KİŞİ ÖLÜR, HAYAT ÖLMEZ
Altay Kerim
(Köstence, 1937 -)
Keşe saat onbuşuk kararlarinda bom-
bardament başlaginman balasi şagasi, karti-
kurtkasi can kurtarmak kavlimen, özlerin, kapidan
tişarga atip, bazilari cantayip-tonkayip, anav bir-
leri de celdiy cuvrip tranşiyge siyiktilar. Herkez
tranşiyge caşindik değende, bir karasalar, Mu
:
kadder daday eksik. Köstenci’den kelecek kocasin
beklep üyde kalgani şo yerde anlaşildi.
– Menmen, değen kocasina:
– Kayda kaldifi dep kapini aşayatirganda, bir
patlak artindan her yer kündüzdiy cap-carik boldi.
-Vay akay, candik, Germanlar koyimizni tu-
taştirip cagayatirlar mi şo? Kocasi Ferit’in şirayi
apaşik akaylik cesaretin gaytmay:
-Korkma apakay, korkma, German askerleri
Urus Amerikan avyonlarin carikta körmek üşün en
kuvvetli raketalarin kullandilar. Biz, kapi tübünde
kaltiracaşi tranşiyge kaşayik degenimen, Kunbatar
betke cönep, kollari birbirlerine kirtleşken, özlerin
tranşiyge attilar. Nene-babalarin körgenimen, eki
yaşinda kencesinden ondört yaşinda üyken uUarina
kadar kuvanştan canlari yerine keldi. Rekata carigi
söner-sönmez Köstenci bette, Karadeniz boyinda
başlagan ölim-kalim farpişmasi hem de bombalar,
uzaktan avur-avur eşitilmege başladi. Bir kaş da-
kika sinde, Köstenci’nin kiblasinda” 20 kilometre
uzaklikta köyimizin, mailemizin, tranşiymizin üs-
tünde avyonlarin uşkanday bolip eşitilmesi güm-
Gece saat onbuçuk bombardıman başlar başlamaz
çoluğu çocuğu, yaşlı adamları, zavallı kadınları, can
kurtarmak sözüyle, kendilerini kapıdan dışarı atıp, ba-
zıları yıkılarak, öbürleri de yel gibi, koşup sığdılar. Her-
kes sipere gizlendik deyince, bir bakıyorlar Mukadder
abla eksik. Köstence’den gelecek kocasını bekleyip evde
kaldığı orada anlaşıldı.
– Benim, diyen kocasına.
– Nerede kaldın diye kapıyı açarken, bir patlak ar
kasından her yer gündüz gibi aydınlandı.
– Vay, adam, yandık, Almanlar köyümüzü tu
tuşturup yakıyorlar mı? Kocası Ferit’in yüzünün rengi
apaçık, erkeklik cesaretini kaybetmeden:
-Hanım korkma, korma, Alman askerleri, Rus,
Amerikan (avyonlarin) aydınlıkta görmek için en kuv-
vetli roketatarlarını kullandılar. Biz kapı dibinde tit-
reyene kadar sipere kaçalım der demez, batı tarafa yö-
nelerek birbirlerinin ellerini tutup, kendilerini sipere
attılar. Anne-babalannı görür görmez, iki yaşında kü-
çüğünden on dört yaşında evlenen oğullarına kadar se-
vinçten canlan yerine geldi. Rekata aydınlığı söner sön-
mez Köstence tarafına, Karadeniz boyunda başlayan
ölüm kalım çarpışması ve de bombalar, uzaktan ağır
ağır işitilmeye başladı. Birkaç dakika içinde Kös-
tence’nin güneyinde 20 kilometre uzaklıkta kö-
yümüzün, mahallemizin, siperimizin üstünde av-
yonlarin uçuyormuş gibi işitilmesi’ hepimizin yüreğine
Page 10
lemizin direğine, ana kaldik, ana öldik korkisi sin-
dirdi. Avyonlar ziriltisi, bombalar gümbürtisi se-
bebinden it bolgan it Mantir, cangizliktan, ölimden
korkip, tranşiy üstüne kelgen üre mi üre. Köstenci’li
eki muhacir; Didina bir de Vasile, Mantir’ga kizalar
uma, tişarga şigip itni kuvalamak zamani tuvul ke.
Mahşer kuni, mahşer.
Elli beş yasin geşken Vasile, akirtin sisildap
Mantir’ni kuvalamaga ograşti:
-Ssst, marrişşş… diycek bola ama, korkidan
avzi, tili tutulgan, itin kuvacagina, katindalarin
külküsin ketire. Didina, kocasi Vasile’nin cabadan
caba sisildaganin körip, kocasin tazirledi:
-Vasile, otir şe yerde kötin basip, turmadan
ürgen bir, it seni katip eşitecek? Yukiga dalgan,
minav sabiylerni de raatsizlaysin. Hakikaten sa-
biylerin birsi eki yaşinda, birsi beş yaşinda, birisi
yedi yaşinda. Yukusizliktan kalgiy kalgiy nenesin,
abiysin, muhacir tanti Didina’nin tizlerinde, ku-
şaklarinda yuklap kaldilar.
Ekinci Dünya Marebesi künlerinde, bom-
bardament başlaganda Köstenci’ge yakin köylerde
de alarma başlay edi. Alarma sesi öteberli ses tuvil,
insanin cüregine saplangan bir kiliş, bogazina şip-
langan bir tiginşik. Nisan ayinda hava dim, keskin
cavun geli ese, tişarsi da ziptiy karangi. Keşe saat
onbuşuk kararlarında alarma sesine uşup tura
kelgen, akiştanman, akkölekmen, calambaş-
calangayak, aldina artina karayalmay, bir de şu-
valiyelerin toplap tranşiyge kasmak, son haftalarda
bir alişkanlik bolgan edi. Yarim saat, bir saat kadar
tranşiyde tonip-katip otirgan sonra, ortalik baya
catişti, birer-ekişer sabiyler balabanlarin ku-
şaklarinda üyge kaytip çilli cimşak töşeklerine ka-
vuştilar. Korkidan, yorginliktan, başin yastikka
salir salmaz herkez yukiga dalip ketti.
Üy artinda, Mantir’in ürmesine karişkan kişi
sesi eşitildi:
– Ferit akay, Ferit akay; derenden kelgen bir
ses Mukadder dadayin sak yukisin aşti.
Esim mi eken, tişim mi eken dep bir kaş dakika
seslep catti, hakikaten bir cigitin sesin fark etti.
– Ferit, Ferit, tur akay, üyün artinda it üre, bir
de Ferit akay değen bir ses kele kulagima. Birevge
bir şey bolmasin, tur şik ta kara , kim eken? Üy sa
hibi azbarga şigip, üy artina taban cürüş etti.
– Davut kayir mi?, ne boldi?
-Ferit, kay, anav… an, av… ebnay Üşniye
üyde yok… bala iyy, bala. Pe-pe-pe-miye ku’sak ba-
balan, bebiy taba, bela iyy, bela, mağa…, cil-apkay,
cilay, cilay, enbay yok, yok ebnay.
-Alemin apakayi dogiracak eken, men ka-
tiyim oga, Davut? Doktir da tuvilman, ebanay da
tuvilman. Mağa ne!?
i§te kaldık, iste öldük kokusu sindirdi. Avyonlar zırıltısı,
bombaların gümbürtüsü nedeniyle köpek olan köpek
Mantir, yalnızlıktan, ölümden korkup, siperin, üstüne
gelmiş, ürüyor mu ürüyor. Köstenceli iki muhacir; Di-
dina bir de Vasile, Mantir’a kızarlar ama, dışarı çıkıp iti
kovalamak zamanı değil ki. Mahşer günü, mahşer.
Elle beş yaşını geçen Vesile, daha sonra yavaşça
Mantir’i kovalamaya uğraştı.
Ssst, marrisss… diyecek oluyor ama, korkudan
ağzı, dili tutulmuş, itini kovacağına, yanındakilerinin
gülmesine sebep oluyor, getiriyor. Didina, kocası Ve-
sile’nin cabadan caba fısıldadığını görüp, kocasını azar-
lar.
Vesile, götünü basıp şurada otur, durmadan ürü-
yen bir it seni nasıl işitecek? Uykuya dalan, bu sa-
hiplerini de rahatsız ediyorsun. Hakikaten sahiplerinin
biri iki yaşında, biri beş yaşında, biri de yedi yaşında.
