0 Comments

Hasan Şahimoviç Bulatukov
(Habez, 16 Ağustos 1907 -1937)
Otuzlu yılların edebiyatında Hasan Şahimoviç
Bulatukov’un eserleri önemli bir yer alır. Onun
“Fatimat” adlı piyesi, “Ekiyaşav” adlı romanı, “Azret,
Erinşek, Mazan em kolhozşılar” adlı şiir antolojileri,
yeni temaları ile Nogay edebiyatının gelişmesinde
büyük bir rol oynamıştır.
H.Ş. Bulatukov 1907 yılının 16 Ağustosunda
Habez rayonunun Kızıl-Yurt adlı köyünde, yoksul
bir çiftçi ailede doğmuştur. Küçüklüğünden itibaren
zorluk ve yoksulluk içinde yaşamıştır. Ailesi yoksul
olduğundan sekiz yaşından sonra köyün zengin-
lerine ırgatlık yapmıştır. Kendisi bizzat görüp,
zorluklar yaşadığı için, bu görüp yaşadıklarını
sanatlı bir dille kendi eserlerine yansıtmıştır.


Hasan Şahimoviç Bulatukov
(Habez, 16 Ağustos 1907 -1937)
Otuzlu yılların edebiyatında Hasan Şahimoviç
Bulatukov’un eserleri önemli bir yer alır. Onun
“Fatimat” adlı piyesi, “Ekiyaşav” adlı romanı, “Azret,
Erinşek, Mazan em kolhozşılar” adlı şiir antolojileri,
yeni temaları ile Nogay edebiyatının gelişmesinde
büyük bir rol oynamıştır.
H.Ş. Bulatukov 1907 yılının 16 Ağustosunda
Habez rayonunun Kızıl-Yurt adlı köyünde, yoksul
bir çiftçi ailede doğmuştur. Küçüklüğünden itibaren
zorluk ve yoksulluk içinde yaşamıştır. Ailesi yoksul
olduğundan sekiz yaşından sonra köyün zengin-
lerine ırgatlık yapmıştır. Kendisi bizzat görüp,
zorluklar yaşadığı için, bu görüp yaşadıklarını
sanatlı bir dille kendi eserlerine yansıtmıştır.
Roman
EKI YAŞAV /İKİ YAŞAM
Kün tiyip, kızdırıp baslagan zamanda, avılda
bir er âdem kalmay, danılga şıgıp ketkenler. Kün
sayın âdem tolıp turgan oramlarda bugün birev de
körinmeydi. Erte keletagan Ramazan, bu keşe
kelmey, bek keşke kalgan. Onnan özgeleri mal, at
karavdı kutılıp kelgenler. Ar kim de özinin ornma
yantayıp, tmşaymaga karay edi. Yalgız Kaplan
bârisinin de kaygısın etedi.
Sölege deyim yılkıdan kelip, asm işip,
Kaplanga habar aytıp ketetagan edi Ramazan.
Kaplannıfi yanı tmşaymay:
– Biriniz de körmeysinizbe Ramazandı? – dep
soraydı. Ot yagada oltırıp ismail, Kaplanga kara-
may:
– Sosı sen Ramazandı nege sorap kalgasm?
Kayda barar deysin, keler özek, – deydi.
Bir kesek zamandı söylemey, künirt yangan
şırakka karap, turıp, Kaplan aşuvlanıp soradı:
– Ol da ne sözdi özi “kelse – keler” değen?
Ramazan bir yarlı yas, ya avırıp, ya deymen de bir
hâte bolıp, yılkılarga bir zat bolsa, ömirinde ket-
pestey kaygı tüstime onm moynına?
Va! Koyınız mum. Ol özi birerde keş keletagan,
– dep söylendi kosta yatkanlardm birevi.
Kaplan süytip tınışsızlanıp turganlay, eşik
aldmda at ayak davısı esitildi. Uzak turmay, bir
baytal, tayın izlep, kisnedi.
– Yılkılardı aydap Ramazan keldi bolayak, –
dep Kaplan, tonın iynine kaplap, sıyakka şıktı.
Enkeyip karap ta küresti. Bolganı üşin ol karanada
avızga baylanıp turgan üş attan başka yılkı
körmedi.
ygi kesek zamandı Kaplan atlar kimdiki
ekenin tanımay karap turdı. “Kim âkelip baylagan
eken bulardı? Yok bolsa, urlanıp âkelingen atlarına
eken? – dep özi özine oylandı. – Koy, bir kaslarına
barıp karayım” – dep yuvıklagamnda, atlardın
tasasında âdem süvretin körip toktadı. Sofunda
âdem bolgamn bilgende:
– Kim di olar? – dep kışkırdı Kaplan. Ramazan
Kaplandı davazmnan tanıp:
– Bizbiz, Kaplan, bar, sole kirermiz koska, – dep
bildirdi.
“Ne bohp yüredi bu keşedin ortasında âdemler
men?” – dep Kaplan, oylana berip, kaytip kelip
koska kirdi. Ol yagaga yuvıklap keleyatkanda
Kaplan yerde, tobanda yatkan Maul’ttin ayaklarına
oratılıp şiirindi. Oga aşuvlamp, Kaplan şamlandı
da:
– Ayaklarındı yiyip yattagı, – dedi.
– Âşe, sen de keşedin ortasında bir toktatagı, –
dep Maul’t turıp oltırdı da. – Kan yavgamm basma?
– dedi.
Sözdi koy da ornmdı yiyiştir ana yakka.
Ramazan man bir âdemler keleyatırlar, – dedi
Kaplan.
Ekevi, kalgan âdemler turganşa deri kostın as-
tına töselgen tobandı bir az yıyıstırıp, ottı yaktılar.
Ivan man eki âdem kelip, Ramazan bagatagan
yılkıdan atlar almağa mırad etkenler. Keşke tura
karap bir yırma at saylaganlar. Olardın bir on besin
Ramazan kurık pan ıslap bergen, kalganlarm emlik
bolganı sebepli ıslayalmay keşikkenler. Ivan atlardı
yıyılayatırgan partizan otryadma berileyek, olarga
atlar bek kerek değen. Ramazanga Ivan ol zattın
üstinnen erte habar aytıp anlatkan edi.
Atların baylap kutılgannan son, birevlerin
kaldırıp, koska yönediler. Ramazan aldıda kirdi
koska, orun artmnan – Ivan em eki tanımagan âdem.
Ramazan yoldaşların oltırtıp bolgannan son
Kaplanga:
– Yogim yegendey bir zatınız? – dedi. Kaplan,
sakalın sıypap, uzm kara üllesin kökite berip:
– ssi zat yok, suvıgan et, ötpek bar, – dedi.
Ramazan, ottın kızuvın aldma tarta berip
artında yalpak agaştı köldenen salıp, etlerdi yılıtıp
başladı. Kaplap ötpekti tuvradı, kişkey üş ayaktı
tepsege salıp berdi. Kelgenlerdin dörtevi de, ottın
kasma oltırıp, yep başladılar. Ivan, bir az basın
köterip:
– Kaplan, tuz bereş, – dedi. Kaplan, eslep karap,
Ivandı tanıp, uşıp ketkendey boldı da:
– Va, munavı Ivandı da, tanımay turıman men,
– dep barıp sığıp kolin aldı. Ivan yeğenin koyıp
Kaplannan:
– Sen, Kaplan, bıltırdan beri mundasmma? –
dep soradı, son, – men seni körgen yokpan, birinşi
ekonomga ketkenli berbetin, – dedi.
