Duruya karana boldı, közlerdi kan
bastı. Süytip bu keşe kâtereli bir keşe bolıp kaldı.

Yazın cana hoş gelen, ayın serinlettiği aydınlık
gecesi. Köyün kenarındaki tepenin batı tarafındaki
kuyunun yanında kavalın dertli nağmesi durmuyor.
Anası komşu köye kız kardeşine gittiğinden, bugün evde
Nazlıhan ile arkadaşı, kendi gibi garip kalan Tansıluv,
kavalın kendilerine gelen sesine kulak verip gözenekten
sesin geldiği tarafa bakıp oturuyorlar. … Canlı, dertli,
yanık kaval kendi en hassas bununu artırmaktan başka
bir şey bilmedi, genç yürekleri nasıl öfkelendirdiğini
farketmedi.
– Ah, – dedi Nazlıhan.
– Senin bu ahinin ne olduğunu bilsem de, senin
Yavgaytar’ı sevdiğini çoktandır sezsem de, kendin hiç bir
şey söylemez misin, içindeki derdini boşaltmaz mısın
diye beklesem de, senin benden bu işi bu güne kadar
saklamana çok kızıyorum, – diye Tansıluv öfkesini dile
getirmeye başladı.
– Senden sakladığım ne sırrım olsun ki, – diye
Nazlıhan da arkadaşına bu güne kadar kimseye
açmadığı, hiç kimsenin bilmediği gizli derdini
söylemeye, Yavgaytar’ın kavalının sesinin onu bir gün
Yavgaytar’in koynuna çekeceğini iğnesinden ipliğine
kadar eksik bırakmadan anlattı. Bundan bir kaç ay önce
bir görüşte bakışarak başlayan aşk ateşinin son
zamanlarda daha da güçlenip, bir gün kuyuya su
almaya vardığında, bir bakışla başlayan aşkın yerini
konuşup görüşmenin de aldığını, bunların hepsini eksik
bırakmadan anlattı. Laf uzadı, köy tatlı uykuda, tek
köyün çevresinden işitilen devenin bağırışı, arada bir
ürüyen itlerin sesi gece sessizliğini bozdu.
Dertli kavalın sesi dindi, ama bu susmanın çok
geçmeden çadıra geleceği hakkında bir işaret olduğunu
Nazlıhan arkadaşından saklayamadı. Coşkuyla çarpan
iki genç yürek, gözlerini çadırın gözeneklerinden
almadan, gelecek konuğun görünmesini beklediler. Az
mı çok mu ne kadar zaman geçtiğini kim bilir, o sırada
batı tarafından bir karaltının geldiği göründü. ki
arkadaşın yüreğine korkuya eş bir sevinç geldi. Karaltı
yaklaştı, genç yürekler şahlanıp duran yağız at gibi
tepinmeye başladı. Oldukça dikkatli bir şekilde kapı
açılıp, koltuğuna kavalını kıstırmış bir halde Yavgaytar
gelip girdi. Kim kime ne diyeceğini bilmedi. Biraz
baktıktan sonra Yavgaytar:
– Misafire bir hoşgeldin denir. Hayırdır, neden bir
şey demiyorsunuz? – dedi.
Tansıluv dikbaşlılığını gösterdi:
– Milletin yatıp uyuduğu bir sırada, hırsızlık eden
birisi gibi gelen kişiye hoşgeldin denir mi?
Genç yüreklere, şahlanıp duran yağız at gibi
yüreklere, bu sözler yetti. Birbiri ardısıra sözü
kavanozdan konan bal gibi döküp durdular. Laf lafı
açtı, geçmiş gelecek hiç bir şey unutulmadı. Sonunda
sözün asıl maksadı dile getirilmeye başlandı. Son
günlerde işitilen kaygılı haber genç yüreklerin isyanını
bastırmadı. Ne şekilde düşünürlerse düşünsünler, kaçıp
gitmekten başka bir yol bulunmadı.
Nereye kaçacaksın, ne ile kaçacaksın, ucu bucağı
görünmeyen bozkırda kaçıp nereye varacaksın? şte bu
sözler ağıza alındığında genç yüreklerin dilleri
bağlandı, gözlerinin önü karardı, ama derde derman
bulunmadı.
Yavgaytar, hayatında ilk kez zenginliğin emekçiye
düşmanlığını iyi düşündü, kendinin de bilmediği
hayallere düştü. Küntuvgan efendiyi öldürse acaba
nasıl olur diye de düşündü ama çaresini bulamadı.
Gözünün önüne bundan kaç yıl önce adam öldürüp
Sibirya’ya sürülen Baybek geldi. Bu düşünceden de bir
fayda yoktu.
Yazgıdan kaçılmaz diye düşünmeye başladı.
Köyün çevresinden horoz sesini de işitip, kendince sözü
tez bitirip, çekip gitmek gerektiği aklına geldi. Parlayıp
durmakta olan ay, kibrit yırtığından keçe çadırın içine
düşüp, karşısında oturan Nazlıhanı daha da iyi
gösterdi. Genç yüreği ne edeceğini bilmedi. Gidecek
vakit çoktan gelse de, genç yüreğin gidesi gelmedi,
ayaklar hareketsiz kaldı. Buna rağmen dışarıda
yürüyen birisinin sesini işitip ihtiyarsız bir şekilde
yerinden kalktı, onu geçirmek için kapının yanına
gelen Nazlıhanı nasıl edip koltuğuna aldığını kendi de
bilemedi. Dünya karardı, gözlerini kan bastı. Böylece
bu gece kederli bir gece oldu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Paylaşımlar