0 Comments

BAYLIKSOLTANATINDA / ZENGİNLİK SALTANATINDA
Kim küşli, kim bay dunıya onıkı. Zalımlar
dunıyasın, embekşiler köpşiligin özinin temir
tırnağında saklaytagan patşa, onm zalim töreleri
ökimetti kolında saklagan zamanda, patşadıfi kara
taktın saklaytagan, oga şmtı köfiillerinnen kullık
etetagan baylardın karana kum maydanlıklarmda
yatkan, dunıyadan habarsız islamnııî baylar üşin
şıkkan bir zat ekenin anlamay, öz feodallarınıfi ar
bir sözine em buyrıklarına bas bügip, kol kavsırıp
yürgen zamanlarda, yetim kalgan yarlı kız ban bir
tayanışsız kalgan kurtkadıfi kolınnan ne keleyek.
Ömiri bir erkinlik, yılı tösek, yumsak orın, ârüv bir
üydin esigin aşpagan kârip katırının sonşa dâvlet,
mal-mülkti taslap, yanı taygan aşlık, yalanaşlıkka
yanıdan kaytuvı eş bolatagan ispe?
Küş soltanat kapital kolında turgan zamanda
bir yarlı katırının kolınnan ne keleyek?
Baylık özindikin etti. Yemiş yengeydin yeski
termesi otavga dönip, onıü yanına üyken ak terme
kelip kurıldı, Aldıngı zamanlarda iyt turmagan
Yemiş yengeydin avızı sırtka karagan kotanında
otızlagan koy, bes-altı tuvar, kerek zamanda
yekpege konakka yürüv üşin maniayı şaftar
biyedin kisnep turganı körindi.
Söz kutarılgan, vâde kesilgen edi.
Kamış sıbızgı özinin eskiden beri zarnap
kelgen âdeti men ar kün keşe yas yüreklerge teren
bir oy salıp zarnavm toktatpaydı. Tek onın burıngı
yasıl şeşekeyler, han kızların urlap barayatkan
bâtirlerdin kayratlı bir süvret körsetken avazı som
zamanlarda kan deriyalarga, solıp yatkan
şeşekeylerdi köz aldına keltireyatkan bir zarnavga
avıstı.
Dertli yas yürekler telezidi, savlay dunıyadı
kanga toltıruv kıyalları köz aldına kelip başladı.
Solay bolsa da kum maydanlıklarındagı ata-baba-
dan beri kelgen turmıs tenizi öz ağımı man tok-
tamay aguvda boldı.
Yemiş yengey de üy tolgan türli tüsli kumaş-
larga, kümis bileziklerge, terme artında turgan mal-
tuvarlarga karap şatlanatagan edi; ama gül yüzli
Nazlıhannın nurlı yüzinin sargayıp baruvın, keseler
uyklamay yatuvların ol körmeytagan edi, korse de,
sezbeytagan edi. Ol baylık soltanatı man dunıyadı
mutkan edi.
Eki künnin birinde kiyev üyinnen kelgen sav-
galar, mına kudaga mınavın berersin dep keltirilgen
türli zatlar Yemiş yengeydin basın aylandırıp, ol sol
zatlar man baylık soltanatında esirip, kızın da muttı,
dertli surnaydın avazı da kulağına kirmedi.
Vadeli künler yetti.
Kiyimler pişildi, tigileyek zatlar tigildi. Başka
kalay-solay kuda, kudagıylarga ar kimnin dereze-
sine, yuvıklıgına-yakınlıgına karap, kerekli kiyitler
âzirlendi.
Küntuvgan âpendidin üyinnen kelgen yanlı-
yansız mal-mülktin esabı-sanı bolmadı. Setten
karasan “eki yastın toyına”, ondagı iygiliklerge karap
söylegennen tiller talganday boldı. Sanavlı künler
yetti, ozdı. Toy öpkesiz bolmas degendey, öpkelegen
âdemler de boldı. Ne bolsa da, boldı, kutardı.
Turmıs, eski ağımına tüsip, aguvında davam etti.
Tek baktısız Nazlıhan özinin yanı turmısı man kelise
almadı. Onın aşaganı uv, işkeni zâar boldı. Künler is
pen kalay-solay keşse de, tün onın üşin yahanem
azabınnan kem bolmadı. Ak yüzine yavtegenektey
bolıp kadalgan ak sakal onın yüreğine otlı pışak
kadalganday boldı. Yanında yatkan tisleri tüsip,
betleri tırtayıp, yiğitlik küşinnen köpten ayırılgan
Küntuvgan âpendige bolgan duşpanlık künnen-
künge arttı. Sol bolısta künler keşti, aylar ötti. Tabiat
öz oyınm kaldırmadı. Belgili zamanlar keşken son,
Nazlıhannın yüreği bılganıp, as korse, kuskısı kelip
başladı. Yas yüreği avruvlı boldı, munın ne zat
ekenin bilmedi. Ama köpti körgen kökşil kart, onın
kop yaslardı dunıyaga keltirgen üş hatını bek ârüv
bilseler de, onday zattan habarı bolmagan baktısız
Nazlıhanga aytıp tüsindirüvşiler şıkkanşa, ol bu
avıruvdın ne ekenin bilmedi.

