KİM AYIPLI? / KIM KUSURLU?
Baylar, âpendiler klassı ne kader şat yaşasalar
da, olardın, koyşıları, olardın eşiğinde yürgen yarlı
yabagaylardm âli bek osal edi.
Agarıp tan atuvga arkasına yırtık kurzımn ilip,
kefi maydanmn kum buyratlarmın arasmdagı ya-
vın suvı man yaynagan kişkey köllerdin boymda
yayrap yatkan koylardın artırman bir kesek ötpek
pen kara keşkeşe yüretagan Yavgaytar üşin dumya-
da zulımnan başka zat yoktay bolıp körinetagan
edi. Yası yırmadın bir neşevine yetken Yavgay-
tardın ata-babasmnan beri kelgen bu kespi oga bek
avır bolıp tiyse de, köz aldında bay balalarının
keyip-sapaları yüreğine bek avır bolsa da,
yamanlık, korlıktan kutıla almasa da, özinin
kozalarına bolgan eski duşpanlıgm yanında iyerip
yürgen Akbayınnan yasırmaytagan edi. Ol yüreği
tolıp ketken zamanlarda, ayakların sozıp, közlerin
yıltıratıp, kuyrıgm yapkan yaktan Akbayma karap:
– Akbay, sen iyt bolsan da, senin kaygındı
şegetagan Yavgaytarın bar, ama mına Yavgay-
tardm dertine yetken birev de yok, – dep özinin.
turmıs bolgan küresinde yalgızlıgm aytıp zarlansa
da, sözsiz yatkan Akbaydan yanma yagımlı bir söz
esitpegen son, koltıgma kıstırgan kamış sıbızıgm
alıp, dertine darman izlep başladı.
Kum aralarmnan esitilgen kamış sıbızıktın
avazı avaga kosılıp, nogay kırının köp yerlerine
yetişip, yas yüreklerdi âreketke keltirdi,
Dertli sıbızık.
Yanlı sıbızık.
Keregesi eskilikten sınıp, baylagan bavlarının
yalgav-yalgav tüyinnesip, bir yakka yığılmağa
turgan, öz basınnan köp zatlardı keşirgen, sırtı
ketip, pırtı kalgan kartka usagan eski termedin
közeneklerinnen ötip üyge kirgen dertli sazdın
avazı Yemiş yengeydin de köz aldma eski
zamanlardı keltirip saldı. Yas yürekler yelpindi,
isten şıgıp kalgan kart yürekler sızlandı. Dertli
sıbızıktıfi avazı yatpadı, mine değende karsı bir özi
süngi urgan bâtirlerdi, han kızların urlap kaşkan
azamatlardı köz aldına keltirdi.
Yemiş yengeydin de köz aldma yastan bay
kartka satıluvı, dört katırının arasında en yası
bolganda, üyken katmlardıfi kullıgınnan bosalmay,
kün uzağına iyttey bolıp işlevleri, akırda da karttın
ölip, almaday bolıp pişip, kulınday bolıp oynaklap
turgan bir zamanında, eski âdettin kurmanı bolıp,
bes-altı yaşlık kedege, karttın yas tetesinin asık
oynap yürgen kedesine basının baylanıp, şeşe-
keydey ömirinin yası yetpegen “kiyevdi” karap
ozuvma keseler boyı öz teni Baybayşaldıfi süytip
oynagan sıbızıgma tan kalıp olhruvları, yazdın,
yanga yağım, şatlı keselerin uykısız ozdırgan
zamanlarga kaytıp, sol islerdin bari de onm köz
aldma kelip ketti. Yürek toldı, közinnen eki bürtik
yasınm tıgırıp tüskenin bilmey kaldı.
Kır sazı, kır mum, kır derti! Sen ne zatlardı
oylatpaysıfi, sen ne zatlardı eske tüsirmeysin…
Bastan kelgen bu isler Yemiş yengeydi ne
kader oylandırsa da, onm ar barmagı bir altın dep,
el arasında iske ustalığı, şeberligi men atı şıkkan
yalgız kızı Nazlıhandı onnan em artık, orman em
katı oylandırdı.
