0 Comments

NEVZAT YUSUF SARIGÖL DEN BİR HIDRELLEZ HİKAYESİ

TABANIMA GÖMELEK ÇAKTIM… / AYAĞIMA KELEBEK SÛRDUM…
Nadir ilkbahar kelmesini telaşman bekliy. Uzun kış gecelerinde, töşekke kirgende, üstüne mavi yorganın capkanda, bilgen duaların okıgan sonra akili gene şo kelecek küneşli, cavınlı künlerge kete.
Her kün anasından KIDIRLEZ GE ne kadar taa bar ekenin soray. Anası da onı eş kırmadan parmaklarıman esaplap, esaplap ayta. Şimdiden ta-savır ura ve öz özine konışa: “Ey şo mübarek bahar bir kelse de, biz ballar, köyimizin deresindeki yeşilliklerde toya toya oynasak. Kidirlez bayramında mayli kalakaylarnı tıgırtsak. Ama en bek ve en bek şo koşı, şabışınak künün kelmesin bekliymen. Bo sene, Alla kismet etse, bo sene tabanına köp, bekköp gömelek cagacakman. Sora körer onlar kim ozacak bo seferi birincilikni kim alacak” dep tü-şüne, taşma yukuga dalıp kete.Köynin Kıbla-Künbatı bayırında karlar yavaşyavaş irimege başladı. Sular derede kolcikke top-laşa. Karların astından, ilkbaharın müjdecisi, ak-bardaklar, navrez şeşekleri şikmaga başladı
kökte sürü sürü turnalar tizilip oktay bolıp, kaytıp keleler. Köp geşmeden karılgaşlar da kelecek…Nadir okuldan keldi, ders kitapların odanın ortasına attı. Anası üyle yemeğin âzirlemege şahsa.Azbar kapısından Anis bakıra:- Ey, aydı, kayda kaldın kelse ‘la Nadir, el aydı, salt bol, derege cumran tutmağa ketecekmiz, aydı.Bonı eşitken Nadir anasın kurgan sofrasına karamadan, kolına balaban bir tilim ötmekmen birkesek pener alıp ketti… Tam azbar kapısına barganda aldına közi kaverenkli güzel Mondır iti peyda boldı. İt cutkuna. Nadir bir itke karadı, bir de kapıda beklegen Anis’ke ve en sonında:- Al, senin kismetin eken, dedi, ve ötmeken penerni itke berdi. Konışa, korusa derege kettiler. Köp su toplaşkan. Cumran teşiklerin, yuvaların taptılar. Şimdi bo yuvalarga su kuyacaklar. Anis kolında tayagm cumranm yuvasına tıgıp karadı. – Ula, bek deren eken, boğa köp su keregecek, dedi. Onlarına, sollarına karadılar su taşımağa bir- şiyler karadılar. En sonında gene Anis, Nadir’gekarap: -Dostum, başka şare yok kalpaklanmızmantaşıycakmız, dedi ve arkadaşın kalpağına karadı. Nadir’in başında canı tigilgen kara bir kalpak. Bo kışın kaş kere Moş Vilku’ga ogradı, kalpağı âzir bolgaşık. Anis’in başında abiysinden kalgan eski bir kalpak… Taşımağa başladılar kalpaklarıman,suvık suga daldırıp daldırıp alalar aceli aceli cum-ran yuvasına ketirip kuyalar, kuyalar ama su yok bolıp kete toprağın astına. Köp su taşısalar da eşbir türli yuvanı totıralmadılar. En sonında vaz-geştiler. Kalpakların sıkkanda kara kirli su aga. Cumran tutalmadılar, kalpakları şırkman şirk su…Nadir üylerine kaytıp kelgende azbar ka-pısında Mondır iti beklep tura edi. Yavaş üyge kirdi suli kalpağın peşin artına caşırdı. Akşam peşcanganda, ertengeşik kurur dep. Eski kalpağın tabip kiydi. Erten okulga ketecekte peşin artından kalpağın aldı, kurugan, aru de cuvılgan. Başınasaldı ama, kalpak başın töbesinde kala, suga kirgenciyılgan, cumulgan, kişkene kalgan, bir eki sozdıama… yok, bolmay. Gene eski kalpağın kiydi.