– Munnan başka yerge köşkenim yok, – dep
efikeyip, Ivannm kasma oltırdı üllesin tarta berip.
Bir az turgannan sofi Kaplan özi Ivannan sorap
başladı:

Kayda edin, Ivan, körinmeysin de bıltırdan
beri?
Ivan avızındagın şaynap turıp, Kaplanga habar
aytıp başladı.
– Kaplan, Stoyalda sen tanımagan bir kos yok,
onm mallarının kayerde bolganm bilesin. Sole biz
Ramazan bagatagan yılkıdan on bes at ıslaganmız.
Endi bizge kerek sole şıgarıp âketpege anda
kotanda asıralıp turgan atlardı. Olardın turatagan
yerine sizin, kasınızdan yuvık yer yok. Bizge bir üş
âdem kerek sizden, barıp atlardı şıgarıp alıp
ketkendey bolıp, dep Ivan Kaplanga karap toktadı.
Ivannm söylegenin esntip, kosta yatıp turgan-
lar bek tmlay ediler. Kaplan, basın şaykay berip:
– Onda barganday yaslar bizde bar. Bolgan
üşin ol “iytten tuvgan” keşe bek katı karavıllar man
saklatadı atlardı, ene sol kıyın, – dedi.
Ivan oltırganlarga karap ayttı:
-Bir zat ta tuvıl, olarda bolgan savıt bizde de bar.
Maul’t, oltırgan yerinnen turıp, Ivanga karap,
söyleytaganlarga birden kosıldı:
-Onda barganda, keşe saklaytagan karavıllar
da kıyın tuvıl. Birevge men âzirmen em Salih ta
barar. Menim bir yalgız korkkanım bar. At
kotannın esigin aşayalmasak yade aştırayalmasak,
buzıp kirermiz, ol da kıyın tuvıl. Eğer atlar kotanda
bugavlı bolsa, ene ol kıyın. Ol zamanda ne etpege
kerek ti? Eğer ene sol bir zat bolmasa, atlardı
şıgargan kıyın bolmas edi.
Ramazan, uşıp turagalıp, Maul’ttin sözin köte-
reyalmay, kışkıra berip:
-Maul’t bir de koymas “eğer” değen sözin. “Eğer
bolsa”, “eğer bolmasa” dep tursan, om man kullık
bolama? Barmaga kerek, sole sonday kullık. Sol
aytataganı Ivannm! – dep eşik betke barıp toktadı.
Ivan, yapalak kara börkin basma kiyip, kamışıs-
ın sabınnan ıslap, onı man körsete berip berkitti:
-Bizge birev de bir zat ta bermes, yigittey bolıp
kürespesek. Muna kullıktı da yerdey bolıp etpege
kerek, artka-aldıga karamay. Bulaydan atlarga
minip barıp, nadan keşikpey atlardı alıp kelmege
kerek. Kullıktı kaytip toltırayagmızdı onda özifiiz
körersiz, anladımzba? – dep soradı Ivan.
-Anladık, – dedi Ramazan.
-Âşe, kaysınız harasınız? – dep soradı Kaplan.
-Men, Salih, Maul’t, – dedi Ramazan, – em tagı
da birev barsa, at karamağa ârüv bolar edi.
-Men barayım, – dep turıp, Umar da kiyinip
başladı.
Kaplan, turagalıp, Ramazanga:
-Munda iyerler bar, alıp atlarga salınız, Anda-
munda baramız dep keşikpey, yigittey, kullıktı
bitirip keliniz. Muna menim yaman mıltıgımdı da
ala barınız, – dedi de irgede tagılıp turgan bir
atılatagan mıltıkka kolm uzatkanlay, Ivan:
-Onı koy, Kaplan, munda bar, men bereyim, –
dep moynınnan şeşip kıska bes atılatagan mıltıktı
alıp Ramazanga berdi. – Âşe ayda! Yüriniz, – dep
Salih pan Ramazan tagmıp şıgıp kettiler. Köp tur-
may olardın artırman Maul’t pen Umar da yöne-
diler. Bir kesek zamannan son atlanıp, karanada
tasayıp kettiler. Olar ketkennen sofi, Ivan iygi kesek
habar ayttı Kaplan man kostagılarga.
– Sole, – dedi ol, – mirzalardın, baylardın
zalımhkları kurıtılayak, yarlılarga erkin, yanı
dunıya bolayak. Mine munday baylardın (stoyaldı
körsetip) yerlerin de, malların da alıp yarlılarga
bereyekpiz. Sen bilesin menim de neşe yıl kullık
etkenimdi muna kan tulıkta. Ol bizim kanımızdı
işip turgan. Endi bizikiler Nevinskedi alganlar,
tezden Paşinskedi alayaklar. Biz yarlılar, yardam
etpege kerekpiz.
Ivan akırm anlatıp Nogay tili men aytkan
sebepli, yarlılar orun sözlerine bek tınlaydılar.
Keşe bek karana, ay da tanga tabatm tuvadı.
Karlar irip kutılıp, az-maz yamgır yavıp iygi kesek
batpak bolgan, Ol özi yazlıktın âdeti. Bir az yavsa
da, yer batpak bola koyadı. yer orman da bek iylenir
eken, ama bir az suvık ıslaydı. Endi de kıs şıgıp
kutılıp ketkeni yok. Kaplan ertefüik sayın Bestav
betten suvık bulıtlardı körip ayta turadı:
-O, yaslar, nogaydm “anda bol da, munda bol,
berdâzide üyde bol” – değen yıl zamanı mine sole.
Stoyaldıfi ekonomiyası – yoldm sol yagmda, katı
akkan Yilinşik suvdın yagasında. Aldında eki üyken
irgesi kerbiş, basına kök teletin men yabılgap üy,
tögeregine akaca em küreğe terekler egilgen. Onm
işinde bolmagan yemiş terek yok. Özi ârüv tüz yerde
egilgen, dört yagınnan karasan da, sıdıra bolıp yara-
şık körinedi. Orman da aldıda, bir yarım şakırım
kader yerde – tögeregi berkitilgen dört uzın at kotan.
Stoyaldıfi en iygi bagılgan atları onda saklanıp tura-
dılar. Sonın üşin Ivan man Ramazannın ol atlardın
yartısın şıgarıp keşe âketpege mırad etkenleri. Dört
atlı, basmda Ramazan bolıp kelip sol yerde yılgadm
işine tüsip toktadılar. At kotannın yanmdagı kişkey
üydin kasında eki iyt birden katı ürdi.
-Iznadan tuvganlar aydan kördiler bizdi? – dep
kübirdendi Salih.