Uykusuzluktan esneye esneye annesini, ağabeyini mu-
hacir tanti Didina’nin dizlerinde, kucaklarında uyuyup
kaldılar.
İkinci Dünya Muharebesi günlerinde, bom-
bardıman başlayınca Köstence’ye yakın köylerde de
alarm başlıyordu. Alarm sesi öyle böyle ses değil, in-
sanın yüreğine saplanan bir kılıç, boğazına sokulan bir
diken. Nisan ayında hava dim, keskin yağmur yeli esi-
yor, dışarı zifiri karanlık. Gece saat onbuçuk sıralarında
alarm sesine uçarak gelen, beyaz donla, beyaz gömlekle,
yalınbaş yalınayak, önüne arkasına bakmadan, bir de
çuvallarını toplayıp sığınağa kaçmak son haftalarda bir
alışkanlık olmuştu. Yarım saat, bir saat kadar sığınakta
donup oturduktan sonra, ortalık bayağı yatıştı, birer-
ikişer çocuklar büyüklerin kucaklarında eve nasıl sıcak,
yumuşak yataklarına (döşeklerine) kavuştular. Kor-
kudan, yorgunluktan, başını yashğa koyar koymaz her-
kes uykuya daldı.
Evin arkasında, Mantir’in ürümesine karışan
insan sesi işitildi.
– Ferit, Ferit, derinden gelen bir ses Mukadder ab
lanın hafif uykusunu açtı.
-Aklım mı, rüyam mı acaba diye birkaç dakika
dinleyip yattı, hakikaten bir yiğidin sesini fark etti.
– Ferit, Ferit kalk adam, evin arkasında it ürüyor,
bir de Ferit denen bir ses kulağıma geliyor. Birisine bir
şey olmasın, kalk çık da bak, kimmiş? Ev sahibi bahçeye
çıkıp, evin arkasına kadar yürüdü.
– Davut hayır mı? Ne oldu?
-Ferit, (a)dam, o., o., o… ebe, Hüsniye evde yok,
çocuk iyy, çocuk. Pe – pe – pe – miye ku’sak babaları,
bebek buluyor, belâ iyy, belâ, bana…, di. kadın, ağlıyor,
ağlıyor, ebe yok yok ebe…
-Âlemin hanımı doğuracakmış, ben ne yapayım
ona, Davut? Doktor da değilim, ebe de değilim. Bana
ne!?
Page 11
-Mayi hi, mayi hi… demeğe başlagan köyin
karibi, Davut, egeşkeninde, on kolin cumurtugu-
man bir tizine, bir başina urip avzindan şikkan laf-
lardan bir şey anlaşilmay edi.
-Bebiy he, bebiy, iyy, Pe-pe-miy… Mu-ka-der
daday şak-ra, koc-asi Top-yik…
-Topiyik dese şoni ulâ. Anlaşildi. Mukadder
dadan da biraz ebanayliktan anlay ya, demek oni
ebanaylikka şakiralar.
– ini, ini, ini, yay ya a…
-Bak arü, bar ket ayt Topiyik’ka, şimdi,
dadafini alip baracakman.
Ferit akay odasina aylanip kirecekte, apakayi
Mukadder sabirsizlikman:
– Kayir mi? kim o?
– Kim bolacak, zavalli Davut, seni ebanaylikka
şakirip güri. Bir tilip ötmek katiri üşün yari kesede,
calangayak-calambaş, katip-kaltirap eki ortada
cuvriklap cüri. Tişarsi da karangi mi karangi, köz
közni körmiy. Aydi, sen köp eğlenme, salt kiyin
de, ne işliycek bolsaft da, aketiyim Femiye’ge.
Eki odali bir üyden otirgan Tefik betke cö-
nediler. Orta coldan Yusuf akayin korasin ar-
tindan, yakin bolsin dep Tefik’in telmen korşalavli
korasin bir canindan telin eki yaka kerip, birer
birer geştiler. Eki pencirede de beyaz perde artinda
carik körine. Kişin güni bir de suvuk ilkbahar ay-
larinda, tatar kaneleri, kalabalik bolsalar da, eki
yerde peş çakmamak üşün bir odağa tolişip çata
ediler. Askerlikke ketecek, yakut askerliğin pi-
tirgen çiğitler, ana-babalarinen barabar çatmamak
üşün eki üş yorkanga bürünüp, peş cagilmagan
odağa kirip yuklay ediler.
Yari kesede, Tefik’i eki odasında carik cansa
da, ses solik yok. Otirgan odalarin penciresine par-
makman şerter-şertmez üy başi, kim o? dep soradi.
– Menem, Ferit. Hemen tepkili kapi asildi. Ka-
linda beş numarali bir gaz lambasi:
-Cür, cür Ferit akay, Mukader cengiy, sizge
zamet boldi, katiyik, kimge cuvrayik, ebanayimiz
köyde tuvil, sizge baş urduk.
-İşimizni tez tutayik, menim ballarim üyde
cangiz kaldilar. Kişkenlerim yansalar, neniy, babay
dep cilaşirlar, zaten bombardament korkisiman
yuklap kaldilar, değen yari ebanay Mukadder, Fe-
miye’ni katina kirdi. Ferit’men Tefik ta, bir saat
evel eki balasin avuştirgan suvuk odağa kirdiler.
Dört yaşinda kizi Nurepşan, yedi şayinda da uli
Şelibiycan, bir kürsi katinda tüz cügüngenler, ne-
neleri suskanda onlar da susalar, neneleri bakirip
çekirgende, ekevü de cilaşmaga başlaylar. Mu-
kadder daday, hem peş üstünde kazanman sicak
suvni azirliy hem de Femiye’nin katirin soray, tu-
vacak bebiy üşün bokşalangan eki temiz cayarlik,
– Mayi ki, mayi ki… demeye başlayan köyün garibi,
Davut, hırsından, sağ elinin yumruğuyla bir dizine, bir
başına vurup ağzından çıkan laflardan birşey an
laşılmıyordu.
-Bebek he, bebek, iyü. Pe-pe-miy… Mukadder
ablan da biraz ebelikten anlıyor ya, demek onu ebeliğe
çağırıyorlar.
– Kardeş, kardeş, kardeş, yay ya…a…
-Çok iyi, var git Topiyik’ka söyle, şimdi, ablanı
alıp geleceğim.
Ferit geri dönüp odasına gireceği zaman, hanımı
Mukadder sabırsızlıkla:
-Hayır mil Kim o?
– Kim olacak, zavallı Davut, seni ebeliğe çağırıyor.
Bir dilim ekmek hatırı için gecenin yansında, yalınayak,
yalınbaş, nasıl titreyerek iki ortada konuşturup yü
rüyor, dolaşıyor. Dışarısı da karanlık mı karanlık, göz
gözü görmüyor. Haydi sen çok durma, çabuk giyin de
ne yapacaksan, alıp gideyim Femiye’ye.
İki odalı bir evde oturan Tevfik’e yöneldiler. Orta
yoldan Yusuf ağanın bahçesinin arkasından yakın olsun
diye Tevfik’in telle korunmuş bahçesini, bir yanından
telini iki tarafa gerip birer birer geçtiler. İki pencerede de
beyaz perde arkasından ışık görünüyor. Bir de kış günü,
soğuk ilkbahar aylarında Tatar evleri, kalabalık olsalar
da, iki yerde soba yakmamak için bir odaya doluşup ya-
tıyorlardı. Askerliğe gidecek, yahut askerliğini bitiren
delikanlılar, anne babalarıyla beraber yatmamak için iki
üç yorgana bürünüp, soba yakılmayan odaya girip uyu-
yorlardı.
Yan gecede, Tevfik’in iki odasında ışık yansa da,
ses soluk yok. Oturdukları odanın penceresine parmakla
dokunur dokunmaz evin reisi, kim o? diye sorar.
– Benimle Ferit. Hemen tepkili kapı açıldı. Elinde
beş numaralı bir gaz lambası.
– Yürü, yürü Ferit. Mukadder yenge, size zahmet
oldu, ne yapalım, kime koşalım, ebemiz köyde değil, size
başvurduk.