İşte Kidirlez keldi, yarın köynin cemaati ca-minin azbarma toplaşıp yemek aşaycaklar. Köy-deki kartanaylar, caş kelinşekler ertesi kün üşünâzirleneler. Kidirlez yemeğin aşagan sora ballar derege ketip şabışacaklar. Köriyik bo sene kim oza-cak eken, kim?Nadir bütün kün gömelek tutmağa ograştı. Ensonunda köpten köp gömelek tutti. Koraların bir köşesine yuva yaşadı ve ekinci kün ertengeşik o yerge gömeleklerin saklaycak… sora tabanına cagacak. Ekindi bolganda o gene gömelek kuvalap cüre edi.Akşam boldı, anası güzel yemekler âzirlegen. Bo akşam, Alla kismet etse, kaşikbörek, kaşikbörek aşaycaklar. Konanı saldılar, ablaları kardaşlarıbütün ailesi yanaştılar. Sıcak kaşikböreknin üstüne taze nane ve katık kuydılar. Nadir sofraga otır-ganda ayakların sızlaganın farkına bardı: köp cu-vırdı gömelek tutmak üşün. Aldında tastaki ye-meğin sıcak buvları yavaş yokarı sizilip, köterilip kete. Aşamaga başladı. Bir eki kaşik algan sora tas-taki kasikbörekler gömelek bolganlar. Em tür-lüsinden: mavi gömelekler, sarı gömelekler ka-natlarında kaverenkli benekleri bar. Kaverenkli kanatları türli renkten gömelekler Nadir’in tasında vıcır vıcır kaynaşalar. Kolmda kaşığı, közin taska tikken aşamaga unutkan.Anası:-Ay bala, Nadir, ne boldı, ne aşamaysın, ne boldı? değende öz özine keldi. Tastaki gömeleklergene kaşikbörek boldılar. Aşamaga başladı. Kapıda aruşe Mondır iti karap karap cutkuna. Közleri cıltır cıltır ete. Bir de aru etip karasa Mondır itineki bözi bolgan yerine eki gömelek, eki kaverenkli gömelek. Balaban kanatların cayganlar uşmaga âzirleneler. Bo seferi de, kolumda kaşıgıman, Mondir itine karap kaldı. Gene aşamaga unıttı. Anası Nadir’ge şölendi:
– Aydı, oynayberme, aşaycak bolsan aşa, sora sofranı ciyacakman, değende itin közindeki gö melekler uşup kettiler.Anası sofranı topladı. Nadir balaban otın başına barıp otırdı. Ayakları sızlay. Köp geşmeden anası, sofranı toplagan sora o da otın başına kelip,külge, cıllı sıcak külge kömüli turgan şoyın ku-mandan su alıp cezbege kuydı, kave pişirecek. Nadir anasın canbaşına yaslanıp çattı.-Özim ulum özekten, özim ulum. Menim yeşil köz ulum. Özim, ulum özekten başkalarınkıtezekten, özim akıllı ulum, dep anası Nadir’ni süye. O da otka karap çatır. Ot aru tutuşkan, ca-lınları yukarı yükselip, yükselip kete… Bir de ka-rasa ne körsin? Otın calınlarında sürü sürü gö-melekler oynaşlar, oynaşlar, sora şıgaraktansüzülüp gecenin karanlığına yok bolıp keteler. Köpvakit bonlarga karap kaldı.Anası:
– Aydı ulum, yukun kelgen, kir odağa da cat, töşegin saldım.Nadir cıllı ot başından dogrı töşekke kirdi; üs-tüne yorganın tartkanda ayakların sızlaganın gene farkına bardı. Bilgen duvakum okıdı ve yukuga,tatlı yukuga daldı ketti