Ramazan, enkeye berip:
-Tokta bir! Biz urlamaga kelgenimiz yok. Bizge
âdemleri de kerek olardın, – dedi. Umardı atlardın
kasında kaldırıp Ramazan, Maul’t em Salih iytler
üretagan yerge karap yönediler. Olar yuvıklap
baslagan saym iytler bekten-bek üre berdiler. Keşe
karana, âdem körinmeydi. Karaldıdın tısında iygi
kesek turdılar. Eşikti tavıp, üydin aldma keldiler.
Sofunda Ramazan eşikti iytep aşıp karasa, müyiste
kıstırılıp turgan eki âdemdi kördi. Ramazan, üyge
kirip:
-Neden korkasınız? – dep soradı.
– Sizden, – dep birevi aldığa keldi. Ramazan om
tanıp, kasına yuvıklap barıp, asıgıp, karıstıra berip
ayttı.
– Biz de sizdeymiz, biz bek üyken kullık üşin
kelgemiz. Baylardın küni ketti, endi dunıya erkin
bolgan, afüadmızba? Endi kotandı aşıp, bizge
atlardı körset, – dedi, koli man kotandı körsetip.
At karavşı artma köşe em kalhray berip:
– Yok, bolmas, – dedi.
Ramazan, bileginnen ıslap, ekinşi bir ayttı:
– Ne bolmas özi, yür menim aldımda aşkışlardı
alıp, – dep eşik betke aylandırdı. At karavşı, kotan-
nm aşkışlarm alıp, Ramazannın aldında kotan
betke yönedi. Maul’t pen Salih ta artlarmnan
bardılar. Üyken uzın kotanga yetip, esigin aşıp
kirgenley, Ramazan:
– Munalardm birevi kayda di? – Salih barıp
üyden karap kelip:
– Yok, ol kayda ketse de, ketken.
– Âşe ol barıp karavıllarga aytar, tez bolıp
sigarınız atlardı, – dep kışkırdı Ramazan.
Ramazan, atşıdm kasmnan ayırılmay, otlık-
larga baylanıp turgan atlardı Yoldaşlarına şıgartıp
başladı.
On besinşi attı şıgaııp baslaganlay, kotanlardın
argı setinde mil tık atıldı.
Salih bugav salmgan bir at pan küresip
turganda, Ramazan:
Atlardı tez karaldıdan sigarınız! – dep asıktırdı.
Kişkey tar avızdan atlardı şıgarıp kutılar-
kutılmastan, üş âdem arttan yetip atlarga yabısıp
başladılar. Ramazan ora körip, saspay Maul’t pen
Salıhka:
– Birer atka minip kalganlardı aydap yöneniz, –
dep özi, âdemlerdi yibermey atışıp, sofunda
yılgadııî işindegi atma minip artlarmnan yönedi.
Karavılşılar artlarmnan yıyıstırmıp şıkkanşa deri,
olar iygi kesek ketip kutıldılar.
Kosta Ivan man Kaplan mıltık atıştı esitip,
ketkenlerdifi keşikkenlerine tmşaymay turdılar.
Zaman bir kesek ozgan son, tan karanasmda
Ramazan alar keldiler. Olar atlardın yartısm iyertip,
yartısm aydap âkeldiler. Ramazan kelgenley:
– Artımızdan kuvıp kelediler, toktatpay atlardı
aydap yönemege kerek, – dedi.
– Endi biz keşigemiz, iygi atlarga minip,
kalganların aydap, muna sokır yolga tüsip yöneniz,
– dep, atma mindi Ivan. Sofunda efikeyip, Kaplan-
nıfi kolm ala berip:
– Ay da yahşilik pan kal, Kaplan, tezden
körisermiz, korkpa sen, – dep karafialıkta yogaldı.
Om man birge Ramazan man Salih ta kettiler em
tan yarık bergenşe kırdan avıp tasaydılar.
Bu keşe kosta birev de uyklagan yok em tan
atkanşa bir köz kakpaganlay tanga şıktılar. Kaplan,
ketkenlerdin artlarmnan karap: “Endi olar Nevins-
kege yetip, bol’şeviklerdin askerine kaşan kosılarlar
eken?” – dep iygi kesek oylandı, Bu arada Maul’t:
– Kaplan, kelip asındı iş! – dep kışkırdı. Köteresi
kelip oltırgannan son Maul’t:
– Ollahıy, yaman katı yiğit bolgan eken bra-
gimnifi ulı Ramazan. Ol tuvra yangan ottm işine
kireyik, kardaş. Keşe kasına atkılap turganlay-
larmda, bir kaygı da etpey, atlardı avızdan şıgarıp
yiberip, özi yalgız aldandırıp kalıp, artımızdan
kene de yetti, – dedi.
– Âşe, ol bek yiğit yas bolgan, – dep berkitti
Kaplan. – Men de bir Rabar eşittim sole, üşinme
eken? – dep Alibiy de soradı.
– Ne habardı ol? – dedi Kaplan.
– Ne bolsm bol’şeviklerdin yuvıklaganlarm
esitip, korkıp Stoyalov kaşkan. Prikazçikler bolma-
sa, birev de kalgan yok dep aytadılar, – dedi Murat.
– Men sizge bildirgenim yok. Orun solay
bolayagm mağa keşe Ivan aytkan. Köresifime sen,
ol aytkan zatlar bolıp baslaganlar, – dedi Kaplan.
Ol zamanda Maul’t turıp:
– Âşe endi biz kimge mal bagıp turayakpız?
Kim di bizge ak bereyek? – dep soradı.
Kaplan asıkpay, üllesine tütin sıplap:
Sölege deyim sağa ak beretagan kim di?
Prikazçikler. Men altı yıl boladı Stoyaldm malın
bagıp, ırgat bolıp yürgenli. Bir kün mülk nesi
menim kasıma kelgen yok. Keşe, kündiz de kullık
ettirip, kanındı işip, yüretaganlar prikazçikler.
Olar da kandalayday bizim kanımızdı işediler.
Ama kullık bulay bolıp baslagannan sofi men de
akımdı alıp ketsem süye edim, – dedi Kaplan.
Kazanşı, yapalak teri börkin kötere berip,
söyleytaganlarga tınlap turıp:
– Tolı akımdı bermeseler, bolgan malların men
kotanlarda turganlay. yağıp ketermen, – dep söz
kostı.
Kaplan, avızınnan üllesin alıp, burılıp karap:
– Ol mallardı kim yıygandı? Seni men men
yıyganmızba, yade ana at üstinde yüretaganlar
yıyganlarım? Mallarda hâte yok, olar üşini men
biziki, sen aşuvıfidı alayak bolasm – keleyatırgan
prikazçikti koli man körsetip, – ene analardan al! –
dedi.
– Mallarda ne şüş bar, – dep Maul’t te berkitti.
Olar söylep turganlay, prikazçik Mazan Te-
mirov koska at pan keldi. Kosta turgan malşılardm
yartısı basında Kaplan man, turgan yerlerinnen
kıymıldamay, körmegen kisidey bolıp, san etpey
koydılar, Yalgız birev barıp, atın ıslap tüsirdi. Om
eskerip, Mazannm beti türlenedi. Ol aldmgmday
koska, kelgenley kullıkşıları köterilip, tögereginnen
aylanarlar dep mırad ete edi. Onın ornma suvık
şıraylardm süymegenlerin körip Mazan kubardı.