İşimizi çabuk yapalım, benim çocuklarım evde yalnız
kaldılar. Küçük çocuklarım uyanırlarsa, anne, baba diye
ağlaşırlar, zaten bombardıman korkusuyla uyuya
kaldılar, diyen yan ebe Mukadder, Femiye’nin yanına
girdi. Ferit’le Tevfik daha bir saat evvel iki çocuğunu ta-
şıdıkları soğuk odaya girdiler. Dört yaşındaki kızı Nu-
repşan, yedi yaşında da oğlu Şelebiycan bir kürsü ya-
nında diz çökmüşler, anneleri susunca onlar da
susuyorlar, anneleri bağırıp çağırınca, ikisi de ağ-
laşmaya başlıyorlar. Mukadder abla, hem soba üstünde
kazanla sıcak suyu hazırlıyor hem de Femiye’nin ha-
tınnı soruyor, doğacak bebeği için bohçalanan iki temiz
serilecek şey, toz pudrayı nereden bulacağını soruyor
Page 12
toz podrani kayerden tabacagin soray. Femiye,
başin onga-solga tigirtip şiniy, bolgan kuvetimen
cekirip cilaycak, ama, karşi odadaki eki balasindan
utana. Mukadder daday eleknin, sicak suvin, temiz
eskidir püsküdir, pamiktir, her şeyin yerleştirip eki
kolin sicak suvman, sabinlap adamakilli cuvdi.
-Komşi deren nefes al, anaşay, suvman toli
şidafi patlagan, kalibi. Cenlerin tirseklerine kadar
türüp belsengen ebanay, beyaz bir cavlikman loksa
bolacak köydeşin hem köz yaşlarin, hem de be-
tinde terin sürtüp teselli bere:
-Sabir et, balam, sabir et, seni şimdi cimirta
kozlaycak bir tavuk ya da pepiy tuvilsin. Dünyaga
bir evlat ketireceksin, demeğe yetişmedi, Femiye
kinday kişkirmaga başladi. Oman barabar anavbir
odadaki ballari da cilaşmaga başladilar.
– Sabir et Femiye, bir evlatka ne kadar köp em-
gegifi geşse, oni o kadar köp süyesin.? Ebanayin cü-
reginde korki de bar. Balasi köndelen kelmesin…,
sora ne işlermen, at arabasiman Köstenci’ge ciberer
edim, marebe zemani, collar askerge, topka-
tüpekke toli, bombardamentler de sik sik bolip in
sanin közin aşirtmaylar. On koliman, Femiye’nin
kursagin yavaş basip, bir yaktan bebiynin başin,
ayaklarin katip yerleşkenin anlamak, bir yaktan da
bebiyni carikke yaklaştirmak maksadiman, ko-
naday kursakni ayerinbiyerin siypalap tura.
-Ay neniyim, ay neniyşigim, ölecekmen ne-
niyim…
Avrisi yavaşlaganda, ebanay Tefik’ka bakirdi.
– Ay bala Topiyik, tez peş üstüne bir kazan su
sal da çilinsin, kerek bolacak. Aldindaki Femiye’ge
aylanip:
-Nefesin deren al, aralap-aralap kuşen, ana
şaytip, şimdi bek arü masalla. Cigit mi? güzel bir kiz
mi? kapinin sekisine salgan çapiyin, dünyaga ki-
recek bolip yatir. Astindaki alaca-bulaga eskilerin
avustrigan ebanay, kan ter işinde, közlerin bebiyleri
ösken, köz kapaklari oyilip ketken, astindaki takta
patin kenarlarina sim siki cabişkan Femiye’ge:
-Sabir et, dayan balam dep ep teselli bere.
Karşi odada kence kizi Nurepşan, kalgiy kalgiy
yuklap kalgan, piss pisss yuklay. Şelibiyican uli,
Tefik bir de komşisi Ferit yuklamadan bekliyler,
hep bekliyler. En meraklisi Şelibiycan ke, le-
geleknin ketircek ekesin körmek üşün şottay bolip
otire. Ebanay:
– Anaboldi, ana başin şigardi, ul mi eken kiz
mi eken, şimdi körecekmiz, şay mi ulim? eydi
nenenni kuvandirsü.
Şo arada, Femiye bolgan sesimen bir kere kiş-
kirdi, bebiy carikka sikti. Ebanay yardimcisi, Mu-
Femiye, başını sağa sola çevirip hızlı nefes alıyor, olan
kuvvetiyle bağınp ağlayacak, ama, karşı odadaki iki ço-
cuğundan utanıyor. Mukadder abla leğenin, sıcak su-
yuna temiz, eskidir püsküdür, pamuktur her şeyini yer-
leştirip, iki elini sıcak suyla sabunlayıp adamakıllı
yıkadı.
– Komşu derin nefes al, işte öyle, suyla dolu şidan
patlamış galiba. Elbisenin kollarını dirseklerine kadar
dürüp gayrete gelen ebe, beyaz bir mendille lohusa ola
cak köydeşinin hem gözyaşlarını, hem de yüzünde terini
silip teselli veriyor.
– Sabret yavrum, sabret, sen şimdi yumurta yu-
murtlayacak bu tavuk ya da hindi değilsin? Dünyaya
bir evlât getireceksin demeye kalmadı, Femiye kinday
bağırmaya başladı. Onunla beraber öbür odadaki ço
cukları da ağlaşmaya başladılar.
-Sabret Femiye, bir evlâda ne kadar çok emeğin
geçse, onu o kadar çok seversin. Ebenin yüreğinde korku
da var. Çocuğu yatay gelmesin…, sonra ne yaparım, at
arabasıyla Köstence’ye gönderirdim, muharebe zamanı,
yollar askerle, topla-tüfekle dolu, bombardımanlar da sık
sık olup insanının gözünü açtırmıyorlar. Sağ koluyla
Femiye’nin karnına yavaş basıp, bir taraftan bebeğinin
başını, ayaklarını nasıl yerleştiğini anlamak, bir taraftan
da bebeğini aydınlığa yaklaştırmak maksadıyla, karnı
orasını burasını sıvazlıyor.
-Ay anneciğim, ay anneciğim, öleceğim an-
neciğim.
Ağrısı yavaşladığı zaman, ebe Tevfik’e bağırdı.
– Ay yavrum Topiyik, çabuk soba üstüne bir kazan
su koy da ısınsın, lâzım olacak. Önündeki Femiye’ye
dönüp:
-Nefesini derin al, ara ara ıkın, işte öyle yapıp,
simde çok iyi maşallah. Yiğit mi? Güzel bir kız mı? Ka-
pının eşiğine koymuş elini, dünyaya girecek oluyor. Al-
tındaki alaca-bulaca bezlerini değiştiren ebe, kan ter
içinde, gözlerinin bebekleri büyümüş, göz kapaklan oyu-
lup gitmiş, altındaki tahta patin kenarlarına sımsıkı ya-
pışan Femiye’ye:
– Sabret, dayan yavrum, diye hep teselli veriyor.
Karşı odada küçük kızı Nurefşan, esneye esneye uyuyup
kalmış, piss pisss uyuyor. Şelibiycan oğlu, Tevfik bir de
komşusu Ferit uyumadan bekliyorlar, hep bekliyorlar.
En meraklısı Şelibiycan hangi leyleğin getireceğini gör
mek için keser gibi oturuyor. Ebe:
-İşte oldu, işte başını çıkardı, oğlan mıymış, kız
mıymış şimdi göreceğiz, öyle mi oğlum? Haydi anneni
sevindir!
-Bu arada, Femiye olan sesiyle bir kere bağırdı.
Bebek aydınlığa çıktı. Ebe yardımcısı, Mukadder abla
Page 13
kadder daday doktorsiz, ilâcsiz Femiye’ge ada-
makilli ebanaylik yapti. Balaliginda bir imtaan bile
bermegen, tayşiklarday oynap cürgen senin Mu-
kadder dadan terlep pişnap bir zooor imtaan
berdi. Yari kesede vazifesin pitirgen ebanay:
– Müjde Topiyik, müjde! Apakayin bir ul do-
girdi. Sav bolsin.! Kunaşli baba:
– Sen de sav bol, ballarin da sav bolsin cengiy.
Al, siptigi müjdeni sen kazandift, buyur dep kom-
şisin kolina kiymetli bir kâât parani cumarlap tut-
turdi. Selamlaşip kaytacakta, Tefik:
-Valla, men sizni üyge penerlikmen aketip
kelir edim ama, Femiye’ge köz-kulak bolmam
kerek, ne de bolsa, siz aliniz minav penerlikni
colifiizni cariklatsin.