Nadir ertenmen turganda, anası peşten maylı kalakay şigargan, ot başında kazanda kozı etinden naneli sorpa, damli botka âzirlegenin kördi.Koranın köşesindeki gömeleklerni saklagan yuvağa barıp karadı… Karadı ama, közi ne körsin?Gömelekler ölgenler, bir birisinin üstüne kelip ölip kalganlar. Bo manzaranı körgen Nadir bek tönildi. Kaverenkli, mavi, sarı irili ufaklı gömelekler ölgenler, ölgenler ne yazık, yazık. Gene bolsa da bo öli gömeleklerni alıp tabanına çaktı. Gömeleklerin kanatlarındaki ufak, bek ufak unday toz parmaklarına sindi, küneşke karaganda tam bir kurt-kaşanin renklerindiy bölip körine. Eki ayağının ta-banına bol bol, öli bolsa da, gömelek çaktı. Biraz cuvırıp karadı, üstünde bir cengillik tüya. Anası bakıra:
– Ay bala, ay bala. Nadir, kel aydı camige ke- teceksin, kel canı urbaların hazirledim, kel ulumkel. Nadir canı urbaların kiydi, belinde kuşağın arasına şcşekli agaş kaşikni kıstırdı. Tam bo sırada azbar kapısında Redip men Nazif, onlar da canı ur baların kiygenlcr, canı, balaban kaşıkların kuşak arasına kıstırganlar, bakıralar. Üşevi de konışa ko- nışa caminin azbarına bardılar. Köynin cemaati toplaştı. Sofralar kuraldı. Ballar toplaşıp özlerin aralarında komşalar, şakalaşalar. Damli, damli ye- mcklerni aşagan sora dua ettiler. Ballar toplaşıp derege kettiler. Şabışacaklar. Nadir’ini cüregi “gümgüm” ata. Bek telaşli, Bo sene birincilik almak istiy. Ballar sıraga tizildiler. Boseneki koşı derede Zekerya akayın kuyusmdan tap Şapkeli Kaya’nm torasma kadar ve ondan gerisi geri Zekerya akayın kuyısmaşık. Onında Nazif, solında ise Romı. Tamo sırada Romi bir eki gömelek tuttı ve tabanına çaktı, sora bir ileri bir geri cuvırmaga başladı. Bal ların aldına Paşa şıktı: – Ey, karanız bugün şabışacaksınız, ama karam yok, kim karam etse oyınga alınmaycak. Şapkeli Kaya astında sizni Redip men Anis bek- liycek; onlarnı aylanacaksınız, kim aylanmasa sayılmaycak. Anlaştık mı? Ey siz, şuvaliyler aydı bir kenarı, colnı kapamanız! Karanız men üşkeşik sa- yacakman, dedi. Azır boldmız mı? Aydı be Romi oynaklay berme, geşe sıraga “bir, eki, üş” dedi ve ballar bara kuvetlerimen cuvırmaga başladılar. Nadir aru cönedi, ilerde kete. Colnm yarışma kel-gende tabanına bir tegenek kirdi, otırıp şıgarmak istese de vakit kayıp etmemek üşün tırıstı, cuvırmaga devam etti. Şapkeli Kayanın astına kelgende Redip men Anıs’ni aylanganda: -Aydı aruvsin, aruvsin şimdilik birincisin,aydi Nadir, bir gayret, dedi Redif.Mezarlığın torasına kelgende közin kıyınman Hamdi’ni kördi, arttan bek izli kele. Birkaş vakit sora közlerin aldında Hamdi’nın kara işkölmegin celbiregenin kördi. Taa bek tırıstı ama, bo kadar eken… Ekinci keldi. Zekerya akayın kültöbesine canı esmer kızlar toplaşkanlar, bakırşalar, kol şapırdatalar. Nadir bir onlarga karadı sora taze otkaotırıp tabanın sipalay ve öz özine kanışa: “Gömelekler ölmegen bolsa körer edi onlar kim ozacagın, körer ediler” diy. Ballar gene bir yerge top-laştılar, özlerin aralarında külüşeler, oynaşalar.Nadir üylerine kaytayatır. Onın artından Latif bakıra:- Ey, ey kayda ketesin kelse ‘la, kel kaytma şimdi Romi man Memdu türtüşecekler, baş tıkaşacaklar, kel aydı, kel. Nadir aylanıp kokman “kelmiymen” değen bir işaret etti.Azbar kapılarına barganda Mondır iti beklep tura edi. İtin başın sipaladı, moynın kuşaklap: “Eymenim akıllı, menim aruşe itim, bo sene de bi-rincilik alamadık katiyik, gömelekler meni er-tengeşik beklegen yoklar, ölgenler; öli gömelek çaktım tabanıma bonın üşün alamadık birincilikni, katiyim menim akilli itim. Endi, Ala kismet etse,kelecek sene, menim güzel itim, özim akilli itim”dep kuşaklap konışkanda boğazına kelip bir şiy saplandı, cılayalmay.