SORA BATIR (İkinci varyant)
Bir zamanda Sora Batır değen bir batır bolgan.
Ons marebe ete. Sora Batır’nın babası anası kart
ekenler, pıkare ekenler, macir ketler köylerinden.
Bonlar, kete kete, kete bir köyge baralar. Evet, o
köyge bargan sora, otıra onda, ama, pıkare. Köy
halkı tüşine: “Bo kişi pıkare”, diy. “Boğa bir tu-
varşılık beriyik, bizim tuvarlarnı karasın”, diyler.
Mınday etip Narik kart, Sora Batır’ın babası, o köy-
nın tuvarşısı bola.
O arada tuva bo Sora. Ani, bir sekiz -on yaşına
kadar kele, oga da tanaların bereler. Tanalarm bak-
sın, dep. Keşinsin şo da bizin aramızda, dep. Ta-
naların bağa, bir tana, ek tana, üş tana kazana se-
nede.
Bir gün, şölde ballar man pitmiy top oynaylar?
O akranların çene. Zaten oynaganda, kureşkende
her vakit akranların çene eken. O arada, Kıdırnebiy,
kele boğa. “Balam”, diy, “men bir alla rnisapiri,
yerin tapsam”, diy, “çatar edim”, diy. “Anan-babafi
bar mı?” diy. Sora: “Bar” diy, “sağa uşagan kart”,
diy. “men aketirmen senibizge”, diy.
Akşam üsti tanalarm kaytara, keleler köyge.
Köyge kelgende, Soranın yanında bir kart ta bar.
“Babay”, diy “men anav bir senede şalışıp kazangan
bir tananı kesecekmen, köy kartların şakırıp bo kart-
nı misapir etecekmen”, diy. Babası; “Et balam”, diy.
Pıkare de bolsa, gönli zengin.
Ana, şakıra kartlarnı, aş pişire, aşaylar,
anlatalar eski dertlerin, sora catalar. Saba turalar,
Sora tanaların cıya, babası da tuvarnı, keteler şölge.
Kart, Şoraga; “Balam, sen meni kayerde aldın o
yerge aketiip taşla!” diy. Sora: “Bolır babay; onda
aketirmen”, diy. Ala kete bonı. Kıdırnebiy; “Bo
yerden aldın bo yerge taşla”, diy. “Sav bol, bar bol,
arkan da cerge tiymesın!”, diy. Savhk man kal! –
Saulik man bar! dan sora, kart cok bola, kete. Sora,
şaşa da kala. “Vay, bo neday şiy bo”? diy.
Akşam kelgende, babasına ayta. Babası: “Ey,
balam, bonday boday etkesin, sakın bonı bırevge
aytma!”, diy. “Bo Tanrı’nınbir kişisi”, diy.
Sora onbeş-onaltı yaşına kelgende, onsız toy
bolmay, o sıralarda, küreşlerni hep bo kazana. Kan-
lar da pelvan besliy ekenler. Pelvanlarını ketirip ku-
reştireler, neteler.
Toktamış Kan değen bir kan bar eken. Bo kan
soranı eşite. Kannı da Aktasın Ali bey atlı bir pel-
vanı bar eken Bo bek öktem eken, bek küreşe eken.
Bo pelvanm Sora man kureştiriyim, dep tüşine.
Kunlerden bir kun bir köyde toy bola. Caşlar damda
otırıp elma telliyler. Kartagası, on biy, sol biy, bola,
egleneler, sora küreş başlay. Aktasın Ali biy upak
pelvanlarm şıraga, onlarnı çığalar. Aktasın Ali biy
kıza, özı şıga. Sora Batır man küreşe. Sora, Aktasın
Ali biyni bir cıga, eki cıga, ama kartlar Soranın hak-
kın aşaylar. Sora, ta soranda, ala Aktaş’ın Ali biy’ni
bolmadı değenlerin üstine aketip şalka sala. Sora:
“Boldı mı kartım?” diy Sora. “E, boldı boldı, balam”,
diy.
Toktamış Kan bir tay salgan eken, ala taynı şıga
kete. Üyine bara, taynı damga baylay, özi kayta kele
toyga.