Nazlıhannm koli isten toktaganday boldı,
dertli söz onm yüreğin kutıkladı, asta akırm
tetesinin yüzine karadı. Onın yüzinde bir dert
barday sezildi. Yanlı sıbızgıdm avazı yatpadı, bir
neşe termelerdin işine kirip, bir neşe Nazlıhanlardı
tüpsiz oylarga kaldırdı, ar birinin yüreğin kutıkladı.
Kımızdı kim işpes, kızdı kim ayttırmas dep, tanla
bir kün keleyek ayttıruvşılar, olarga berileyek
yavaplar köplerdin yüreğine kelip ketti.
Yavgaytar üysiz-esiksiz, atasız-anasız kalgan,
köringen birevdin eşiğinde yürgen Yavgaytar
özinin yumsak kılığı, tâtli tili, ârüv yüzi men
avıldagı yaslardan ayırılsa da onm ârüvliginnen,
yumsaklıgmnan, tâtli tilinnen ne hayır. Özinin
yalgız tamagın asap toydırıp yürgen Yavgaytardm
ârüvligin eğip keşeyeksinme?
Yok.
“Eş bolmasa bir otav üyi bolsa da, Nazlıhandı
soga berer edim”, – dep Yemiş yefigey kızın
Yavgaytarga berüvdi oylanadı, ama yoklık, kâriplik
birbirine tek köz karavları man yuvıklık bildirse de,
birge yaşav planın yaşavga şıgaruvga yol
koymaydı. Ekinşi yaktagı oy-pikir sonday edi. Orak
molladm aksak kedesine, Azibalta baydın sokır
kedesine kız beretaganlar köp bolsa da, yarlı – yetim
Yavgaytarga âzir kızdı eplevşi de yok edi.
Yavgaytardm dertli sıbızgısı onıfi sosı kaygı-
larına ortaklasatagan birden bir dosı, onm dertli
yüreğin bosatatagan birden bir darmanı edi. Soga
köre ol ar zaman basma oy kelgende, kamış
sıbızgıdı söyletetagan edi.
Mine kâriplik ne etedi!
Bu islerge kim ayıplı?
Baylar, efendiler güruhu ne kadar mutlu yaşasalar
da, onların çobanlan, onların kapısında çalışan fakir
hizmetçilerin hali çok kötü idi.
Agarıp şafak sökerken sırtına yırtık bir heybe takıp,
geniş meydanın kum tepelerinin sırtlan arasındaki
yağmur suyuyla parlayan küçük göllerin boyunda
dağılıp yatan koyunların ardından bir parça ekmekle gece
yansına kadar çalışan Yavgaytar için dünyada
zulümden başka bir şey yokmuş gibi görünüyordu. Yaşı
yirmilere yetmiş Yavgaytarın atalarından beri gelen bu
meslek ona pek ağır gelse de, göz önündeki zengin
çocuklarının keyifleri sofaları yüreğine pek dokunsa da,
kötü hareketten horlanmadan kurtulamasa da, kendi
efendilerine olan eski düşmanlığını yanında gezen
Akbayından saklamıyordu. O yüreğinin dolduğu za-
manlarda ayaklarını uzatıp, gözlerini parlatarak kuyruk
tarafından Akbayına bakıp:
– Akbay, sen it olsan da, senin kaygını çeken
Yavgaytarın var, ama bu Yavgaytarın derdine yeten hiç
kimse yok, – deyip kendinin adet üzre olan mücadelesinde
yalnızlığını anlatıp dertlense de, söz söylemeden yatan
Akbaydan cana yakın bir söz işitmediği için, koltuğuna
kıstırdığı kamış kavalını alıp, derdine derman aramaya
başladı.
Kum aralarından işitilen kamış kavalın sesi havaya
karışıp, Nogay bozkırının pek çok yerlerine yetişip, genç
yürekleri harekete geçirdi.
Dertli kaval.
Canlı kaval.
