BASI BAYLANDI / BAŞI BAĞLANDI
Bir yaktan kartlık ekinşi yaktan savlıktın kadirin
bilmey, om kereginnen artık paydalanuv Küntuvgan
âpendidi ayaktan yığıp, tösekke kirgistti.
Kalgan az-maz küsten ayırılıp, ol karuvsız kepte
özine dunıya man savbollaspaga vakit yetkenin
sezdi. Küntuvgan âpendidin mal-tuvarına vâris
bolıp, köp maldı özine kaldırayak bolıp oylap
yürgen kart biykesi Nazlıhannın boyındagı yanı
varisti künlep, aşuvınnan ne etpege bilmedi. Tanla
bir kün dunıyadan keşeyek bolıp turgan âpendige
özinin yas biykesi men bolmaganda 1-2 yıl tural-
maganına bek kaygırdı, yas biykege yar bolayak
ademnin baktısm künlep, neşik te om öz üyinnen
şıgarmayaktm yolm karap, sonıfi kaygısına tüsti.
Âlin bilmeğe kelgen, kişkey zamannan birge
oynap-ösken Yangazı kartka:
-Kim biledi, dunıyaga mam yok, – dep, özine bir
zat bolganday bolsa, ekinşi biykedi atasının üyine
kaytarıp yibermege, üşinşisinifi basm inişi Aytuv-
ganga baylavga dep aytsa da, yas biyke akında söz
ayta almay turdı. Köp oylandı, karuvsızlık ta tildi
bayladı. Solay da bek astalık pan yas biyke akında da
sofu sözin aytayaktan özin tıya almadı. Ol, zordan
dem alıp:
-Közim Nazlıhanda kalıp barayatır. Yas-av, bek
yas kalıp barayatır, boyı da bos tuvıl. Onın basın
baylaganday âdem de yok, – eş bolmaganda, kart
biykedin iyerşen kelgen uvılına baylavdı, ekinşi türli
aytkanda, eki kündestin birevin kelinşek, birevin âye
etüv, ögey anadı katın etüv sıyasatın özinşe bek ârüv
kördi.
Yas biykedin koyşı man bolgan baylanısın özine
katm bolsa da, azganakay bir bagayt tapkanda, koyşı
koynma kirip şıkkanmnan onın habarı yok edi.
Onday bir zattı oylap ta karamadı, onday bir zat
bolar dep esine de keltirmedi, sav-salamat zamanda
başka kirmegen zattın yanı alkımga kelip turganda
kirmeyegi mâlim. Kart kan âreketten kaldı, köp
yasap, köp zavıklar körgen, köp embekşilerdin
yelkesin kemirgen, köp analardı yılatıp, köp yaslardı
yetim kaldırgan el ağası bolıp, atlıga yol bermey,
tillige söz bermey yürgen yaşagan kart dunıyadan
keşti.
Kum maydanları arasındagı üyken kırdın tas-
tögeregine atlar saptırıp, yer-yerge habar yiberildi.
Az-avlak zamannın işinde ak termedin tögeregi
iyerli atlar, tüye yegilgen arbalar man toldı. Apen-
dilik mağa kaldı dep yürgen, apendilikke közi kız-
gan Azimurat ta, özinin yırakta bolsa da kardaşlıgım
bar dep, halktın aldmda yürse, Küntuvgan âpendige
şala bir yuvıklıgı bolgan Köşer bayga yas biykedin
basın kimge baylarlar eken dep, mal-mülki men özin
yas biykege kandidat etip koydı.
Dinşilerdin din âdetleri tamam boldı, meyitti
âketip kömdiler. Kolmdagı kazgırın basıp, köp-köp
balşık taslap, âpendidi kömip yatkan Yavgaytar
işinnen: “Kalaysın, kart basın man uyalmay, menim
baktımdı tartıp alıp edin, endi mına menim
ayagımnın astında yat”, – dep, yafudan şıga alganday
bolmassıfi dep, bari halktan da artık etip kabirdin
üstine balşıktı – topıraktı üyip başladı.
Üşi, yetisi, kırkı okılıp, ölgen süyek suvık boladı
degenşe, ölgen öldi, kutardı, Artında kalgan adanas-
karındas ölidin aytıp kaldırgan vasiyatın neşik
yerine yetkerüv akında maslagatka kiriştiler, slam
kanunları boyınşa tereke yasaldı, tıstan bari de özi
bolmaganda malına-zatına, mal başka bitken deseler
de, işinnen ar biri özinşe oyladı mal-tuvardın
semizin, üydin üykenin, atlardın yüyrigin aluvdı
ümit ettiler. Mal-tuvardan, başka kalgan zatlardan
şariat boyınşa eş bir zat tiymese de, Köşerbay
ağasının bir “es-kermesi” etip, yıynalgan mal-
tuvarlar yan-yakka şaşılıp ketpesin dep” işinnen
Nazlıhandı özine bayırlap koydı.