– Ne di bu etüviniz, üylege deyim mal
karamay! Bu saat ar kim ornımzdan şaşılınız!
ygi kesek zamandı birev de söylemey turdı.
Kaplan oltırgan yerinnen turıp, aldığa yılısa
berip, Mazanga tuvra karap:
– Om koy sen, Mazan. Mal karayaktı biz özimiz
bilemiz. Bizge tolı akımızdı kolımızga taptır. Arıla-
dmma!- dedi.
Mazandı ol sözler bek korladılar. Ne üşin
desen, ol segiz yıl prikazçik bolıp turıp, oga mun-
day katı söz, közine karap, bir kullıkşı da aytkan
yok edi. Mazan aşuvlamp, kızarıp, kamışısın
büklep sabınnan berkitip ıslap, aylandırıp, körsetip:
– Sen, Kaplan, men aytkandı etpey akındı
tappassm! Siz, munda âdemlerge kaygı salıp,
bol’şeviklerge yardam etip turasız. Kaydadı
kullıkşılarmnın yartısı? Olardın kayda barganın
bilmeytaganday köresizbe? Siz kalgan âdemlerge
de kaygı salatagan! – dep aşuvlangamn körsetip
köpirip tütendi. Kaplan tınlap turıp, onm sözlerine:
– Bizbiz kaygı salatagan, eteyegifi bar bolsa
kaldırma, yetpey yeti atarının yaman közine! – dep
yavapladı. Mazan birden şorşıp, kamışı man
Kaplandı sokpaga dep kolin kötergenley, Maul’t
kolin ıslap burap, kamışısın tartıp aldı:
– Endi, Mazan, siz kamışılar man oynaytagan
zamanlar keteyatırlar, – dep küldi.
– Ol endi de böri tisin taslagan yok, – dedi
Kaplan da.
– Taslamasa sogıp tüsirmege kerek, – dep
kosıldı kazanşı da.
Kullık özine kolay bolmagamn körip, Mazan
eşikten yumsaya şıktı. Maul’t onm aldma şıgıp:
– Mazan, ârüvlik pen akımızdı berseniz – ârüv
bolar. Bermeseniz, tapkan, kolımızga tüsken zattı
alıp ketermiz, – dedi. Mazan, başka söz aytpay,
baylanıp turgan atın şeşip alıp, kaltafüap, ayılın
tartpay minemen degenley, iyer attın astına aylanıp
ketip yığıldı. Mazan tagı da bek katı kızıp turdı em
aşuvlamp attın basma kamışı man tarttı. Malşılar
azlanıp küldiler.
yerdin ayıllarm yamdan şeşip, ol iyerin tüze-
tip saldı em atma minip ketti. Onm artmnan karap,
kazanşı:
– Âdemlerge iyerin saldırıp atma minip
üyrengen, endi saldırsa köreyim, – dedi. Kazanşıdıfi
sözine bari de küldiler.
Kaplan, iygi kesek oylanıp turıp, artına ayla-
nıp, Maul’tke karap:
– Endi ketpege kerek, munda bas yok, ne yok,
bizge birev de ak bermes. Ivan aytıp ketken zatlar
bolayatırlar. Onnan da avılga barıp, erte yer alıp
kalmağa kerek, Ivan baylardın, mirzalardın yer
lerin alıp, yarlılarga bereyekler değen, – dedi.
– Munda bos turgannan üyde bir zat etsen, ol
kolay, – dep Maul’t te bildirdi.
. Kostagılardın bârisi de Kaplan aytkanga razı
bolıp toktadılar, Em sol kün ar kimi de, bolgan
zatların kişkey artpaklarma yiyip, üylerine ketpege
âzirlendiler.



Güneş değip kızdırmaya başladığında, köyde tek bir
erkek kalmaksızın herkes bozkıra çıkıp gitti. Gün boyu
insanların doldurduğu sokaklarda bugün kimsecikler
görünmüyor. Erken gelen Ramazan, bu gece gelmedi, çok
geç kaldı. Diğerleri mal at bakmayı bitirip geldiler.
Herkes kendi yerine yaslanıp dinlenmeye bakıyordu.
Yalnız Kaplan hepsinin de kaygısını çekiyor(du).
Şimdiye kadar yılkıdan gelip, yemeğini yiyip,
Kaplana haber verip giderdi Ramazan. Kaplanın içi
huzursuz:
– Hiç biriniz de görmüyor musunuz Ramazan’ı? –
diye sorar. Ateş kenarında oturan smail, Kaplan’a
bakmadan:
– Ramazan’ı şimdi neden sordun? Nereye gidecek
sanki, gelir sonra – der.
Kaplan bir süre konuşmadan, cansız yanan muma
bakıp kızarak sordu:
– O da ne demek öyle kendi “gelirse – gelir”.
Ramazan yoksul bir çocuk, ya hastalansa, ya ne bileyim
bir hata sonucu, yılkılara bir şey olsa, ömründe
gitmezcesine bir kaygı düştü mü onun boynuna?
– Aman! Bırakın bunu, O bazen geç gelir, diye
söylendi çadırda yatanlardan birisi.
Kaplan böyle sessizleşip dururken, kapı önünde at
ayak sesi işitildi. Uzak olmayan bir yerden, bir kısrak
tayını arayıp, kişnedi.
– Yılkıları dolaşıp Ramazan gelmiş olmalı, – diye
Kaplan, giysisini üstüne alıp dışarıya çıktı. Eğilip bakıp,
uğraştı. Fakat o karanlıkta girişe bağlanmış bulunan üç
attan başka yılkı görmedi.
Bir müddet Kaplan atların kime ait olduğunu
anlamadan bakıp durdu. “Kim getirip bağladı bunları
acaba? Yoksa bunlar çalınıp getirilmiş atlar olmasın?”
diye kendi kendine düşündü. – “Dur bakalım, bir
yanlarına varıp bakayım” diye yaklaştığında atların
saklandığı yerde adam sureti görüp durdu. Sonunda
adam olduğunu anladığında:


– Kim var orada? diye bağırdı Kaplan. Ramazan
Kaplan ‘ı sesinden tanıyıp:
– Biziz Kaplan, sen var git, şimdi gireriz çadıra –
diye haber verdi.
“Ne yapıyor gecenin bu yarısında adamlarla?” –
diye Kaplan, düşünerek geri dönüp çadıra girdi. O
tarafa doğru gelirken Kaplan yerde samanda yatan
Mault’in ayaklarına sendeleyip süründü. Ona kızıp
sinirlendi:
– Ayaklarını toplayıp da yatsana, dedi.
– Olur, sen de gece yarısı bir dursana, – diye
Mault doğrulup oturdu ve – Beynine kan mı fırladı?
dedi.
– Sözü bırak da oturduğun yeri topla şu tarafa.
Ramazan ile birileri geliyor, dedi Kaplan.
kisi diğerleri kalkana kadar çadırın altına
yayılmış samanı biraz düzeltip, ateşi yaktılar. Ivan ile
iki kişi gelip, Ramazanın baktığı yılkıdan at almak
istediler. Geç vakte kadar bakıp yirmi kadar at seçtiler.