- Ay bala, Nadir, ay bala kel aydı, kel kara, men sağa neler pişirdim, neler pişirdim,kel menim özim yeşil köz ulum.Ulum ulum ultanı, Çiğitlerin Sultanı, Ulum, ulum ultanaUluma kelir yüz tana Üleştirir kartana… Kaktanaga başı bitli, Köti kurtlı bir tana.Özim ulum özekten, başkalarınkı tezekten, kel menim yeşilay ulum kel, sağa mayii mayii kalakayberiyim, dep anası Nadir’in başın siypalay.Nadir’in babası atların arabaga çekken, şal-gısm kayrakman kayray em uluna seslene:-Ey evlat, aydı ulum pişen salmağa ke-tecekmiz, aydı âzir tarlalarnı da gezermiş, köriyikneday bolgan eken ekken kızılşamız, diy. Arabagaminip köynin kiblasında bolgan tarlalarına kettiler.Deredeki balalar üylerine katkanlar. Sade Zekerya Akayın kültöbesinde bir kaş kız otırıp özlerin ara-sında birşiyler koraşıp külüşeler, kimbile ne ko-nuşalar, belki onlar da gömelek tutkanlardır, kim bile, belki… Nadir babasın katında otırgan ve tü-şüne: “Bo senede tabanıma gömdok çaktım ama…”

Nadir ilkbahar(ın) gelmesini telâşla bekliyor. Uzunkış gecelerinde, yatağa girdiği zaman, üstüne mavi yor-ganını örtünce bildiği duaları okuduktan sonra aklı gene şu gelecek güneşli, yağmurlu günlere gidiyor. Her gün annesinden Hıdırellez’e ne kadar daha var olduğunu so-ruyor. Annesi de onu hiç kırmadan parmaklarıyla he-saplaya hesaplaya söylüyor. Şimdiden hayal kuruyor ve kendi kendine konuşuyor: “Ey şu mübarek bahar bir gele de, biz çocuklar, köyümüzün deresindeki ye-şilliklerde doya doya oynaşarak Hıdrellez bayramında yağlı kalakayları (çörekleri) yuvarlasak. Ama en çok veen çok şu koşu, yarışma gününün gelmesini bekliyorum.Bu sene, Allah kısmet ederse, bu sene ayağıma çok, pek çok kelebek yakacağım. Sonra onlar görür kim geçecekbu sefer, birinciliği kim alacak” diye düşüne taşına uy-kuya dalıp gidiyor.Köyün güney-batı bayırında karlar yavaş yavaşerimeye başladı. Sular derede gölcüğe toplanıyor. Kar-ların altından, ilkbaharın müjdecisi, ak bardaklar nev-ruz çiçekleri çıkmaya başladı. Mavi gökte sürü sürü turnalar dizilip ok gibi olup, geri dönüp geliyorlar. Çok geçmeden kırlangıçlar da gelecek…Nadir okuldan geldi, ders kitaplarını odanın or-tasına attı. Annesi öğle yemeğini hazırlamaya çalışıyor.Bahçe kapısından Anis bağırıyor:-Ey, haydi, nerede kaldın gelsene ‘la Nadir, gelhaydi, çabuk ol, dereye gelinciğe tutmaya gideceğiz, haydi.Bunu işiten Nadir annesinin kurduğu sofraya bak-madan, eline büyük bir dilim ekmekle bir parça peyniralıp gitti… Tam bahçe kapısına varınca önüne kah-verengi gözlü güzel Mandır köpeği çıktı. Köpek yut-kunuyor. Nadir bir köpeğe baktı, bir de kapıda bekleyen Anis ‘e ve en sonunda:-Al, senin kısmetinmiş, dedi ve ekmekle peyniriköpeğe verdi. Konuşa konuşa dereye gittiler. Çok su top-lanmış. Cumran deliklerini, yuvalarını buldular. Şimdi bu yuvalara su koyacaklar. Anis elindeki sopasını cum-ranın yuvasına sokup baktı.