Aktasın Ali biy cıgılganına, taynı da koldan ka-
şırganma egeşe, ala pelvan arkadaşlarım, kete Şo-
ranm üyine. Narık kart bar eken üyde. “Kayda”,
diy, “Toktamış Kandan algan tayı?” diy. Narık kart:
“Ana, anda, damda”, diy. Aktasın Ali biy taynı
damdan şıgarıp baylay arabasına, sora, üyge kire. O
zaman Soranın anası öle anavın korkısından.
Soranın bir şiyden kaberi yok, toyda otıra an-
lata. O zamanlarda toylar aylar man tuta eken. Sora
toynm kartagası eken. Otırgan yerden karay, ka-
pıdan kirip kele babası. Sora meseleni afinay. Bir şiy
bolganın afinay. Ayakşı beyni şakıra; “Kapıdan kir-
gen anav kartka bir ballı boza ber, işsin!” diy.
Ayakşı bey Narık kartka: “Kartagasın köp se-
lamı bar, sağa bir ballı boza ciberdi”, diy. Kart: “Sav
bolsın!”, diy ballı bozanı tarta.
Sora ayakşı beyni gene şakıra: “Sen oga bir tane
taa ber, em işsin, em aytsın!”, diy. Kart, ala, ballı bo-
zara yarsını işe, yarısın da sala masanın üstine, aytıp
cılay:
“Aktasın Ali biy
Caurninde menli biy
Cav körgende deli biy
Ekindi men akşam arasında
Keldibiy
Baban Narık kartnın
Başka közge tarttı biy
Kardasın Kanibek men
Anan Aysılvga
Kelmez korlıklar etti”, diy
Sora dayanamy. Arkadaşlarından birine ema-
net ete çerin: “Men şündi kelirmen”, diy. Şıga tı-
şarga, karay babasın, koray-moray toplap cürgen
bir topal atı bar eken, tışarda o at tura. Babasına;
“Kayda anav tay?”, diy. Babası; “Aldı, taynı da
aldı”, diy.
Mine topal atka, ama, o at Tanrı’nın emri men
düldül bolgan, yıldırımday etip uşa.
Aktasın Ali biy arabası man, arkadaşları man
colda ketkende karay artına, bir ateştiy bolıp bir
calin kele. Annay, Sora ekenin. Katsın, kasmanın,
kurtulmanın, şaresi yok. Otıra. Ay ta:
Tart Şoram, tart Şoram Atın başın
tart Şoram Atın algan bolsam,
beriyim Özzmm de şiy altmga
böliyim”, diy.
Kele Sora, şaydep ay ta:
“Atım algan bolsan, berersin Özimni
şiy altınga bölersin Ya kardaşıma,
anama kara korlıgın Onı kalay
etersin?” diy.
O vakit annay Aktasın Ali biy kurtılamacagını.
Çare yok, urışacaklar. Yaş sıcraşalar, o zaman onday
eken, kaysı balaban bolsa, ambe onı bola eken. Anı,
Sora “Ali biy, tart ogın”, diy. Aktasın Ali biy tarta.
Ok Şoranm atın kuyruğun astından şıga kete. Gene
Sora: “Endi menki mi ambe?” diy. Aktasın Ali biyi:
“Senki”, diy. Sora ogın tarta, Ali biyni kokregınden
ura, o yerde taşlay. Atın mine, bara Aktasın biyin
üyine. Anası man kız kardasın ala kele.
Babasına: “Bo anamın yerine ana bolsın, minav
kızın da sağa emanet etemen, toynı pitirip kelgen
son, bonı nekâlap alırman” diy, atına minip kete
gene toyga. O zamanlar toylar kırk gün, kırk keşe
tuta eken.
Toy pitken sora, Sora üyine kaytıp kele.
Toyga ketkende, babasına Ali biynın anasın ana
yerine, kız kardaşm da özine nekâlacagın aytkan
eken. Kızın anası tüşme bir cazuvlık, yamanlık:
“Biz bo eripnifi kolından kurtılacakmız, ayse bir
cazuv salayık ta babası man ekeuvin arasın bı-
zayık!” diy. Kızı: “Katiyik?” diy. Bir ebanay ke-
tireler, kursağına yastık-mastık salıp töşekke ca-
tıralar kıznı. “Sora sert kişi o, ne boldı sağa
değende?” diy kızına, “mağa ne etse baban etti
dep, ayt”, diy. Olay mı? -Olay.