Onların on beş kadarını Ramazan değnekle yakaladı,
kalanları dizginsiz olduğu için yakalayamadan gecik-
tiler. Ivan, atlar, toplanmakta olan partizan birliğine
verilecek, onlara at çok gerekli dedi. Ramazan’a Ivan
bu konuda erken haber verip anlatmıştı.
Atlarını bağlamayı bitirdikten sonra bazılarını
bırakıp, çadıra yöneldiler. Ramazan çadıra önden girdi,
onun ardından – Ivan ve tanımadığı iki adam.
Ramazan yoldaşlarını oturttuktan sonra Kaplan ‘a:
-Yiyecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Kaplan sakalını
sıvazlayıp, uzun kara piposunu tüttürüp:
– Sıcak bir şey yok, soğumuş et, ekmek var, dedi.
Ramazan, ateşin közünü önüne çekip yassı odunu
enlemesine koyup etleri ısıtmaya başladı. Kaplan
ekmeği kesti, küçük üç bardağı tepsiye koydu.
Gelenlerin dördü de ateşin karşısına oturup, yemeye
başladılar. Ivan biraz başını kaldırıp:
– Kaplan tuz versene, dedi. Kaplan dikkatle bakıp,
Ivan ‘ı tanıyıp, uçuyormuş gibi olup:
– Hay Allah, bu Ivan’ı da tanımamışım – diyerek
gidip elini sıktı. Ivan yemeği bırakıp Kaplan ‘dan:
– Sen, Kaplan geçen seneden beri burada mısın?
diye sordu, sonra – ben seni birinci ekonomga gideli
beri görmedim – dedi.
– Buradan başka yere gittiğim yok, – deyip eğilip
Ivan’m karşısına oturdu piposunu çekerek. Biraz
durduktan sonra Kaplan kendi Ivana sormaya başladı:
– Neredeydin, Ivan, görünmüyorsun geçen
seneden beri?
Ivan ağzındakini çiğneyerek, Kaplan’a anlatmaya
başladı.


– Kaplan, Stoyalda senin tanımadığın bir çadır yok.
Onun mallarının nerede olduğunu biliyorsun. Şimdi biz
Ramazanın baktığı yılkıdan on beş at tuttuk. Şimdi
bizim orada tavlada yetiştirilen atları çıkarıp götürmemiz
gerek. Onların durduğu yere sizin karşınızdan daha
yakın yer yok. Bize bir üç kişi gerek sizden, varıp atları
çıkarıp gidecek – deyip Ivan Kaplan ‘a bakıp durdu.
Ivan ‘in söylediklerini işitip, çadırda yatıp duranlar
iyice dinliyorlardı. Kaplan kafasını sallayıp.
– Oraya gidecek gençler var bizde. Fakat o “it oğlu
it”^ gece bekçilerle bekletti atları, çok zor, dedi.
Ivan oturanlara bakıp şöyle dedi:
– Bir şey değil, onlarda olan alet bizde de var.
Mault, oturduğu yerden doğrulup, Ivan’a bakıp
konuşanlara katıldı birden.
– Oraya varıldığında, gece bekleyen bekçiler de zor
değil. Bir kere ben hazırım hem Salih de varır. Benim
yalnız bir korkum var. At tavlasının kapısını açamazsak
ya da açtıramazsak, kırıp gireriz, o da zor değil. Eğer
atlar tavlada bağlıysa, işte o zor. O zaman ne yapmak
lazım? Eğer öyle bir şey olmazsa, atlan çıkarmak zor
olmazdı.
Ramazan, fırlayıp Maultün sözünü kaldıramayıp
bağırarak:
– Mault bırakmaz hiç “eğer” sözünü. Eğer olsa, eğer
olmasa deyip durursan, iş olur mu? Söylediği bu
Ivan ‘in! – diye kapı tarafına varıp durdu.
Ivan yapağı kara börkünü başına giyip, kamçısını
sapından tutup göstererek tastikledi.
– Bize hiç kimse bir şey vermez, yiğitçe mücadele
etmesek. Bu işi de yer gibi etmek gerek, öne arkaya
bakmadan. Buradan atlara binip varıp, boşuna
gecikmeden atlan alıp gelmek gerek. şi nasıl yerine
getireceğinizi orada kendiniz görürsünüz, anladınız mı?
diye sordu Ivan.
– Anladık, – dedi Ramazan.
– yi, hanginiz gidiyorsunuz? diye sordu Kaplan.
– Ben, Salih, Mault, dedi Ramazan – ve bir kişi daha
varsa, atlara bakmaya iyi olurdu.
– Ben gideyim, diye kalkıp Ömer de giyinmeye
başladı.
Kaplan kalkıp, Ramazan ‘a:
– Burada eyerler var, alıp atlara salın. Oraya buraya
uğrayıp gecikmeden yiğitçe, işi bitirip gelin. Bu benim
yaman tüfeğimi de alıp gidin, – deyip duvarda asılı olan
bir fişekli tüfeğe elini uzatmasıyla, Ivan:
– Onu bırak, Kaplan, burada var, ben vereyim, diye
boynundan çıkarıp kısa beş fişekli tüfeği alıp Ramazan’a
1 Metnin aslında: itten doğan


verdi. – Hadi davran! Yürüyün, diye Salihle Ramazan
takıp çıkıp gittiler. Çok geçmeden onların ardından
Mault ile Ömer de yöneldiler. Bir süre sonra atlanıp,
karanlıkta çıkıp gittiler. Onlar gittikten sonra, Ivan
Kaplan ile çadırdakilere iyi bir iki haber verdi.
– Şimdi, dedi, – mirzaların zenginlerin zalimlikleri
bitecek, fakirlere özgür, yeni bir dünya gelecek. şte böyle
zenginlerin (Stoyalı gösterip) yerlerini de mallarını da
alıp yoksullara vereceğiz. Benim de burada nice yıl bo
şuna çalıştığımı biliyorsun sen. O bizim kanımızı içip
durdu. Şimdi bizimkiler Nevinskeyi aldılar, yakında Pa-
şinskeyi alacaklar. Biz yoksulların yardım etmesi gerek.
Ivan yavaşça anlatıp, Nogay dilinde söylediği için,
yoksullar onun sözlerini iyi dinlerler.
Gece çok karanlık, ay da şafağa doğru doğuyor.
Karlar eriyip bitip, biraz yağmur yağıp bir iki yerde
çamur oluştu. Bu yaz mevsiminin huyu. Az yağsa da, yer
çamur oluverir. Şimdi de kışın çekip gideceği yok. Kaplan
sabahlan Bestav taraflarından soğuk bulutları görüp:
– O, gençler, Nogay’lann “nerede olursan ol,
berdâzide
1
evde ol” dediği mevsim işte şimdi, dedi.