- Ulan çok derinmiş, buna çok su gerekecek, dedi. Sağlarına sollarına baktılar, su taşımak için bir şeylerbaktılar. En sonunda gene Anis, Nadir’e bakıp:-Dostum, başka çare yok kalpaklarımızla ta-şıyacağız dedi ve arkadaşının kalpağına baktı. Nadir’inbaşında yeni dikilen kara bir kalpak. Bu kışın kaç kere Moş Vilku ‘ya uğradı, kalpağı hazır olana kadar. Anis ‘inbaşında ağabeyinden kalan eski bir kalpak… Kalpaklarla taşımaya başladılar, soğuk suya daldırıp daldırıp alı-yorlar, acele acele cumran yuvasına getirip koyuyorlar, koyuyorlar ama su, toprağın altına yok olup gidiyor.Çok su taşısalar da hiçbir şekilde yuvayı dol-duramadüar. En sonunda vazgeçtiler. Kalpaklarını sı-kınca kara, kirli su akıyor. Cumran tutamadılar, kal-pakları sırılsıklam su…Nadir evlerine geri dönüp geldiği zaman bahçe kapısında Mandır köpeği bekliyordu. Yavaşça eve girdi,sulu kalpağını hemen arkasına sakladı. Akşam ocak yanınca, sabaha kadar kurur diye eski kalpağını bulupgiydi. Sabah okula gideceği zaman ocağın arkasından kalpağını aldı, kurumuş, iyice de yıkanmış. Başınakoydu ama, kalpak başının tepesinde kalıyor. Suya gir-miş, toplanmış, yumulmuş, küçük kalmış, bir iki sür-dürdü ama… yok, olmuyor. Gene eski kalpağın, giydi.İşte Hıdrellez geldi, yarın köyün cemaati caminin bahçesine toplanıp yemek yiyecekler. Köydeki büyük an-neler, genç gelinler ertesi gün için hazırlanıyorlar. Hıd-rellez yemeğini yedikten sonra çocuklar dereye gidip koşu yarışı yapacaklar. Görelim bu sene kim geçecekmiş, kim?Nadir bütün gün kelebek tutmaya uğraştı. En so-nunda oldukça fazla kelebek tuttu. Duvarların bir kö-şesine yuva yaptı ve ikinci gün sabaha kadar oraya kelebeklerini saklayacak… sonra sürecek yakacak. İkindi olunca o gene kelebek kovalayıp dolaşıyordu.Akşam oldu, annesi güzel yemekler hazırlamış. Bu akşam allah kısmet ederse, kaşikbörek yiyecekler. Taha tepsiyi koydular, ablaları, kardeşleri, bütün ailesi ya-naştılar. Sıcak kaşıkböreğin üstüne taze nane ve yoğurt koydular. Nadir sofraya oturunca ayaklarının sız-ladığının farkına vardı, çok koştu kelebek tutmak için. Önünde (bulunan) tastaki yemeğin sıcak buharı yavaş(yavaş) yukarı süzülüp yükseliyor. Yemeğe başladı. Biriki kaşık aldıktan sonra tastaki kasikbörekler kelebek ol-muşlar. Hem her türünden; mavi kelebekler san ke-lebekler kanatlarında kahverenkli benekleri var. Kahverenkli kanatlan (olan) çeşitli renkteki kelebekler Nadir’in tasında vızır vızır kaynaşıyorlar. Elinde ka-şığı, közünü tasa dikmiş, yemeği unutmuş.Annesi:- Ayy yavrum, Nadir, ne oldu, niçin yemiyorsun, ne oldu? deyince kendine geldi. Tastaki kelebekler gene kaşikbörek oldular. Yemeğe başladı. Kapıda güzel Man-dır köpeği bakıp bakıp yutkunuyor. Gözleri pırıl pırıl parlıyor. Bir de iyice baksa Mandır köpeğinin iki gö-zünün olduğu yere, iki kelebek, iki kahverenkli kelebek. Büyük kanatlarını yaymışlar, uçmaya