Kim güçlü, kim zenginse dünya onun. Zalimler
dünyasını, emekçilerin çoğunu kendi demir pençesinde
1
tutan padişah, onun zalim törelerinin hükümeti elinin
altında tuttuğu zamanda, padişahın kara tahtını
beklediği, ona gerçekten gönülden hizmet eden
zenginlerin karanlık kum meydanlarında yattığı,
dünyadan habersiz, Islamm zenginler için çıkmış bir
şey olduğunu anlamayan, kendi feodallerinin her bir
sözüne ve buyruğuna baş eğip, el pençe divan durduğu
zamanlarda, yetim kalan fakir kız ile hiç bir dayanağı
olmaksızın kalan yaşlı kadının elinden ne gelir?
Ömrünce bir özgürlük, sıcak bir yatak, yumuşak bir
yer (görmemiş), iyi bir evin kapısını açmamış gariban
kadının, böyle bir mal mülkü bir kenara atıp, yeniden
açlık, çıplaklığa geri dönmesi hiç olacak iş mi?
Gücün saltanatın kapitalin elinde olduğu bir
zamanda, fakir bir kadının elinden ne gelir?
Zenginlik edeceğini etti. Yemiş yengenin eski keçe
çadırı otağa dönüp, onun yanına büyük ak bir keçe
çadır gelip kuruldu. Önceleri itin durmadığı Yemiş
yengenin ağzı arka tarafa bakan ahırında otuz kadar
koyun, beş altı davar olduğu, ihtiyaç duyulduğunda
koşulacak, misafirlik için tutulan alnı benekli kısrağın
kişnediği görüldü.
Söz bitirilmiş vade kesilmiş idi.
Kamış kaval eskiden beri inleyen adeti üzre gece
gündüz genç yüreklere derin bir düşünce salarak
inlemesini bırakmadı. Yalnız onun eski zamanlardaki
yeşil çiçekleri, han kızlarını kaçıran kahramanların
gayretli suretini gösteren avazı son zamanlarda kan
deryasına, solmakta olan çiçekleri göz önüne getiren bir
inlemeye dönüştü?
Dertli genç yüreklerin isyanı, bütün dünyayı kana
bulama hayalleri göz önüne gelmeye başladı. Herşeye
rağmen kum meydanhklarındaki atalardan beri
süregelen örf-adet denizi kendi akışında durmadan
akmaya devam etti.
Yemiş yenge de evi dolduran türlü renkli kumaş-
lara gümüş bileziklere, keçe çadırın ardında duran mal-
davarlara bakıp şad oluyordu. Ama gül yüzlü
Nazlıhanın nurlu yüzünün sararıp gitmesini, geceler
boyu uyuklamadan yatmasını görmüyordu o. Görse de,
sezmiyordu. O zenginlik saltanatı ile dünyayı
unutmuş idi.
ki günün birinde güvey evinden gelen hediyeler,
işte dünürcüye bunu verirsin diye getirilen çeşitli
şeyler Yemiş yengenin başını döndürdü, bunlarla
zenginlik saltanatında kendinden geçip, kızını da
unuttu, dertli kavalın sesi de kulağına girmedi.
Vadeli günler geldi çattı.
Giyimler biçildi, dikilecek şeyler dikildi. Başka
hangi dünürcüler, arabulucular varsa, herkesin derece-
sine, yakınlığına göre gerekli hediyeler hazırlandı.
Küntuvgan efendinin evinden gelen canlı cansız
mal mülkün hesabı yoktu. Dıştan bakıldığında “iki
gencin düğününe”, bundaki iyiliklere bakıp diller
kendinden geçmiş gibi oldu. Sayılı günler geldi geçti.
Düğün öjkesiz olmaz dercesine, öfkeye kapılan kişiler
de oldu. Her neyse oldu, bitti. Her şey eski haline
dönüp devam etti. Sadece bahtsız Nazlıhan kendi yeni
düzeniyle uyuşamadı. Onun yediği ağu, içtiği zehir
oldu. Günler işle öyle böyle geçse de, geceler onun için
cehennem azabından daha kötüydü. Ak yüzüne ısırgan
otu gibi batan ak sakal onun yüreğine ateşten bıçak
saplar gibi oldu. Yanında yatan dişleri dökük, yüzü
buruşuk, yiğitlik gücünü çoktan kaybetmiş Küntuvgan
efendiye olan düşmanlık günden güne arttı. Bu şekilde
günler geçti, aylar geçti. Tabiat kendi oyununu
bırakmadı. Belli bir zaman geçtikten sonra, Nazlıhanın
yüreği bulanıp, aş görse kusası gelmeye başladı. Genç
yüreği rahatsızlandı, bunun ne olduğunu anlamadı.
Fakat çok şeyler görüp geçirmiş ihtiyar ile onun bir çok
çocuk dünyaya getirmiş üç hanımı iyi bilseler de, bu
tür şeylerden haberi olmayan bahtsız Nazlıhana
söyleyip anlatan çıkana kadar, o bu rahatsızlığın ne
olduğunu anlamadı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Paylaşımlar

TOYLARIMIZ

TOYLARIMIZTATLIKUYU KÖYÜ - KORAZ TELLEMETatarlar düğüne toy derler. Toy, toymak-doymak…