Stoyalın ekonomisi – yolun sol tarafında, sert akan
Yilinşik suyunun kenarında. Önünde iki büyük duvarı
kerpiç, tepesi gök teneke ile kaplanmış ev, çevresine
akasya ve kayısı ağaçları dikilmiş. Onun içinde olmayan
meyve ağacı yok. Güzel düz bir yerde ekilmiş, dört
tarafından baksan, sıra olmuş güzel görünüyor. Ondan
da önde, bir yarım şakırım^ kadar yerde çevresi
sağlamlaştırılmış dört uzun at tavlası. Stoyal’ın en iyi
bakılan atları orada bulunuyor. Ondan dolayı Ivan ile
Ramazanın bu atların yarısını çıkarıp gece götürme
istekleri. Dört atlı, başlarında Ramazan olmak üzere
gelip orada ırmağın içine girip durdular. At tavlasının
yanındaki küçük evin karşısında iki köpek birden
kuvvetlice ürüdüler.
– Zinadan doğanlar, nereden gördüler bizi? diye
kendi kendine konuştu Salih.
Ramazan, eğilerek:
– Dur hele! Biz hırsızlık yapmaya gelmiş değiliz.
Bize adamları da gerek onların, dedi. Ömer’i atların
karşısına bırakıp Ramazan, Mault ve Salih köpeklerin
ürüdüğü yere doğru yöneldiler. Onlar yaklaşmaya başlar
başlamaz itler daha da güçlü ürüdüler. Gece karanlık,
insan görünmüyor. Karanlığın dışında biraz durdular.
Kapıyı bulup evin önüne geldiler. Sonunda Ramazan
kapıyı itip açıp bakınca, köşede kıstırılıp duran iki adamı
gördü. Ramazan eve girip:
– Neden korkuyorsunuz? diye sordu.
1 14-21 Nisan arası.
2 Birşakırım:1,06 km.


– Sizden, diye biri öne geldi. Ramazan onu tanıyıp,
yanına yaklaşarak, acele edip karıştırarak dedi ki:
– Biz de sizin gibiyiz, biz pek büyük bir iş için geldik.
Zenginlerin günü gitti, şimdi dünya özgür oldu,
anladınız mı? Eli ile tavlayı göstererek, şimdi tavlayı
açıp, bize atlan göster, dedi.
At bakıcısı ardına dönüp titreyerek:
– Yok, olmaz, dedi.
Ramazan, bileğinden tutup, ikinci kez söyledi:
– Ne olmaz, yürü benim önümden anahtarları alıp,
diye kapı tarafına dolaştırdı. At bakıcısı tavlanın
anahtarlarını alıp, Ramazan’in önünden tavla tarafına
yöneldi. Mault ile Salih de artlarından vardılar. Büyük
uzun tavlaya ulaşıp, kapısını açıp girer girmez,
Ramazan:
– Bunların birisi nerede? – Salih varıp evden doğru
gelip:
– Yok, o nereye gittiyse gitmiş.
– Evet o varıp bekçilere söyler, tez olup çıkarınız
atlan, diye bağırdı Ramazan.
Ramazan, atçının karşısından ayrılmadan, otluk-
lara bağlanmış olan atlan yoldaşlarına çıkarttırmaya
başladı.
O beşinci atı çıkarmaya başladığında, tavlaların
arka tarafından tüfek atıldı.
Salih bağlanmış bir at ile uğraşırken, Ramazan:
– Atları tez avludan çıkarınız! – diye acele etti.
Küçük dar ağızdan atları çıkarmayı bitirir bitirmez üç
adam arkalarından yetip atlan tutmaya başladılar.
Ramazan bunu görüp, şaşırmadan Mault ile Salih ‘e:
– Birer ata binip kalanları dolaştırıp gidin, – deyip
kendi adamları göndermeden atışıp, sonunda ırmağın
içindeki atma binip arkalarından yöneldi. Bekçiler
artlarından toplanıp çıkana kadar, onlar bir az gidip
kurtuldular.
Çadırda Ivan ile Kaplan tüfek atılışını işitip,
gidenlerin gecikmesinden rahatsız oldular.
Vakit bir az geçtikten sonra, tan karanlığında
Ramazanlar geldiler. Onlar atların yansım eğerleyip,
yansını sürüp getirdiler. Ramazan gelince:
– Ardımızdan geliyorlar, hiç durmadan atları sürüp
gitmek gerek, dedi.
– Şimdi biz gecikiyoruz, iyi atlara binip kalanlarını
sürerek bu kör yola girip devam edin, – deyip atına bindi
Ivan. Sonunda eğilip, Kaplanın elini tutup:
– Haydi hoşçakal, Kaplan, tez vakitte görüşürüz,
korkma sen, – diye karanlıkta yok oldu. Onun ile birlikte
Ramazan ile Salih de gittiler ve şafak sökene kadar kırdan
geçip çıktılar.
Bu gece çadırda hiç uyuklayan kimse yok ve şafak
sökene kadar göz yummadan sabahı ettiler. Kaplan,
gidenlerin ardından bakıp: “Şimdi onlar Nevinske’ye
ulaşıp, bolşeviklerin askerine nasıl katılırlar acaba?”
diye biraz düşündü. Bu arada Mault:


– Kaplan, gelip aşını iç! diye bağırdı. Hepsi gelip
oturduktan sonra Mault:
– Vallahi, yaman sıkı bir yiğit olmuş brahim’in
oğlu Ramazan. O doğru yanan ateşin içine girer, kardeş.
Gece ateş ettiklerinde hiç kaygı etmeden, atlan kapıdan
çıkarıp götürüp, kendi yalnız oyalayıp, ardımızdan gene
de yetti, – dedi.
– Evet, o pek yiğit bir genç oldu, – diye destekledi
Kaplan. – Ben de bir haber işittim şimdi, doğru mu
acaba? – diye Alibiy de sordu.
– Ne haberi o? – dedi Kaplan.
Ne olsun bolşeviklerin yaklaştıklarını işitip, korkup
Stoyalov kaçmış. Kahyalar olmasa, hiç kimse kalmadı
dediler, – dedi Murat.
– Ben size haber vermedim. Onun böyle olacağını
bana gece Ivan söyledi. Görüyor musun sen, onun
söyledikleri olmaya başladı, – dedi Kaplan.
O zaman Mault kalkıp:
– Evet şimdi biz kime mal bakıp duracağız? Kim bize
maaş verecek? – diye sordu.
Kaplan acele etmeden, piposuna tütün doldurup:
– Şimdiye kadar sana maaş veren kim? Kahyalar.
Ben Stoyal’ın malına bakıp, ırgat olalı altı yıl oluyor. Bir
gün bile bir mülk sahibinin benim karşıma gelmişliği
yok. Gece gündüz de çalıştırıp, kanını içip, gezenler
kahyalar.
Onlar da tahtakurusu gibi bizim kanımızı içiyorlar.
Ama iş böyle olmaya başladıktan sonra ben de paramı
alıp gitmek isterdim, – dedi Kaplan.
Ahçı, yapağı deri börkünü kaldırıp, konuşanları
dinleyip:
– Tam maaşımı vermeseler, tavlalardaki olan
mallarını yakıp giderim, – diye söze katıldı.
Kaplan, ağzından piposunu alıp dönüp bakarak:
– O malları kim yığmıştı? Seninle ben mi yığdık, ya
da şu at üstünde gidenler mi yığdılar? Mallarda hata
yok, onlar doğrusu bizim, sen kızgınlığını çıkarmak
istiyorsun – gelmekte olan kahyayı eli ile gösterip, – işte
şunlardan al! – dedi.