hazırlanıyorlar. Bu sefer de elindeki kaşığıyla, Mandır köpeğine ba-kakaldı. Gene yemek yemeyi unuttu. Annesi Nadir’esöylendi:-Haydi, oynayıp durma, yiyeceksen ye, sonra sofrayı toplayacağım, deyince köpeğin gözündeki ke-lebekler uçup gittiler.Annesi sofrayı topladı. Nadir büyük ateşin başına gidip oturdu. Ayakları sızlıyor. Çok geçmeden annesi, sofrayı topladıktan sonra, o da ateşin başına gidip, küle, ılık, sıcak küle gönülü duran şüyün ibrikten su alıp cezveye koydu, kahve pişirecek. Nadir annesinin ya-nıbaşına yaslanıp yattı.Kendi oğlum canımdan, kendi oğlum. Benim yeşilgözlü oğlum diye annesi Nadir’i seviyor. O da ateşe ba-kıyor. Ateş iyi tutuşmuş, alevleri yukarı yüksele yükselegidiyor… Bir de baksa ne görsün? Ateşin alevlerindesürü sürü kelebekler oynaşıyorlar, oynaşıyorlar, sonrabacadan süzülüp gecenin karanlığına yok olup gi-diyorlar. Çok zaman bunlara bakakaldı.Annesi:-Haydi oğlum, uykun gelmiş, gir odaya da yat,yatağını koydum.Nadir ılık ateş başından doğru döşeğe girdi, üstüne yorganını çekince ayaklarının sızladığının gene farkınavardı. Bildiği duaları okudu ve uykuya, tatlı uykuya daldı gitti.
Nadir erkenden kalkınca annesinin ocaktan yağlıkalakay (börek) çıkardığını, ateş başında kazanda kuzuetinden naneli sorpa (kuzu etinden yapılan çorba) lez-zetli pilav hazırladığını gördü.Avlunun köşesindeki kelebekleri sakladığı yuvaya gidip baktı… Baktı ama, gözü ne görsün? Gömelekler öl-müşler, birbirinin üstüne gelip ölmüşler. Bu manzarayıgören Nadir vazgeçti. Kahverengi, mavi, san, irili ufaklıkelebekler ölmüşler ne yazık, yazık. Gene (böyle) olsabile bu ölü kelebekleri alıp tabanına sürdü. Gömeleklerinkanatlarındaki ufak, çok ufak un gibi toz, parmaklarınabulaştı, güneşe bakınca tam bir kurtkaşının renkleri gibi olup görünüyor. İki ayağının tabanına bol bol, ölü olsa da, kelebek sürdü. Biraz koşup baktı, üstünde bir hafiflik hissediyor. Annesi bağırıyor:- Ay yavrum, ay yavrum, Nadir, gel haydi camiye gideceksin, gel yeni elbiselerini hazırladım, gel oğlumgel. Nadir yeni elbiselerini giydi, belindeki kuşağının arasına çiçekli ağaç kaşığı kıstırdı. Tam bu sırada bahçe kapısında Redip ile Nazif, onlar da yeni elbiselerini giy mişler, yeni, büyük kaşıklarım kuşak arasına kıs tırmışlar, bağırıyorlar. Üçü de konuşa konuşa caminin bahçesine vardılar. Köyün cemaati toplandı. Sofralar kuruldu. Çocuklar toplaşıp kendi aralarında ko nuşuyorlar, şakalaşıyorlar. Lezzetli lezzetli yemekleri yedikten sonra dua ettiler. Çocuklar toplanıp dereye gittiler. Yarışacaklar. Nadir’in yüreği “güm güm” atıyor. Çok telâşlı. Bu sene birincilik almak istiyor. Çocuklar sıraya dizildiler. Bu seneki koşu derede Zekeriya ağanın kuyusundan taa Şapkeli (Şapkalı) Kayanın torasına kadar ve ondan gerisin geri Zekeriya ağanın ku yusuna kadar. Sağında Nazif, solunda ise Romi. Tam osırada Romi bir iki kelebek tuttu ve ayağına sürdü,sonra bir ileri bir geri koşmaya başladı. Çocukların önüne Paşa çıktı: – Ey, bakın bu gün yarışacaksınız, ama haramyok, kim haram ederse oyuna alınmayacak. Şapkeli