Yukusizlik, yorginliktan tatli sabah uykisina
dalgan kari koca silkinip yandilar, Pencirelerin al-
dina yanaşkan Davut:
-Mü, müj…de, Fer… Fer, kay. Karda-ş-in Te-
min-dar kel… kelyatir, ma-ma mabere-beden.
Çilli yorkan astindan şigip azbarga özin atkan
Ferit akay, asker kardaşi Temindar’ni sav selamet
kördi. Kocasin artindan da apakayi Mukadder, ar-
tina aldina karamay kayinin karşilamaga cuvurdi.
Karşi karşiga kelgen eki dogmiş kuşaklaşip öngir
öngir cilaştilar. Bir arada, asker Temindar:
-Aydi yeter şo, öli kaberimni almadifiiz ya,
mina özim cürip keldim. Sil köz yaşlarin cengiy,
yamanga cogramayik. Aydi anlatifiiz, ballar savlar
mi?, aşaytiniz, un sandiginiz toli mi?, maliniz-
mülküftiz yerinde mi? Köyim köydeşlerim, catkan
töşegim, itim-bitim degendiy o gadar sagindimi
ke, olmaz derecede.
Azbardan kapiga kirgeşi, Mantir da sahibin
kelgenine kuvanganindan kuyrigin oynatip şo-
pannay-şopannay Temindar’in katinda aylanip-
üyrüldi. Şuviltidan yangan ballar da par-
maklariman közlerin uvuştirip bir közin kimip
anavbirsin de aşip karaycak bolip turganda, asker
urbali amcalarin taniganiman, oga cilanday sa-
rildilar. Birsi bir kuşaginda, birsi anav kuşaginda,
birsi de arkasina tirmaşaytirganda babalari:
-Eşek, tüş emcan arkasindan, utanmaysin
mi?, o, marebeden urilip kelyatir.
Özin bek cuvaş köstermege karagan kardaşi
Temindar:
– Birak be akay, sabiyler meni saginganlar, kö-
rişmegenimizden berli bir buşuk sene geşti. Mina
ballar, sizge ketirgenim şo: Torbamda üş-dört oka
kadar toz şeker bar. Şeker biraz kirli, besbelli fab
rika bizilganda şikkan şeker. Minavu da siyir etin
den eki konserva. Ciydim, ballar da tatsın dedim.
Minavu da bizim peslengenimiz ötmek kurusi:
pesmet. Süyseler aşansinlar ballar dep cengesine
doktorsuz, ilaçsız Femiye’ye adamakıllı ebelik yaptı. Ço-
cukluğunda bir imtihan bile vermeyen, taylar gibi oy-
nayan senin Mukadder ablan ter içinde kalıp bir zor im-
tihan verdi. Yan gecede vazifesini bitiren Ebe:
-Müjde Topiyik, müjde! Hanımın bir oğlan do-
ğurdu. Sağ olsun! Bahtlı baba:
– Sen de sağ ol, çocukların da sağ olsun, yenge. Al,
ilk müjdeyi sen kazandın, buyur diye komşusunun eline
kıymetli bir kağıt parayı yumarlayıp tutturdu.
Selamlaşip gideceği zaman, Tevfik:
– Vallahi, ben sizi eve fenerlikle alıp götürüp ge
lirdim ama, Femiye’ye göz-kulak olmam gerek, ne de
olsa, siz bu fenerliği elinize alınız, aydınlatsın.
Uykusuzluk, yorgunluktan tatlı sabah uykusuna
dalan kan-koca silkinip uyandılar, tencerelerin önüne
yanaşan Davut:
-Mü, müj.Je, Fer… Fer, kay. Karde-ş-in Te-min-
dar kel… geliyor, ma-ma muhare-beden.
Sıcak yorgan altından çıkıp kendini bahçeye atan
Ferit, asker kardeşi Temindar’ı sağ salim gördü. Ko-
casının arkasından da hanımı Mukadder, arkasına
önüne bakmadan kaynını (kayınbiraderini) karşılamaya
koştu. Karşı karşıya gelen iki kardeş kucaklaşıp hüngür
hüngür ağlaştılar. Bir arada, asker Temindar:
-Haydi yeter şu, ölü haberimi almadınız ya, işte
kendim yürüyüp geldim. Sil gözyaşlarını yenge, kötüye
yormayalım. Haydi anlatınız çocuklar sağlar mıh Yi-
yeceğiniz, un sandığınız dolu mu? Malınız mülkünüz
yerinde mi? Köyüm, köydeşlerim (komşularım), yat-
tığım döşek (yatak), itim-bitim dediğim gibi o kadar öz-
ledim ki, dayanılmaz derecede.
Bahçeden kapıya girene kadar, Mantir de sahibinin
geldiğine sevindiğinden kuyruğunu oynatıp sağa sola
koşturarak Temindar’in yanında döndü. Sesten uyanan
çocuklar da parmaklarıyla gözlerini ovuşturup bir gö-
‘zünü kapatıp öbürünü de açıp bakacak olunca, asker el-
biseli amcalarını tanır tanımaz ona yılan gibi sarıldılar.
Biri bir kucağında, biri diğer kucağında, biri de arkasına
tırmanırken babaları:
– Eşek, in amcanın arkasından, utanmıyor musun?
O muharebeden vurulup geliyor.
– Kendini pek sessiz göstermeye çalışan kardeşi Te
mindar:
– Bırak be ağabey, çocuklar beni özlememişler, gö
rüşmediğimizden beri bir buçuk sene geçti. İşte çocuklar
size getirdiğim şu: Torbamda üç-dört okka kadar toz
şeker var. Şeker biraz kirli, besbelli şeker fabrikası bo
zulunca çıkmış. Bu da sığır etinden iki konserve sak
ladım, çocuklar da tadına baksın dedim. Bu da bizim
beslendiğimiz ekmek kurusu: peksimet. Severlerse ço
cuklar yesinler diye yengesine uzattı. Ferit’in hanımı
Page 14
uzatti. Ferit akasi, utana tüşti. Dogmiş kardaşina
şiyborek pişiremen dese bir gram mayi yok.Közleri
asker kardaşinda, ama, akilindan may topma plani
kura. Kardaşi Temindar, marebenin dinkalasinda
topşi bolganin, bir sogişta on ayagindan urilganin
anlatkan sonra, Ferit akasi may tapma planina
geşti. Üyken balasin köyin zenginlerine kündelikşi
ciberip, ortancisin da nenesin katinda birakip at-
larin arabaga çekti. Karina kardaşi Temindar’ni
çivil urbasiman, bir de bir buşuk yaşinda barli
yoklu kence uli, Turan’ni aidi. Niyeti: beş ki-
lometre uzaklikta Toprasar tirmenine ketip ardal
mayi almak.
– Aydi kardaşim, kel o tir katimda, Turan’ni da
ortamizga alayik. înşalla Toprasar tirmeninden bir
kaş işe ardal mayi koparttirmiz.
– Ayda apakay, sen de minav şuvaliylerge köz
kulak bol, bir de biz kelgeşi şiyboreklik kamirin,
etin azirlep tur. Biz eki-üş saat işinde kelirmiz.
Colşi colina yakişir, aydi cöniyik!
Eki dogmiş, arabalarina kence korazni salip,
taşcolman Toprasar köyinde tirmenine dogri ket-
tiler. Marebe körgen, marebe yapkan Temindar’in
tatil balli anlatuvi, ilkbaharin çilli celinde, araba
onlarni terbete terbete aketti. May tirmeninde, kün-
tabak şegirdeginden may, ilâç üşün yok. Zen-
ginlerge berilgen bir de cephege ciberilgen şe-
girdek mayin damin, rengin unuttuk kardaş.!
-Bereket bersin mekanik Mokan’ga. Kazak
bolsa da, yapkan igligimizni eş unutmay. Cuvrip
barsan üş-beş oka ardal mayi şigarip bere, değen
sonra Ferit akay arabadan tüşüp tirmenge sindi
ketti. Mokan’man konişkasi, ayak bı’yak degeşi
baya vakit geşti.
– Becerdin mi, boldi akay?