-Mallarda ne suç var, – diye Mault da destekledi.
Onlar konuşurken, kahya Mazan Temirov çadıra
atla geldi. Çadırda bulunan malaların yansı başlarında
Kaplanla, bulundukları yerden kımıldamadan, görme-
mişlikten gelip, umursamadılar. Yalnız birisi varıp, atını
tutup indirdi. Onu hatırlayınca Mazan in yüzü
değişiyor. O, önceki gibi çadıra gelmesiyle işçilerin
kalkıp, etrafında dolanacaklarını düşünüyordu. Bunun
yerine soğuk yüzlerin sevmediklerini görüp Mazan
sinirden kızardı.
– Nedir bu ettiğiniz, öğleye kadar mal bakmadan!
Hemen hepiniz yerinizden dağılın!
Bir müddet hiç kimse bir şey söylemeden durdu.


Kaplan oturduğu yerden kalkıp, öne ilerleyip,
Mazan ‘a doğru bakıp:
– Bırak bunu sen, Mazan. Mal bakmayı biz ken
dimiz biliriz. Bize tam ücretimizi elimize ver. Anladın
mil – dedi.
, Mazan ‘t bu sözler çok incitti. Çünkü o sekiz yıl
kahya olarak yaşamış, ona böyle sert sözleri, gözünün
içine bakarak, hiç bir işçi de söylememişti. Mazan
sinirlenip, kızarak, kamçısını büküp sapından kavrayıp
tutarak çevirip gösterip:
– Sen, Kaplan, benim dediğimi yapmadan paranı
alamazsın. Siz burada insanlara kaygı salıp, bolşeviklere
yardım edip duruyorsunuz. Nerede işçilerinin yansı?
Onların nereye gittiklerini bilmiyormuş gibi mi
görünüyorsunuz? Sizsiniz kalan adamlara da kaygı
salan! – deyip sinirlendiğini gösterip köpürdü. Kaplan
dinleyip onun sözlerine:
– Biziz kaygı salan, elinden geleni ardına koyma.
Yetmezse yedi ceddinin kem gözüne – diye cevapladı.
Mazan birden hoplayıp, kamçı ile Kaplana vurmak için
kolunu kaldırır kaldırmaz, Mault kolunu tutup burup,
kamçısını çekip aldı:
– Şimdi, Mazan, sizin kamçılarla oynayacak zama
nınız gelmekte, – diye güldü.
– O hala da kurt dişini bırakmamış, – dedi Kaplan da.
– Bırakmasa vurup düşürmek gerek, – diye ekledi
ahçı da.
şin kendine kolay olmadığını görüp, Mazan
kapıdan çıktı. Mault onun önüne çıkıp:
– Mazan, iyilikle paramızı verseniz iyi olur.
Vermezseniz, bulduğumuz elimize geçen şeyleri alıp
gideriz, – dedi. Mazan, başka bir söz demeden, bağlanmış
olan atını çözüp, hızla, eyer kolanını takmadan bineyim
derken, eyer atın altına dolaşıp gitti ve yıkıldı. Mazan
daha bir kızdı ve öfkelenip atın başına kamçı ile vurdu.
Malalar güldüler.
Eyerin kolanını yeniden çözüp, eyerini düzeltip yer-
leştirdi ve atma binip gitti. Onun ardından bakıp ahçı:
– Adamlara eyerini vurdurup atına binmeye
alışmış, şimdi vurdursun da göreyim, – dedi. Ahçının
sözüne hepsi de güldü.
Kaplan, biraz düşündükten sonra, ardına dönüp
Mault’e bakıp:
– Şimdi gitmek gerek, burada baş yok, ne yok, bize
kimse de para vermez. Ivan ‘in söylediği (söyleyip gittiği)
şeyler olmakta. Onun için köye varıp, erken yer alıp
kalmak gerek. Ivan zenginlerin, mirzaların yerlerini alıp,
fakirlere verecekler dedi, – dedi.
– Burada boş durmaktansa evde bir şeyler yapsan,
daha kolay, – diye Mault de bildirdi.
Çadır dahilerin hepsi de Kaplanın söylediğine razı
olup durdular. Ve o gün her biri de olan şeylerini küçük
sırtlıklarına doldurup, evlerine gitmeye hazırlandılar



Hasan Şahimoviç Bulatukov
(Habez, 16 Ağustos 1907 -1937)
Otuzlu yılların edebiyatında Hasan Şahimoviç
Bulatukov’un eserleri önemli bir yer alır. Onun
“Fatimat” adlı piyesi, “Ekiyaşav” adlı romanı, “Azret,
Erinşek, Mazan em kolhozşılar” adlı şiir antolojileri,
yeni temaları ile Nogay edebiyatının gelişmesinde
büyük bir rol oynamıştır.
H.Ş. Bulatukov 1907 yılının 16 Ağustosunda
Habez rayonunun Kızıl-Yurt adlı köyünde, yoksul
bir çiftçi ailede doğmuştur. Küçüklüğünden itibaren
zorluk ve yoksulluk içinde yaşamıştır. Ailesi yoksul
olduğundan sekiz yaşından sonra köyün zengin-
lerine ırgatlık yapmıştır. Kendisi bizzat görüp,
zorluklar yaşadığı için, bu görüp yaşadıklarını
sanatlı bir dille kendi eserlerine yansıtmıştır.
Roman
EK YAŞAV / K YAŞAM
Kün tiyip, kızdırıp baslagan zamanda, avılda
bir er âdem kalmay, danılga şıgıp ketkenler. Kün
sayın âdem tolıp turgan oramlarda bugün birev de
körinmeydi. Erte keletagan Ramazan, bu keşe
kelmey, bek keşke kalgan. Onnan özgeleri mal, at
karavdı kutılıp kelgenler. Ar kim de özinin ornma
yantayıp, tmşaymaga karay edi. Yalgız Kaplan
bârisinin de kaygısın etedi.
Sölege deyim yılkıdan kelip, asm işip,
Kaplanga habar aytıp ketetagan edi Ramazan.
Kaplannıfi yanı tmşaymay:
– Biriniz de körmeysinizbe Ramazandı? – dep
soraydı. Ot yagada oltırıp ismail, Kaplanga kara-
may:
– Sosı sen Ramazandı nege sorap kalgasm?
Kayda barar deysin, keler özek, – deydi.
Bir kesek zamandı söylemey, künirt yangan
şırakka karap, turıp, Kaplan aşuvlanıp soradı:
– Ol da ne sözdi özi “kelse – keler” değen?
Ramazan bir yarlı yas, ya avırıp, ya deymen de bir
hâte bolıp, yılkılarga bir zat bolsa, ömirinde ket-
pestey kaygı tüstime onm moynına?
Va! Koyınız mum. Ol özi birerde keş keletagan,
– dep söylendi kosta yatkanlardm birevi.
Kaplan süytip tınışsızlanıp turganlay, eşik
aldmda at ayak davısı esitildi. Uzak turmay, bir
baytal, tayın izlep, kisnedi.