Kaya altında sizi Redip ile Anis bekleyecek; onları dö neceksiniz, kimi dönmezse sayılmayacak. Anlaştık mı? Hey siz, ufaklıklar haydi, bir kenara, yolu kapatmayın1. Bakın ben üçe kadar sayacağım, dedi. Hazır oldunuz mu? Haydi be Romı oynayıp durma, geç sıraya “bir, iki, üç” dedi ve çocuklar var kuvvetleriyle koşmaya başladılar. Nadir iyi yöneldi, ilerde gidiyor. Yolun ya nsına gelince tabanına bir diken girdi, oturup çıkarmak istese de vakit kaybetmemek için direndi, koşmayadevam etti. Şapkeli Kaya’nm altına gelince Redip ileAnis ‘i dönünce: -Haydi iyisin, iyisin şimdilik birincisin, haydi. Nadir, bir gayret, dedi Redif.Mezarlığın torasına gelince gözünün kenarı ile Hamdi’yi gördü, arkadan çok hızlı geliyor. Birkaçvakit sonra gözlerinin önünde Hamdi’nin kara içgömleğinin hafifçe dalgalandığını gördü. Daha çok gayret etti, ama bu kadarmış… ikinci geldi. Zekeriyaağanın kültöbesine yeni esmer kızlar toplanmışlar, bağrışıyorlar, el çırpıyorlar. Nadir bir onlara baktısonra taze ateşe oturup ayağını sıvazlıyor ve kendikendine konuşuyor: “Gömelekler ölmemiş olsa onlar görürdü kimin geçeceğini, görürlerdi” diyor. Çocuklar gene bir yere toplandılar, kendi aralarında gü-lüşüyorlar, oynaşıyorlar.Nadir evlerine dönüyor. Onun arkasından Latif ba-ğırıyor:-Hey, hey nereye gidiyorsun gelsene ‘lan, gel, dönme, şimdi Romi ile Memdu toslaşacaklar, baş ta-kışacaklar (baş çarpışacaklar), gel haydi, gel. Nadirdönüp eliyle “gelmiyorum” anlamında bir işaret yaptı.Bahçe kapılarına varınca Mandır köpeği bek-liyordu. Köpeğin başını sıvazladı, boynunu kucaklayıp:”Ey benim akıllı, benim güzel köpeğim, bu sene de bi-rincilik alamadık, ne yapalım, kelebekler beni sabaha kadar beklememişler, ölmüşler, ölü kelebek sürdüm ta-banıma, bunun için alamadık birinciliği, ne yapayım benim akıllı köpeğim. Artık Allah kısmet ederse, gelecek sene, benim güzel köpeğim, kendi akıllı köpeğim” diyekucaklayıp konuşunca boğazına gelip bir şey saplandı, ağlayamıyor.- Ay yavrum, Nadir, ay yavrum gel haydi, gel bak,ben sana neler pişirdim, neler pişirdim, gel benim kendiyeşil gözlü oğlum.Oğlum oğlum ultanıYiğitlerin sultanı Oğlum oğlum ultana Oğlumagelir yüz dana Paylaştırır büyük anne Büyük anneye başı bitli Götü kurtlu birdanaKendi oğlum canımdan, gel benim yeşilay oğlum,sana yağlı yağlı çörek vereyim, diye annesi Nadir’in ba-şını okşuyo- (sıvazlıyor).Nadir’in babası atlarını arabaya koşmuş, biçim ale-tini bileğiyle biliyor, hem de oğluna sesleniyor:-Hey evlât, haydi oğlum ot biçmeye gideceğiz, haydi hazır tarlaları da gezeriz, görelim nasıl olmuşacaba kızılşamız, diyor. Arabaya binip köyün güneyinde olan tarlalarına gittiler. Deredeki çocuklar evlerine dönmüşler. Sadece Zekeriya ağanın, kültöbesinde birkaçkız oturup kendi aralarında bir şeyler konuşup, gü-lüşüyorlar; kimbilir ne konuşuyorlar, belki onlar da ke-lebek tutmuşlardır, kim bilir, belki:.. Nadir babasının yanında oturmuş ve düşünüyor. “Bu sene de tabanıma kelebek sürdüm ama…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Paylaşımlar