En nihayet, Sora kele, anası man kızı an-
laşkanlarınday eteler. Sora, irslı kişi, kıza: “Şa-
kırınız babamnı!”, diy. Şakıralar. “Babam”, diy,
“kozıme körinme!” diy. Sökmiy, sokmay. Babası
gene kaytarıp ayta: “Balam”, diy, “ne boldı?” diy.
“Bo işke bir yamanlık kirdi”, diy. “Bolacak şiy
tuvıl”, diy. Sora; “yok, cok bolıp ket”, diy. “Kayda
ketsen ket, kozime korinme” diy. Babası: “Ayse
mağa izin ber, eski bir ogım bardır, şom alayım da
ketiyim!”, diy. Ala ogın, kapıga kele, savlık man
kal ayta, kete.
Kete Narık kart. Az kete uz kete, bir gun, eki
gun col kete. Şatırman tavlık değen bir tavlık bar
eken o yakta, şo şatır man tavlıkka bara. Zaten, caş
ekende, onda keşine eken o. Av-mav urıp, şaytip ke-
şine eken.
Şora’mn apakayı bir gun: “Ey, Sora, ketıyik te
şo Şatırman tavlıkka, babam hep şo tauvdan ala edi
kişlik aşacağın”, diy. Sora: “Ketiyik”, diy.
Cegeler atın, arabanı, keteler. Baralar şo tavın
kenarına, tuvaralar atlarnı, cibereler tışavlap, özleri
sığalar tav işine avga. Tavda aldlarma bir kart kiyik
şıga? Kiyikni kart ta köre, Sora da köre. Bir yakta
Sora, bir yakta kart. Eski ortada. Ogın tarta kart, ka-
bırgasmdan ura.
Şora’nın babası ketiyatırganda: “Balam, bo işte
bir hilelik bar, bo doğrulur inşallah! İlle menim ka-
dirim eki oknın uşı bir yerge kelgende, bilirsin”,
değen ekan.
Anav kiyikni Sora da ura. Caş bolgan üşin, Sora
kıyikke baragoya, tez bara, babasından taa evvel
bara. Karay, kiyik anyaktan da urılgan. Tüşine,
menim babam bo yerde diy. Akılma; “Şırr!” ete kele:
“Eki oknın uşı bir yerge kelgende, meni kaldırım bi-
lirsin!” dep, babasın aytkan sözleri.
Ani, Narık kart da öksirip, cütkirip kele, zavallı.
Ani, öbişeler, söz eteler, Sora babasından elallak
istiy, aklasalar, üyge kaytalar, gene de evvelgisindiy
mabet yaşaylar.
Bulgaristan’ın Dobruca bölgesinde Dobriç (Hacıoğlu Pazarcık) Silistre yolunda bir tepe başına konmuş Onogur diye bir köy vardır. Çevresini Kuzeydoğu ve Güney tarafından or-manlarla kaplanmış dağ gibi tepeler oluşturu-yor. Onların arasında da parlayan bir göl ve Tuna’ya koşan küçük nehir. Dağcıların rağbet ettikleri dik kayalar ve dört tane mağara bu güzelliğe ün katmaktadır. Bunların yanı sıra köy içinde bir büyük ve tepelerin eteğinde de daha küçük zamana karşın şırıl şırıl akıp duran üç kaynak çeşmesi.
Bu manzaradan zevk alanların arasında göze çarpan kuş bilimcileridir. Yaz boyunca köyün ke-narında konaklanmış bir çadırdan kuşları seyre-diyorlar, doğanın sesini dinliyorlar.
Onogur aynı zamanda Bulgar tarihinde de yer almaktadır. Roma döneminden kalıntılar burada bir güçlü kalenin olduğunu gösteriyor. Bulgar tarihini de kapsayan arkeolojik bulgular geçmi-şe ait olan canlı bir hayatı kaydetmişlerdir. Bun-lar Dobriç’in Arkeoloji Müze’sinden sergilen-mektedirler. Mağaralar ve çevresi define avcı-ları tarafından iyice taranmış. Derin kazılar bu-nun izleridir.