Ölidin şıntı vârisi bolgan Aytuvgan kart mal-
tuvar bölinip kutargan sofi, âpendidin vasiyatın
aytıp, üşinşi katının özine, dörtinşi katındı âpen-
didin üyken biykesinifi kedesine basların baylav
akında söz aştı.
Aytuvgan da, yıynalgan âdemlerdin arasında
yası üyken bir âdem bolgan son, işlerinnen razı
bolmasalar da, tıstan razılık bildirdiler, Biykelerden
soragan, olardın razılıgın algan âdem: bolmaganday,
olarga aytıp oltıruv da artık bir is dep, erkekler som
man dagırdadı kutardılar.
Süytip, endi kutıldım dep turganda, Nazlı-
hannın bası, boyı öspegen, beli begimegen on yaşlık
bir kedege baylandı, seksenge yetken karttan kutılsa
da, eski âdettin yavız zakonmnan kutıla almadı; bir
kaygı eki boldı, yüzleri sarı şeşekeydey sar-gaydı,
közderi işke battı.
Yas bala er boldı, ögey ana katın boldı. Oramda
şabısıp agaş-kamıstı at etip yürgen yas balağa
basının baylanuvı üşin Nazlıhan öz yazuvina ne
saklı yılasa da, ne taklı kaygırsa da, buzık turmısımn
yavız âdeti özinin değenin etti.
– Mine sağa dinnifl buyrıgı, mine sağa âdettin
tapşırganı, – dep Nazlıhandı eski âdettin kanuni
üyken bir termege tusnak etti: etpege isin – kullıgın
bolmay, yalıkkanday bolsan” mmav on yaşlık kededi
aşıra, sakla, bavırına bas, ol sağa yat tuvıl, ol senin
nekeli erkeğin. Yiğit bolganda, özi de anlar, ama
senin başka erkeklerge karamağa akın yok, – dep
nasiyatların bir-bir ayttı.
Bası baylandı
Bir taraftan yaşlılık, diğer taraftan sağlığın kad-
rini bilmeyip ondan gereğinden fazla faydalanma Kün-
tuvgan efendiyi elden ayaktan kesip, yatağa düşürdü.
Kalan biraz güçten de düşüp, zayıf bir halde
dünya ile vedalaşma vakti geldiğini sezdi. Küntuvgan
efendinin malına davarına varis olarak, hatırı sayılır
malı kendine bıraktırmak için düşünüp duran yaşlı
karısı, Nazhhanın karnındaki yeni varisi kıskanarak,
kızgınlığından ne edeceğini bilmedi. Yarın bir gün
dünyadan gidecek olan efendiye, genç karısı ile nere-
deyse 1-2 yıl bile beraber olamaması pek dokundu, genç
kadına yar olacak olan adamın kısmetini kıskandı, onu
bir şekilde evden çıkarmamanın yoluna bakıp bunun
kaygısına düştü.
Halini sormaya gelen, küçük zamandan beri
birlikte oynayıp büyüdüğü ihtiyar Yangazı ‘ya :
– Kim bilir, dünyaya güvenim yok, deyip kendine
bir şey olacak olsa, ikinci karısını babasının evine
gerisin geri göndermeyi, üçüncüsünün başını kardeşi
Aytuvgan’a bağlamayı düşündüğünü söylese de, genç
karısı hakkında bir şey söylemedi. Çok düşündü,
güçsüzlük de dilini bağladı. Buna rağmen oldukça
yavaş bir şekilde genç karısı hakkında da son sözü
söylemekten kendini alamadı. Zor nefes alarak:
– Gözüm Nazlıhanda kalıyor. Genç, pek genç
olarak kalacak (geride), karnı da boş değil. Onun başını
bağlayacak adam da yok. Hiç olmazsa, başını yaşlı
hanımın evlatlık gelen oğluna bağlamayı, bir başka
deyişle, iki kumanın birini gelin, diğerini kaynana edip,
üvey anayı eş etme düşüncesi kendine pek uygun geldi.