-Boldi kardaşim, mina üş oka ardal mayi
aidim. Kaynatip teran kokisin şigarsak, tamam arü
bolacak. Marebe senesi, et tabila, un az bolsa da tek
tük tabila, may kitligi herkezin moynin ura
edi.Toprasar’dan “M” köyine arabaman geri dön-
meleri gene anlatuvman geşti. Azbarga kir-
yatirganda, Mantir kuyrugin sallaysallay aldilarina
şopannap sikti, aldaki ayaklarin uzatip avzin sa-
kalin cerge okaladi. Kim eken aceba dep Mukader
daday unli, kamirli kollanman tişka sikti. Atlar tu-
varildi, ardal mayi üyge ketirildi. Ferit’men Te-
mindar:
– Biz, köydeşlermen körişmek üşün kirşmaga
ketiyatirmiz. Mukader, biz yarim sââtte aylanip
kelgeşi, şiyboregin azir bolsinü
-Vay akay, katimda Turan da bar, teknede
unman oynamakni bek süye.
-Kulak asma, abiysi Şevket köz kulak bolir
oga.
ulanıp kaldı. Öz kardeşine çiğbörek pişireyim dese bir
gram yağı yok. Gözleri asker kardeşinde ama, aklından
yağ bulma planı kuruyor. Kardeşi Temindar, mu-
harebenin dinkalasinda topçu olduğunu, bir savaşta sağ
ayağından vurulduğunu anlattıktan sonra. Ferit ağası
yağ bulma plânına geçti. Büyük çocuğunu köyün zen-
ginlerine gündelikçi gönderip, ortancasını da annesinin
yanında bırakıp atlarını arabaya koştu. Yanına kardeşi
Temindar’t sivil elbisesiyle bir de birbuçuk yaşında
van-yoğu küçük oğlu, Turan’ı aldı. Niyeti, beş ki-
lometre uzaklıkta Taprasar değirmenine gidip hardal
yağı almak.
-Haydi kardeşim, gel otur yanımda, Turan’ı da
ortamıza alalım. İnşallah Toprasar değirmeninden biraz
hardal yağı kopartırız.
– Haydi hanım sen de bu çuvallara gözkulak ol, bir
de biz gelene kadar çiğböreklik hamurunu, etini hazırla.
Biz iki-üç saat içinde geliriz. Yolcu yoluna yakışır,
haydi dönelim.
İki kardeş, arabalarına küçük horozu koyup, taş
yolla Toprasar köyünde değirmene doğru gittiler Mu-
harebe gören, muharebe yapan Temindar’in tatlı ballı
anlatışı, ilkbaharın ılık rüzgarında, araba onları sallaya
sallaya alıp gitti. Yağ değirmeninde, ayçiçek çe-
kirdeğinden yağ, ilaç için yok. Zenginlere verilen bir de
cepheye gönderilen çekirdek yağının tadını, rengini
unuttuk kardeşi
-Bereket versin tekniker Mokan’a. Kazak olsa da
yaptığımız iyiliği, hiç unutmaz. Koşup gitsen, üç-beş
okka hardal yağı çıkarıp veriyor, dedikten sonra Ferit
arabadan inip değirmenin içine girdi. Makan’la ko-
nuşana kadar o taraf bu taraf diyene kadar çok vakit
geçti.
– Becerdin mi, oldu ağabey?
– Oldu kardeşim, işte üç okka hardal yağı aldım.
Kaynatıp biraz kokusunu çıkarırsak, tamam iyi olacak.
Muharebe senesi, et bulunuyor, un az alsa da tek tük
bulunuyor, yağ kıtlığı herkesin boynunu vuruyordu.
Toprasar’dan “M” köyüne arabayla geri dönmeleri gene
anlatmakla geçti. Bahçeye giriyorken, Mantir kuy
ruğunu sallaya sallaya önlerine şoppanap çıktı, öndeki
ayaklarını uzatıp ağzını sakalını yere sürdü. Kimmiş
acaba diye Mukadder abla unlu, hamurlu elleriyle dışarı
çıktı. Atların koşumu çıkarıldı. Hardal yağı eve ge
tirildi. Ferit’le Temindar:
Biz, köydeşlerle görüşmek için kirşmaga gidiyoruz.
Mukadder, biz yarım saatte dönüp gelene kadar, çiğ bö-
reğin hazır olsun.
– Vay ağa, yanımda Turan da var, teknede unla oy
namayı pek seviyor.
– Kulak asma, ağabeyi Şevket ona göz-kulak olur.
Page 15
-Köyin delikanlilari askerde, marebede.
Köyde kalganlar sade kartlar, bir de zengin caşlari.
Riza akayin tutkan kirşmasina toplaşkanlar, köyde,
memlekette, hâttâ dünyada bolip geşkenlerin
birer-birer elekten geşireler. O senelerde radyo
yok, bolsa bolsa köyde bir tane “Universul” ga-
zatasi yetişse de temenkin okigan köyli bek az.
Köstenci muhacirleri, Temindar’day etken cep-
heden carlanip kelgenler, üş-beş havadis ke-
tirgenlerden ediler. Şölde köyliler bir kirli şa-
lişmaylar, köyde otirip devamli kizmetlerin de
beceralmaylar. Beklemek, beklemek, beklemek za-
mani… Köbisi ne beklegenin bilmiy ama, kayirli
künler bolsin kara künler bolsin, illâ gidişatin de-
nişmesin bekliyler. Fakir fukara yoksilliktan közi
karargan, sabiri tükengen, her halde bizge de in-
şallah arü künler tuvar dep hep bekliyler. Zen-
ginler telâş işindeler. Ne üylerinde, ne tarlalarinda,
ne de kirşmada rahatligin tabalar. Hep can sikintisi
işinde. Bonday bir zamanda kirşmaga işki üşün
tuvil havadis, öşek katiri üşün kelgenlerin sayisi
artmağa başladi. Akaylar sabirsizligin atlatmak
üşün sert raki işmege yanaştılar. Romence “Toi” de-
genlari elli yakut yüz gramlik, avzi kertleşik hem
tar, tüb beti geniş, işeden yasalgan ciynak işki ka-
desimen iseler. Bazilari da rakini kuru özin, ba-
zilari da pembe renkli siropman iseler. Bazilari da
bo zer zukkum az kele degendiy Maraşeşti, Na-
tional, Plugar sigaralari da kariştiralar, sert rakiga.
îşsiz küşsüzler, kökten ne cavsa, cer, oni kabil eter
yakut yaşaycagimiz tek bir ömirdir, ölsek te bir
kere ölecekmiz degendiy tüşüncelerge dalip, İs-
tanbul cansa, kasirlari küymiycek, kirşmada “Do-
mina” oyini oynaylar. Temindar’in kirşmaga adim
atip kirmesi herkezni “tim tiriş kulak buruş” etti.
Eki seneden berli köyden eksilgen Temindar’dan
dünyanin havadisin suvracakmiz dep, kuvandilar.
-Selam maleykim cemaat, amansiniz mi?
savsiniz mi? Anavbir köydeşler, amanlik soragan
köydeşni:
-Aleykim selam, koş koldifi, koş keldin dep
korşalap aldilar. Bazisi arkasin siypalay, bazisi el-
leşe, bazisi bir “Şorabatir’ga” karaganday etip köz-
lerin bakraytip tura. Bir arada,: Abaz, akay.
– Ula, erifin canin şicaracaksiniz, erif biraz ne
fesin alsin be. Şaliniz aldina bir raki, talgin talgin
anlatsin. Marebede azrayil’man körişken cigitin an-
latacagi köptir. Soravlar cavmaga başladi.:
– Temindar, Rusya’nin kayerineşi yetiştin?
– Hitler marebeni kaybitecek mi?
– Ruslar kelseler, bizim alimiz ne bolacak?
– Olige kanga alişkasindir ya?
-Biraz topannaysin, kayda, katip urildin?
– Köyün delikanlıları askerde, muharebede. Köyde
kalanlar sadece yaşlılar, bir de zengin gençleri. Rıza
ağanın tuttuğu kusmaya toplaşmışlar, köyde, mem
lekette, hatta dünyada olup bitenleri birer birer elek
ten geçiriyorlar (gözden geçiriyorlar). O senelerde
radyo yok, olsa olsa köyde bir tane, “Universal” ga
zetesi yetişse de tamamen okuyan köylü pek az. Kös
tence muhacirleri Temindar gibi olan cepheden ya
ralanıp gelenler, üç-beş havadis getirenlerdendiler.