Konumun ilginç olan tarafı şudur ki; bilindi bili-neli bu köyde yaşayanlar yalnız Kırım kökenli Kerç’ ten gelme Nogay Tatarlarıdır. Burada yal-nız Kırım Tatarcası çınlıyor. Fakat Bulgar dili kimseye de engel olmadı. Çünkü okuyanlar en az lise mezunudur. Birçoğu yüksek okul ve üni-versite bitirdiler. Buraya Kırım Tatarlarının yer-leşmesi 1854-1856 yıllarında olmuş ve öz vata-nını adlandırmak için ona ‘Curtluk’ demişler. İki adı da kullanılır – hem Onogur, hem Curtluk.
Muhacirlerin ilk yapıları cami olmuş ve inşaa-tında hiçbir metal çivi kullanılmamış. Yeterince sağlam kılmışlar onu ki bugüne dek nesiller bu atalardan kalan mirası ayakta tutabilmişler. Şimdi de halkın hizmetindedir. Yıllardır onarıl-madığı için geleceği tehlikede. Yardım elini de kimse uzatmamış.
1989 yılında Türkiye’ye göçten sonra burada daha çok yaşlılar kalmış.Yaklaşık 60 kişiye inen köy nüfusu yaz aylarında çoğalıyor. Şu anda orada sadece bir çocuk büyüyor. O da herkesin gözdesi olan beş yaşındaki küçük Tarkan. Tek başına köyü dolaşıp gezen, herkese dost olup çocukça sorular soran, güler yüzlü sevimli bir çocuk.
Bulgaristan’ın demokrasiye yol almasıyla 1991 yılında Dobriç’te yeni kurulan Asabay Tatar Kültür Derneği’nin düzenlediği ilk Tepreş burada oldu. Kurbanlar kesildi, dualar okundu. Köy cemaati kalakaylarla, Tatar aşlarıyla konuklarını ağırladı. Ve Kırım türküleri, şiirleri, oyun havaları dinlendi. O gün yaşlıların sevinç gözyaşlarıyla yağmur da çiselemişti. Bugünkü koşullarda da yaşamları her ne kadar monoton görülse de Kırım özlemi, Kırım hayalleri türkülerde, şiirlerde, şınlar da can atıyor. Çünkü onlarla doğup büyümüşler. Kırım Davası onların onur direğidir.
Onların kanında Şora Batır yaşıyor ve onların ağzında şöyle canlanıyor;
“Bismillah dep mındım atka şılgın avlay,
Şılgın boylu bır kız tura zulpun taray.
Kayrılıp selam berdim gönül almay,
O da mendiy bır dertlı eken kaldı cılay…”
Köyün hocası hacı Müzeka Veli’nin deyimiyle bu efsanevi kahraman Tatar’ların gelmiş geçmiş en cesur, şanlı, namlı kişisidir diye bilinir. Ona Batır denmesini de en cesur yüreklisinin ifadesi gibi yorumluyor ve bundan gurur duyuyor. Ba-şından sonuna kadar hatırlayamasa da Şora Batır destanını, Şora Batır’ın sevdiği kızın adı Katice diye bilir. Binen atın adı da Celcetmez di-yor, yani ona yel yetişemez. Yelden daha hızlıy-mış. İşte Şora Batır’dan başka kayıtlar;
Şoram Şora bolganda,
Şonkayıp atka pıngende,
Law bergen tuwl edım,
Kuwnak etken de tuwul edım,
Katice beg aruw kız edı,
Ketti ya, abay,kettı…
Ve Şora Batır’ın kendisini Tatarlı’ ğa adadığını gösteren şiirler.
Men niyetımı sorarsan,
Men Kazan’ga baramam,
Kazan’nı Kazak’tan almasam,
Yesır bolup kalaman.
Annesi;
Kaytsana, balam, kaytsana,
Sol emşemden süt iydı.
Şora Batır;
Sol emşenden süt iyse,
Taşka saw, anam, taşka saw.
Taş kaytsa da men kaytmam…
Kırım sevdasında yanıp tutuşan yetmiş beş yaşlarında olan Aziz Çokoy, Şora Batır efsanesi-nin biraz farklı versiyonunu anlatıyor; Şora Ba-tır’ın dünyaya kor olup geleceğini Ruslar biliyor-muş ve daha bebekken onu yok etmek istemiş- ler. Hamile kadınları toplamaya başlamışlar, yeni doğan bebekleri öldürmek için. Bunu anla-yan Şora Batır’ın babası hamile eşiyle ormana sığınır. Orada kor olup doğmuş Şora. İnsan sıfa-tına erdiğinde onu alıp evlerine dönerler.Bir de-fasında Ruslar onların avlusuna geldiklerinde annesi onu fırına atıp saklarlar.