Genç kadının çoban ile olan ilişkisinden, kendine
eş olduğu halde az uygun bir zaman (rahat) buldu-
ğunda, çobanın koynuna girip çıktığından haberi
yoktu… Böyle bir şeyi düşünmedi bile, böyle bir şey
olabilir diye aklına bile getirmedi. Sağlıklı iken aklına
gelmeyen (başına girmeyen) şeyin, canı burnuna
geldiğinde gelmeyeceği malum. Yaşlı adamın kanı
çekildi. Çok yaşayıp, çok zevkler görmüş, çok emek-
çilerin ensesini kemirmiş, çok anaları ağlatıp, çok
gençleri yetim bırakmış ağa olarak, atlıya yol
vermeden, dilliye söz vermeden yaşamış olan yaşlı
adam dünyadan göçüp gitti.
Kum meydanları arasındaki büyük kırın taş çev-
resine atlar koşulup, her bir yana haber salındı. Kısa bir
zaman içinde ak çadırın çevresi eğerli atlar, deve koşulan
arabalar ile doldu. Efendilik bana kaldı diye gezen,
efendiliğe göz diken Acimurat da, uzaktan olsa da ak-
rabalığım var diye, halkın önünde yürüyen, Küntuvgan
efendiye tam olmasa da bir akrabalığı olan Köşer baya
genç hanımın başını kime bağlarlar acaba diye, mal
mülkü ile genç hanıma kendini aday edip koydu.
Din adamlarının dini vecibeleri tamamlandı,
mevtayı götürüp gömdüler. Elindeki kazmayı basıp,
çokça balçık atıp, efendiyi gömmekte olan Yavgaytar
içinden “nasılsın, ihtiyar başınla utanmadan benim
kısmetimi elimden almıştın, şimdi ayağımın altında
yat” diye yeniden çıkmasın diye, herkesten daha çok
kabrin üstüne balçığı – toprağı atmaya başladı.
Üçü, yedisi, kırkı okununca, ölmüş kemik soğuk
olur dendiği gibi, ölen öldü kurtuldu. Ardında kalan
akrabalar ölünün bıraktığı vasiyeti nasıl yerine
getirecekleri hakkında birbirlerine danışmaya başladılar.
slami kurallar gereğince tereke yapıldı, dışından hepsi
de kendisi olmadığında malına mülküne, mal başa
yeten deseler de içinden her biri kendince düşündü:
Mal-davann semizini, evin büyüğünü, atların
yüyrüğünü almayı ümit ettiler. Mal davardan başka
kalan şeylerden şeriat gereği hiç bir şey düşmese de,
Köşerbay ağasının bir hatırası olarak, toplanmış mal
davarlar sağa sola saçılıp gitmesin diye, içinden
Nazlıhanı kendine uygun gördü.
Ölünün gerçek varisi olan ihtiyar Aytuvgan mal
davar bölünüp bittikten sonra, efendinin vasiyetini dile
getirip, üçüncü hanımın kendine, dördüncü hanımın
efendinin büyük hanımının oğluna başlarının bağlan-
ması hakkında söz açtı.
Aytuvgan da, toplanan kişilerin arasında yaşı
büyük birisi olduğu için, içlerinden razı olmasalar da
dıştan rıza gösterdiler. Hanımlara soran, onların rıza-
sını alan kişi olmadığından, onlarla konuşmak lüzum-
suz bir iş diye, erkekler böylece lakırdıyı bitirdiler.
Böylece, artık kurtuldum derken, Nazlıhanın başı,
boyu büyümemiş, beli güçlenmemiş on yaşındaki bir
çocuğa bağlandı. Seksenine gelmiş ihtiyardan kurtulsa
da eski adetin kötü kanunundan kurtulamadı: Bir kaygı
iki oldu, yüzü sarı çiçek gibi sararıyor(du), gözleri içine
battı.
Küçük çocuk koca oldu, üvey ana hanım oldu.
Sokakta koşuşturup, ağaç-kamışını at edip gezen küçük
çocuğa başı bağlandığından, Nazlıhan kendi yazgısına
ne kadar ağlasa, ne kadar yansa da, bozuk düzenin
kötü adeti kendi bildiğini okudu.
– şte sana dinin buyruğu, işte sana adetin yap
dediği, – diye Nazlıhanı eski adetin kanunu büyük bir
çadıra tutsak etti: Yapacak işin gücün yoksa, sıkıl-
mışsan, bu on yaşındaki çocuğu büyüt, besle, bağrına
bas, o sana yabancı değil, o senin nikahlı kocan. Yiğit
olunca, kendi de anlar, ama senin başka erkeklere
bakmaya hakkın yok, – diye nasihatlannı bir bir söyledi.
Başı bağlandı.