Çölde köylüler doğru dürüst çalışmıyorlar, köyde otu
rup devamlı işlerini de beceremiyorlar. Beklemek, bek
lemek, beklemek zamanı…Çoğu ne beklediğini bilmiyor
ama, hayırlı günler olsun kara günler olsun, illâ gi
dişatın değişmesini bekliyorlar. Fakir-fukara yok
sulluktan gözü kararan, sabrı tükenen, herhalde bize
de inşallah iyi günler doğar diye hep bekliyorlar. Zen
ginler telâş içindeler. Ne evlerinde ne tarlalarında, ne
de kirşmada rahatlığını buluyorlar. Hep can sıkıntısı
içinde. Böyle bir zamanda kirşmaga içki için değil ha
vadis, dedikodu hatırı için gelenlerin sayısı artmaya
başladı. Adamlar sabırsızlıklarını atlatmak için sert
rakı içmeye yanaştılar. Romence “Toi” diyenleri elli
yahut yüz gramlık, ağzı tırtırh ve dar, saklanmış
yüzü geniş, işeden yapılan alt içki kadehiyle içiyorlar.
Bazıları da kuru, sâde saf rakıyı, bazıları da siropman
içiyorlar. Bazıları da zehir zıkkım az geliyor dedikleri
gibi Mârâşesti, National, Plugar sigaraları da ka
rıştırıyorlar, sert rakıya. İşsiz güçsüzler, gökten ne
yağsa yer, onu kabul eder, yahut yaşadığımız tek bir
ömürdür, ölsek de bir kere öleceğiz, der gibi dü
şüncelere dalıp, İstanbul yansa, hisarları yanmayacak
kusmada “Domino” oyunu oynuyorlar. Temindar’in
kirşmaga adım atıp girmesi herkesi “tim tiriş kulak
buruş” etti. İki seneden beri köyden eksilen (köyde ol
mayan) Temindar’dan dünyanın havadisini alacağız
diye sevindiler.
– Selâmunaleyküm cemaat, iyi misinizi Sağ mı
sınız? Öbür köydeşler (komşular), iyilik soran köydeşi:
-Aleykümselam, hoş geldin, hoş geldin diye ku-
caklayıp aldılar. Bazısı arkasını sıvazlıyor, bazısı şa-
kalaşıyor, bazısı bir Çorabatır’a benzetmiş gibi yapıp
gözlerini dikip duruyor. Bir arada: Abbaz, ağa.
– Ula, herifin canını çıkaracaksınız, herif biraz ne
fesini alsın be. Koyunuz önüne bir rakı, dalgın dalgın
anlatsın. Muharebede Azrail’le görüşen yiğidin an
latacağı çoktur. Sorular yağmaya başlar:
– Temindar, Rusya ‘nın neresine kadar yetiştin ?
– Hitler muharebeyi kaybedecek mi?
-Ruslar getirseler, bizim hâlimiz ne olacak?
– Ölüye, kana ahşmışsındır ya?
– Biraz topallıyorsun, nerede, nasıl vuruldun?
Page 16
Kirşmadalarin kirşmaga birakayik. Bakalim bizim
Mukader totayimiz şiyborekni, solli şiyborekni pi-
şirip azirlegen mi eken?
Ekindi üstü bolgan, üy başi Ferit bir de Te-
mindar köy kirşmasinda öşekke aldanip kaldilar.
Köy zenginlerine kündelikşi cürgen üyken uli
üyge kaytip keldi:
– Müsret, keldin mi ulum işten? karnin aş-
kandir, yorilgasindir dep soramayman. Torbana
salgan bir tilim ötmek, bir parsa penermen bir baş
soğan insanni tok tutar mi, bütün kün? Babanman
amcan köy işine şiktilar, akran tenlerimen kö-
rişeceklerdir taa… Akşam bolayatir, men de minav
sabiymen bir turli iş etalmayman. Şimdi kelseler
şiyboregim azir tuvil. Bir özimmen de, kolimdan
bir kirli iş şikmadi. Katiyim, kamir caymak ta er-
bablik ister. Konamizin üstü tegiz tuvil, kiska
oklav yerine uzun oklav kullanaman, mübarek ka
rnimi ziyetlep incitaman.
– Balam, bugün biraz erte keldin işten, kimden
bo merhamet-keramet?
– Neniy Nedelcu kazakka:
-Domnu’ Nedelcu, Temindar amcam ma-
rebeden keldi, meni bir kaş saat evel üyge ci-
berseniz, başka bir gün taa köp şalişir edim dep
calbardim. Meni acisa kerek ke, müsade etti, men
de kuvana kuvana üyge kayttim.
-Balam, karasa anav ekene, tekne başinda
unni katip şangita. Unman oynaganina kiz-
mayman ama, eyerde şöyin kazan işin kaynatilgen
ardal mayi bar. İşim zir zir ete.
-Kulak asma sen neniy. Turan bir yaşinda
bolsa da aruvni yamandan, suvukni sicaktan ayir-
maga bile.
-Eki üş akayli minav üyde bir adamakilli
kona yok ke… Karasa, konanin bir tuyagi boşagan,
yerinde temelli turmay. Baban kelgende aytayim
şoga, belki topal tuyagin miklap begiştirir. Be-
ceralsan, sen tüzet, alişirsin ulum! Menim avzim
de kete, kollarim da kete, Turan’in kollari da kete
ama. Karasa, teknede unni tavuklarday etip şaşa.
Kuşaklap, biraz tişka gezindirmege şi-
garmasan şare yok. Men şiyboreklerni pişirmeğe
başlamagan, siptilerin siz kelip aşarsiniz.
– Aydi ulum, kardaşinni al da şik tişari!
– Arü ya neniy, anlaşildi, dep Müsret akirtin
Turan’in katina yaklaşip ekesin ansızdan kuşaklap
aidi ama, bala tekneden, nenesin canindan ay-
rilmayim dep, özin birden atti, ondört yaşinda
abiysin kuşagindan siptirilip tamam kaynak mayii
şöyin kazanin ortasina tüşti. Şo yerde, nenesin
moynina bir pişak uruldi. Kaynatilgan may işine
atilgan, sade kiska kölekli Turan’in birden nefesi
kesildi, sonra kinday kişkirmaga başladi. Çünkü
Kırşmadakilerini kırşmaya bırakalım. Bakalım-bizim
Mukadder, ablamız çiğböreği, sölli (eti sulu) çiğ-böreği
pişirip hazırlamış mı acaba?
İkindi üstü olmuş, ev başı Ferit bir de Temindar
köy kirşmasinda dedikoduya aldanip kaldılar. Köy zen-
ginlerine gündelikçi giden büyük oğlu eve dönüp geldi:
-Müsret, geldin mi oğlum işten? Karnın acık-
mıştır, yorulmuşsundur diye soramıyorum. Torbaya
konan bir dilim ekmek, bir parça peynirle bir baş soğan
insanı tok tutar mı bütün gün? Babanla amcan köy
içine çıktılar, akranlarıyla görüşeceklerdir herhalde…
Akşam oluyor, ben de bu bebekle bir türlü iş ya-
pamıyorum. Şimdi gelseler çiğ böreğim hazır değil. Tek
başıma da elimden doğru dürüst iş çıkmadı. Ne ya-
payım, hamur yaymak da erbablık ister. Hamur tat-
lımızın üstü düzgün değil, kısa oklava yerine uzun ok-
lava kullanıyorum, mübarek hamura eziyet yapıp
incitiyorum.
– Yavrum bugün biraz erken geldin işten, kimden
biu merhamet-keramet?
– Anne Nedelev kozakka:
– Domnu ‘Nedelev, Temindar amcam muharebeden
geldi, beni birkaç saat evvel eve gönderirseniz, başka bir
gün daha çok çalışırdım diye yalvardım. Bana acısa
gerek ki, müsaade etti, ben de sevine sevine eve geri dön
düm.
– Yavrum, baksana o kardeşine, tekne başında unu
nasıl tozutuyor. Unla oynadığına kızmıyorum ama,
orada şöyin kazan içinde kaynatılan hardal yağı var.
İçim zır zır ediyor.