Çok akıllı cocuk olup büyümüş Şora ve yirmi-yirmi beş yaşlarına geldiğinde ordunun başına geçmiş ve Rusları yenmeye başlamış.Bir çar-pışmada Edil nehrinin sularına düşmüş. Anası-na haber gelmiş oğlun öldü diye, fakat o inanma-mış. Daha sonra tekrar haber gelmiş Edil nehri-nin sularına düştü, şehit oldu diye ve o zaman anası inanmış.
Aziz Çokoy’un yaşam mücadelesinde ilham kaynağı Kırım’dır. Ailesi olmayan, tek başına oturan, vazgeçilmez arzusuyla dö-nüp duran bir insan; Kırım’ı görebil-mek…Şınlar, tapmacalar, öyküler köprü gibi onu hep Kırım’a götürü-yorlar. Şenlik dolu bir tapmacayı da belirtmek istiyorum.
Dagır dagır dagırman,
Bolat bayın kızıman,
Moynum tolu moşakman,
Dagırmanın kızıman. (Pınar)
Kırım türkülerini “Ceylan” diye bir genç kıza öğretmiş Aziz Çokoy. Ka-dife sesi, okşar gibi yüreğinin derin-liklerine iniyor. Öyle ki, bir Tepreş’ te halkı duygulandırmış, gözler ya-şarmış. İşte acı veren bir türküden sözler;
…Bız Kırım’da kun kormedık.
Suberya’ga sürüldük,
Yeşil yurtka col tapamadık,
Kop vakıtler kaber alamadık,
Bağasaray’ın üstünde,
Kog bayraknı salamadık…
Ceylan Şevket; Dobriç’te bir lisenin enformas-yon teknoloji bölümünün son sınıf öğrencisidir. Yanı sıra üniversite sınavlarına da hazırlanıyor. Kırım ile ilgili her şeyi merak ediyor, hatta yeni çıkan “Bulgaristan’daki Tatarlar” ismindeki kitabı bir gecede okumuş. O da doğal olarak Kırım’ı kendi gözleriyle görmek istiyor. Oraya giden yolları soruyor. Annesi Türkan ve babası Celal zamanını daha çok Onogur’ da geçiriyorlar. Zira oradan geçimlerini sağlıyorlar. Hayvan bakıyorlar ve onların emniyeti için iki de kangal köpeği edinmişler. Evlerinin bir kısmını cafetarya yapmışlar. Türkan Hanım’ın söylediğine göre yakında geleneksel tarzda yapılandıracak ve belediye projesine göre buraya gelecek olan turistlere de Tatar aşları sunulacak. Onogur’ un toprağı taşlıdır ama doğasının güzelliği burasının değerini arttırmış. Turizm şirketleri ve paralı şahıslar Türkiye’ye göç edenlerin boş evlerini satın almaya hücum ediyorlar.
Bu gelişmelerin gölgesinde Onogur’ un kaderi çizilmiş görünüyor. Oradaki insanların şuandaki en büyük mutluluğu kendi milletinden misafir karşılamak, tıpkı hacı Müzeka Veli’nin ifade etti-ği gibi;
– Bize gelen saygı ve sevgi ile gelmiş demektir. Öz kabilesine gelen kişiyi karşılamak, misafir et-mek onur verici bir duygudur. Öz insanı ile akra-baymış gibi sohbet etmek, kendi dilinde düşün-celerini ve ruhunu paylaşmak ne kadar güzeldir. Bu da bir zenginliktir. Anadil yaşlılara kaldı. Sön-mesin bu, sönmesin…
Geriye kalan Onogur’ a gitmek…Oraya gitmek demek küçük bir Yurt’a gitmek demektir, bir Kı-rım senfonisi dinlemek demektir. Anavatan’ını hiç görmeyen ama kendi dünyalarında onu ya-şatan bu insanlarla karşılaşmak; temiz bir kay-naktan doya doya su içmek gibidir. Sağlığın mutluluğunu keşfedercesine, tam bir ruh zen-ginliğinin efendilerini ziyaret etmişizdir Şora Batır’ın bir diyarında…