Keregesi
1
eskilikten kırılmış, bağlan uzayıp uzayıp
düğümleşmiş, bir tarafa yıkılmaya durmuş, pek çok şey
görmüş geçirmiş, ahi gidip vahi kalmış ihtiyara
benzeyen eski keçe çadırın gözeneklerinden geçerek içeri
giren dertli sazın avazı Yemiş yengenin de gözünün
önüne eski zamanlan getirdi. Genç yürekler
hareketlendi, işi bitmiş yaşlı yürekler sızlandı. Dertli
kavalın avazı dinmedi, güçlü, şanlı, şöhretli, süngü
vuran kahramanları, han kızlarını alıp kaçıran
babayiğitleri göz önüne getirdi.
Yemiş yengenin de gözünün önüne gençliğinde
zengin bir yaşlı adamla evlendirilişi, dört hanımın
arasında en genci olduğundan, büyük hanımların
işlerinden kurtulmaksızın, gün boyu it gibi çalışmaları,
sonunda da yaşlı adam öldükten sonra, elma gibi
olgunlaşıp tay gibi sıçrayıp oynadığı bir zamanda eski
adetin kurbanı olup, beş altı yaşındaki bir erkek çocuğa,
ihtiyarın, bir küçük kardeşinin aşık oynayıp gezen oğluna
başının bağlanması, çiçek gibi ömrünün yaşı
olgunlaşmamış “güveye” bakarak geçişi, geceler boyu
arkadaşı Baybayşahn böyle çalan kavalına gıpta ederek
oturuşları geldi. Yazın cana yakın, mutlu gecelerinin
uykusuz geçen zamanlarına geri dönüp, bu işlerin hepsi
de gözünün önünden gelip geçti. Yüreği doldu, gözünden
iki damla yaşının yuvarlanıp düştüğünü fark etmedi.
Bozkır sazı, bozkır bunu, bozkır derdi! Sen neleri
düşündürmezsin, neleri akla düşürmezsin…
Başa gelen bu işler Yemiş yengeyi ne kadar dü-
şünceye sevketse de, onun on parmağında on hüner var
1
diye, il içinde işe ustalığı, becerikliliği ile adı çıkan tek
kızı Nazlıhanı ondan daha çok daha koyu bir düşünceye
şevketti.
Nazhhanın eli işe varmaz oldu, dertli söz onun
yüreğini gıcıkladı, yavaşça anasının yüzüne baktı. Onun
yüzünde bir dert varmış gibi sezildi. Canlı kavalın avazı
dinmedi, nice keçe çadırların içine girip, nice Nazlı-
hanları sonsuz düşüncelerde bıraktı, her birisinin
yüreğini gıcıkladı. Kımızı kim içmez, kızı kim istetmez
diye yarın bir gün gelecek dünürcüler, onlara verilecek
cevaplar çoklarının yüreğine gelip gitti.
Yavgaytar, evsiz barksız, anasız babasız kalmış,
tanınmış birisinin hizmetinde çalışan Yavgaytar
yumuşak tavrı, tatlı dili, iyi yüzü ile köydeki gençlerden
farklı olsa da, onun iyiliğinden yumuşaklığından, tatlı
dilinden ne fayda. Tek kendi damağını doyurup gezen
Yavgaytarın iyiliğini ekip geçinecek misin?.
Yok.
“Hiç olmazsa bir göz evi olsaydı, Nazlıhanı ona
verirdim “, – diye Yemiş yenge kızını Yavgaytara vermeyi
düşünüyor, ama yokluk gariplik, birbirlerine bakışarak
ısınsalar da, birlikte yaşama planını hayata geçirmeye
imkan vermiyor. Diğer taraftan düşünce şöyle idi. Orak
Mollanın aksak oğluna, zengin Hacıbalta ‘nın kör oğluna
kız verenler çok olsa da, fakir yetim Yavgaytara hali
hazırdaki kızı isteyen bile yok idi.
Yavgaytann dertli kavalı onun bu kaygılarına
ortaklık eden dostu, dertli yüreğini boşaltmaya bire bir
dermanı idi. Bunun için her zaman düşüncelere
daldığında, kamış kavalı söyletiyordu.
îşte gariplik ne eder! Bu
işlerde suç kimin?