– Kulak asma sen anne. Turan bir yaşında olsa da
iyiyi kötüden, soğuğu sıcaktan ayırmayı biliyor.
– İki üç erkekli bu evde bir adamakıllı hamur yok
ki. Baksana, hamur tatlısının bir ayağı gevşemiş, ye
rinde sağlam durmuyor. Baban gelince söyleyeyim, belki
topal ayağını çivileyip sağlamlaştırır. Becerebilirsen sen
düzelt, alışırsın oğlum! Benim ağzım da gidiyor, el
lerimde gidiyor, Turan’in elleri de gidiyor ama. Baksana
teknede unu tavuklar gibi saçıyor.
Kucaklayıp, biraz dışarı gezindirmeye çıkarmazsan
çare yok. Ben çiğbörekleri pişirmeye başlar başlamaz,
ilklerini siz gelip yersiniz.
– Haydi oğlum kardeşini al da çık dışarı!
-İyi ya anne anlaşıldı, diye Müsret yavaşça
Turan’in yanına yaklaşıp kardeşini ansızın kucaklayıp
aldı ama, çocuk tekneden, annesinin yanından ay-
rılmayayım diye, kendini birden attı. On dört yaşındaki
ağabeyinin kucağından sıçrayıp tamam kaynar yağlı
şöyin kazanının ortasına düştü. Orada, annesinin boy-
nuna bir bıçak vuruldu. Kaynatılan yağ içine atılan, sa-
dece kısa gömlekli Turan ‘in birden nefesi kesildi, sonra
Page 17
onbin inenin birden etine kirgendiy bir aci bütün
vücûdun kaplap aidi. Kardaşina közlerin bak-
raytip, Musuret yerinde miklanip kaldi. Nenesi,
Mukader özin toplap:
-Vay bebiyşigim, şatir-şatir canasin da tep
Turan’nin kolina cabişip şöyin kazandan suvurip
şigardi. Bir yaktan kencesine bir biyaz şaşap karap,
bir yaktan da üyken ulina:
– Şaaaalt, babana cuvur değen nene kan cuta,
kan. Nenesi balasin pişiğine teran katik cagayatirg-
anda, koni komşilar, biraz sonra da kocasi Ferit bir
de Temindar kurşunday keldiler. Bir kaş saat evel
sap-saglam balani şapka sarivli, benzin atkan kör-
gemen, kardaşi Temindar atlarin arabaga çekmeğe
ketti. Şiyborek pişirilcek mayga pisken sabiynin
jbütün eni, ayaklari, kursagi, arkasi üpürülüp-
üpürülüp şikkan ke, kol salmağa yer kalgan yok.
Komşi apakaylar, meraklanip avuz aşmağa kelgen
ballar bir yakta, üy kişileri de balanin canigin azalt
mak üşün katik çağalar, bir testimalni celpiyler…
Arabaga cegilgen tavli tavli Arap’man
Japon’azirler. Atlardan birsi:
– Aydi, işifiizni tez tutuniz degendiy, aidi aya-
giman cerni tirmalay. Babasi Ferit, bir ara tavup,
karşigaga şikkanda Müsüret’ni körip, işken raki te
siri bir de canikliktan, üyken ulin başina bir cu-,
murluk kondirdi, bala cerge cigildi. Köp vakit
kayip etmeden babasi, nenesi Turan’ni kuşagina
alip arabaman Tekirgöl betke cönediler. Müsüret’
anavbir kardaşlari, amcalari Temindar’man üyde
kaldılar. Töfiilip kalgan komşi apakaylardan birsi,
ayatta un teknesi katinda unutulgan göyin kazanni
şigarip ardal mayin bir kalaw tübine tökti.
Şiyborek aşamaga merak etken asker Te-
mindar’in mapy kokkisindan, canik sebebinden iş-
tasi büsbütün kapaldi. Ayagin buvunlari boşagan,
marebede şilikleşken vücüdü büsbütün gevşegen
Temindar ne işlemesin bilmiy.
– Taa arü kelmegeydim de, şegilmiycek kaarni
körmegeydim. Omaş şorbasi, bakalalikşa şörbasi
aşagaydim da, sabiy Turan sav kalgaydi, dep öz
özimen konişti. Başlari dertli, közleri yaşli ana ba-
baga yedi kilometrelik Tekirgöl coli yüz kilometre
kadar uzak bolip körindi. Çünkü hem tisi cangan
hem de iş cangan Turanni dispensarga ana kaldi,
ana öldi alinde yetişdirdiler. Tekirgöl doktori sa-
biyni acip can cürekmen karadi, sardi ama, ca
badan caba ograşkanin anlap, hep şo arabaman,
kastani Köstencige cibertti.
Köstenci doktorlari balanin öleceğin körip bek
kulak asmadilar. Boni körgen ana-baba, Mihai Vi-
teazul sokaginda otirgan Mukader toytayin akasi,
terzi Ruştiy’ge cuvrip bardilar. Turan’nin dayisi ke-
şikmeden üyünde hasta karagan komşi bir dok-
kinday bağırmaya başladı. Çünkü on bin iğneyi birden
etine girmiş gibi bir acı bütün vücudunu kaplayıp aldı.
Kardeşine gözlerini dikip, Musuret yerinde çakılıp kaldı.
Annesi, Mukadder kendini toplayıp:
– Vay bebeciğim, çatır çatır yanıyorsun diye
Turanın eline yapışıp şöyin kazandan çekip çıkardı. Bir
taraftan küçüğüne bir beyaz çarşaf arıyor, bir taraftan
da büyük oğluna:
– Çabuuuk, babana koş diyen anne kan yutuyor,
kan. Annesi çocuğunu beşiğine biraz yoğurt sürerken
konu komşular, biraz sonra da kocası Ferit bir de Te
mindar kurşun gibi geldiler. Birkaç saat evvel sa-.
pasağlam çocuğu çarşafa sanlı, benzini atmış görür gör
mez, kardeşi Temindar atlarını arabaya koşmaya gitti.
Çiğbörek pişirilecek yağda pişmiş bebeğin bütün eli,
ayakları, karnı, arkası üfürülüp üfürülüp çıkmış ki, el
koymaya yer kalmamış. Komşu kadınlar, meraklanıp
ağız açmaya gelen çocuklar bir tarafta, evin insanları da
çocuğun yanığını azaltmak için yoğurt sürüyorlar, bir
havluyu yelpazeliyorlar…
Arabaya koşulan şişman şişman arap ‘la Japon ha-
zırlar. Atlardan biri:
– Haydi, işinizi çabuk yapın der gibi ön ayağıyla
yeri tırmalıyor. Babası Ferit, bir ara bulup, evin ön ta
rafına çıkınca Müsüreti görüp, içtiği rakı tesiri bir de
yanıklıktan, büyük oğlunun başına bir yumruk kon
durdu, çocuk yere yığıldı. Çok vakit kaybetmeden ba
bası, annesi Turan ‘ı kucağına alıp arabayla Tekirgöl ta
rafına yöneldiler. Müsüret, öbür kardeşleri, amcaları
Temindar’la evde kaldılar. Geride kalan komşu ka
dınlardan biri, salonda un teknesi yanında unutulan
şöyin kazanı çıkarıp hardal yağını bir duvar dibine
döktü.
Çiğ börek yemek isteyen asker Temindar’in yağ ko-
kusundan, yanık sebebinden iştahı büsbütün kapandı.
Ayağının boğumlan gevşemiş, muharebede şilikleşken
vücudu büsbütün gevşemiş Temindar ne yapacağını bil-
miyor.
– Daha iyiydi gelmeyeydim de, çekilmeyecek kahrı
görmeyeydim. Omaç çorbası, baklahlahşa çorbasını yi-
yeydim de bebek Turan sağ kalaydı, diye kendi kendiyle
konuştu. Başları dertli, gözleri yaşlı ana-babaya yedi ki
lometrelik Tekirgöl yolu yüz kilometre kadar uzak olup
göründü. Çünkü hem de dışı hem içi yanan Turan ‘ı dis
pansere işte kaldı, işte öldü durumunda yetiştirdiler. Te
kirgöl doktoru bebeği açıp cam yürekten baktı, sardı ama
nafile yere uğraştığını anlayıp, hemen o arabayla, has
tayı Köstence’ye gönderdi.
Köstence doktorları çocuğun öleceğini görüp pek
kulak asmadılar. Bunu gören ana-baba, Mihai Viteasul
sokağında oturan Mukadder’in kocası, terzi Ruştiy’e
koşup gittiler. Turan’ın dayısı gecikmeden evinde hasta
Page 18
torga düşünüp, Şahighian değen bir Ermenni dok-
torina yari kesede akettiler.
Cilmaga bile takati kalmagan Turan’ni, babasi
kuşagina kötergen komşi doktorin üyüne, Ruştiy
kaynagasiman cayav ketti. Yukusiz, yorgin baba,
Ermenni doktirin cap carik üyüne kirgemen köz-
lerin salt salt aşip cummaga başladi. Beşyüzlük
elektrik begi, senin sekiz numarali köy lambasina
uşar mi?
Doktor, şâşip-şâşip, nefesin zor, avur algan ba-
laşilkni körgende Ferit’in közlerine karap, balanni
malinde korimaga bilgen yoksin, endi, ciğeri beş
para, taa arü kepinin azirle dep tazirliycek boldi,
taylandi, susti.
– Mağa kalsa, balani eş ziyetlemez edim. Kom-
şim Ruştiy bek calbardi da, onin katirin ki-
yalmadim. Şal bolsa, bo akşam üş kişi yu-
kalmaycak lâzim. Men, sen babasi, bir de nenesi
yakut başka bir kadin akrabasi. Balaşigin üstüne
sarilgan pansamentlerni bir tamam cibitip si-
yirmak üşün muştar banyosu yapacakmiz. Belki
faydasi bolir da közlerin aşar biraz.
Aslinda, küşsiz karip, ay neniy, vay neniy, su
ber neniy demeğe takati kalmagan sabiy, endi eş
közlerin aşar mi?
Songi doktor karavuna dayanalmay, sabaga
yakin kün tuvmaga azirlegende, Turan nenesin ku-
şaginda “ikk” dedi bir kere, canin teslim etti. Sağ-
lam ve kasvetsiz kişilerge cani bir kün tuvganda
Ferit’in ailetinde karanlık şögip keşe bolavuydi. Ta-
ma gina aş ketmegen, közlerine yuku kirmegen
Mukader totay:
– Alla, sen sabir ber dep, ep şo arabaman ke-
tirgen siri, canli balaşikni, şimdi, üylerine öli alip
kaytmaga azirlendi.
Köstenci’men “M” köyi arasinda yigrim bir ki-
lometrelik coldan, atlarni zorlamay, mevtani in-
citmay bir kaş saat işinde köyge yetiştiler. Taş-
coldan asker maşinalari ayaka da, boyaka da
zuvul-zuvul geşeler, ama onlarga kim karaycak,
onlardan kim korkacak?
Arabasin işinde mevtasi bolgan, ölimden kor-
kar mi? Hatta askerler toktap Ferit akayman Mu-
kader totayni kurşunman telme teşik etken bol-
salar bile, tev demiycek hâlde ediler. Neyse, köyge
yetişip azbarga kirip toktadilar. Üyde kalganlar
ana babalarin aldilarina cuvrip şiktilar. Araba al-
dinda, telbevni kolina tutkan babalari, artta, ka-
verengi… şalga bürüngen neneleri, araba ortasinda
da koyi kirmizi betli yorkan man örtilgen Turan
catir. Birev bir şey soramay, bir birimen kuşaklaşip
cilaşkanda, amcalari, yorkanni aşip Turan’in betine
karadi. Közleri torlandi.
bakan komşu bir doktoru düşünüp, Şahighian denen Ur
Ermeni doktoruna yan gecede alıp gittiler.
Ağlamaya bile takati kalmayan Turanı babasının
kucağına kaldıran komşu doktorun evine Ruştiy ka-
yınbiraderi ile yayan gitti. Uykusuz, yorgun baba, Er-
meni doktorun apaydınlık evine girer girmez gözlerini
hızlı hızlı açıp yummaya başladı. Beş yüzlük elektrik
begi, senin sekiz numaralı köy lâmbasına benzer mi?
Doktor batıra batıra nefesini zor, ağır alan ço
cukcağızı görünce Ferit’in gözlerine bakıp, çocuğunu
zamanında korumayı bilmemişsin, artık ciğeri beş para,
daha iyi kefenini hazırla diye azarlayacak oldu, taylandi,
sustu.
– Bana kalsa çocuğa hiç eziyet etmezdim. Komşum
Ruştiy çok yalvardı da, onun hatırını kıramadım, öy
leyse, bu akşam uyumayacak üç kişi lâzım. Ben, sen ba
bası, bir de annesi yahut başka bir kadın akrabası. Ço
cuğun üstüne sarılan pansuman bezlerini hemen ıslatıp
sıyırmak için muştar banyosu yapacağız. Belki faydası
olur da biraz gözlerini açar.
Aslında da, garip güçsüz, ay anne, vay anne su ver
demeye demeye takati kalmayan bebek, artık hiç göz-
lerini açar mı?
Son doktor bakmasına dayanamayıp, sabaha yakın
gün doğmaya hazırlanırken, Turan annesinin ku-
cağında “ikk” dedi bir kere, canını teslim etti. Sağlam ve
dertsiz insanlara yeni bir gün doğarken Ferit’in ai-
lesinde karanlık çöküp gece olmuştu. Ağzına yemek git-
meyen, gözlerine uyku girmeyen Mukadder hanım:
– Allah sen sabır ver diye, hep o arabayla getirdiği
siri, canlı çocuğu, şimdi evlerine ölü alıp dönmeye ha
zırlandı.
Köstence’yle “M” köyü arasında yirmi bir ki-
lometrelik yoldan, atlan zorlamadan, mevtayı in-
citmeden birkaç saat içinde köye yetiştiler. Taşyoldan
asker arabaları o tarafa da bu tarafa da zuvul-zuvul ge-
çiyorlar, ama onlara kim bakacak, onlardan kim kor-
kacak?
Arabasının içinde mevtası olan, ölümden korkar
mı? Hatta askerler durdurup Ferit ağayla Mukadder ha-
nımı kurşunla delik deşik etmiş olsalar bile, tüh de-
miyecek hâldeydiler. Neyse, köye yetişip bahçeye girip
durdular. Evde kalanlar ana-babalarının önlerine koşup
çıktılar. Araba önünde, dizgini elinde tutan babalan, ar-
kada, kahverengi şala bürünen anneleri, araba ortasında
da koyu kırmızı yüzlü yorganla örtülen Turan yatıyor.
Birisi bir şey sormadan, birbiriyle kucaklaşıp ağlaştıklan
zaman, amcalan yorganı açıp Turan’in yüzüne baktı.
Közleri sulandı.
Page 19
Aydi ballar, atlarni havariniz, men Turan’ni
üyge aketiyim dep mevtani, abiyleri catkan odanın
törine aketip yerleştirdi.
Loksa toy üşün cuvrip-cuvrip âzirlik yapkan
bahtiyar baba, Tefik işin taşlap komşilarina “Baş-
savligi” aytmaga keldi.
1942 senesinin ilkbaharimen yaz mevsimi
arasi, Ekinci Dünya Marebesi tam dinkalasinda,
“M” köyinde kişiler mannaylarina yazilganni şegip,
sabirman başlarina belgen belalarni, unutmağa og-
raşalar. İnsanca şalişalar, insanca yuklaylar, kü-
lüşeler, cilaşalar, tuvalar, öleler…
Haydi çocuklar atların koşumlarını çıkarın, ben
Turan ‘ı eve alıp gideyim diye mevtayı ağabeylerinin
yattığı odanın minderine alıp götürüp yerleştirdi.
Lohusa düğün için koşup-koşup hazırlık yapan
bahtiyar baba, Tevfik işini bırakıp komşularına “Baş-
sağlığı ” söylemeye geldi.
1942 senesinin ilkbaharıyla yaz mevsimi arası.
İkinci Dünya Muharebesi tam dinkalasinda. “M” kö-
yünde insanlar alınlarına yazılanı çekip, sabırla baş-
larına gelen belâları unutmak için uğraşıyorlar. İnsan
için çalışıyorlar, insan oldukları için uyuyorlar, gü-
lüşüyorlar, ağlaşıyorlar, doğuyorlar, ölüyorlar.
4 Nisan, 2025
0 Comments
2 categories