– Yılkılardı aydap Ramazan keldi bolayak, –
dep Kaplan, tonın iynine kaplap, sıyakka şıktı.
Enkeyip karap ta küresti. Bolganı üşin ol karanada
avızga baylanıp turgan üş attan başka yılkı
körmedi.
ygi kesek zamandı Kaplan atlar kimdiki
ekenin tanımay karap turdı. “Kim âkelip baylagan
eken bulardı? Yok bolsa, urlanıp âkelingen atlarına
eken? – dep özi özine oylandı. – Koy, bir kaslarına
barıp karayım” – dep yuvıklagamnda, atlardın
tasasında âdem süvretin körip toktadı. Sofunda
âdem bolgamn bilgende:
– Kim di olar? – dep kışkırdı Kaplan. Ramazan
Kaplandı davazmnan tanıp:
– Bizbiz, Kaplan, bar, sole kirermiz koska, – dep
bildirdi.
“Ne bohp yüredi bu keşedin ortasında âdemler
men?” – dep Kaplan, oylana berip, kaytip kelip
koska kirdi. Ol yagaga yuvıklap keleyatkanda
Kaplan yerde, tobanda yatkan Maul’ttin ayaklarına
oratılıp şiirindi. Oga aşuvlamp, Kaplan şamlandı
da:
– Ayaklarındı yiyip yattagı, – dedi.
– Âşe, sen de keşedin ortasında bir toktatagı, –
dep Maul’t turıp oltırdı da. – Kan yavgamm basma?
– dedi.
Sözdi koy da ornmdı yiyiştir ana yakka.
Ramazan man bir âdemler keleyatırlar, – dedi
Kaplan.
Ekevi, kalgan âdemler turganşa deri kostın as-
tına töselgen tobandı bir az yıyıstırıp, ottı yaktılar.
Ivan man eki âdem kelip, Ramazan bagatagan
yılkıdan atlar almağa mırad etkenler. Keşke tura
karap bir yırma at saylaganlar. Olardın bir on besin
Ramazan kurık pan ıslap bergen, kalganlarm emlik
bolganı sebepli ıslayalmay keşikkenler. Ivan atlardı
yıyılayatırgan partizan otryadma berileyek, olarga
atlar bek kerek değen. Ramazanga Ivan ol zattın
üstinnen erte habar aytıp anlatkan edi.
Atların baylap kutılgannan son, birevlerin
kaldırıp, koska yönediler. Ramazan aldıda kirdi
koska, orun artmnan – Ivan em eki tanımagan âdem.
Ramazan yoldaşların oltırtıp bolgannan son
Kaplanga:
– Yogim yegendey bir zatınız? – dedi. Kaplan,
sakalın sıypap, uzm kara üllesin kökite berip:
– ssi zat yok, suvıgan et, ötpek bar, – dedi.
Ramazan, ottın kızuvın aldma tarta berip
artında yalpak agaştı köldenen salıp, etlerdi yılıtıp
başladı. Kaplap ötpekti tuvradı, kişkey üş ayaktı
tepsege salıp berdi. Kelgenlerdin dörtevi de, ottın
kasma oltırıp, yep başladılar. Ivan, bir az basın
köterip:
– Kaplan, tuz bereş, – dedi. Kaplan, eslep karap,
Ivandı tanıp, uşıp ketkendey boldı da:
– Va, munavı Ivandı da, tanımay turıman men,
– dep barıp sığıp kolin aldı. Ivan yeğenin koyıp
Kaplannan:
– Sen, Kaplan, bıltırdan beri mundasmma? –
dep soradı, son, – men seni körgen yokpan, birinşi
ekonomga ketkenli berbetin, – dedi.
– Munnan başka yerge köşkenim yok, – dep
efikeyip, Ivannm kasma oltırdı üllesin tarta berip.
Bir az turgannan sofi Kaplan özi Ivannan sorap
başladı:

Kayda edin, Ivan, körinmeysin de bıltırdan
beri?
Ivan avızındagın şaynap turıp, Kaplanga habar
aytıp başladı.
– Kaplan, Stoyalda sen tanımagan bir kos yok,
onm mallarının kayerde bolganm bilesin. Sole biz
Ramazan bagatagan yılkıdan on bes at ıslaganmız.
Endi bizge kerek sole şıgarıp âketpege anda
kotanda asıralıp turgan atlardı. Olardın turatagan
yerine sizin, kasınızdan yuvık yer yok. Bizge bir üş
âdem kerek sizden, barıp atlardı şıgarıp alıp
ketkendey bolıp, dep Ivan Kaplanga karap toktadı.
Ivannm söylegenin esntip, kosta yatıp turgan-
lar bek tmlay ediler. Kaplan, basın şaykay berip:
– Onda barganday yaslar bizde bar. Bolgan
üşin ol “iytten tuvgan” keşe bek katı karavıllar man
saklatadı atlardı, ene sol kıyın, – dedi.
Ivan oltırganlarga karap ayttı:
-Bir zat ta tuvıl, olarda bolgan savıt bizde de bar.
Maul’t, oltırgan yerinnen turıp, Ivanga karap,
söyleytaganlarga birden kosıldı:
-Onda barganda, keşe saklaytagan karavıllar
da kıyın tuvıl. Birevge men âzirmen em Salih ta
barar. Menim bir yalgız korkkanım bar. At
kotannın esigin aşayalmasak yade aştırayalmasak,
buzıp kirermiz, ol da kıyın tuvıl. Eğer atlar kotanda
bugavlı bolsa, ene ol kıyın. Ol zamanda ne etpege
kerek ti? Eğer ene sol bir zat bolmasa, atlardı
şıgargan kıyın bolmas edi.
Ramazan, uşıp turagalıp, Maul’ttin sözin köte-
reyalmay, kışkıra berip:
-Maul’t bir de koymas “eğer” değen sözin. “Eğer
bolsa”, “eğer bolmasa” dep tursan, om man kullık
bolama? Barmaga kerek, sole sonday kullık. Sol
aytataganı Ivannm! – dep eşik betke barıp toktadı.
Ivan, yapalak kara börkin basma kiyip, kamışıs-
ın sabınnan ıslap, onı man körsete berip berkitti:
-Bizge birev de bir zat ta bermes, yigittey bolıp
kürespesek. Muna kullıktı da yerdey bolıp etpege
kerek, artka-aldıga karamay. Bulaydan atlarga
minip barıp, nadan keşikpey atlardı alıp kelmege
kerek. Kullıktı kaytip toltırayagmızdı onda özifiiz
körersiz, anladımzba? – dep soradı Ivan.
-Anladık, – dedi Ramazan.
-Âşe, kaysınız harasınız? – dep soradı Kaplan.
-Men, Salih, Maul’t, – dedi Ramazan, – em tagı
da birev barsa, at karamağa ârüv bolar edi.
-Men barayım, – dep turıp, Umar da kiyinip
başladı.
Kaplan, turagalıp, Ramazanga:
-Munda iyerler bar, alıp atlarga salınız, Anda-
munda baramız dep keşikpey, yigittey, kullıktı
bitirip keliniz. Muna menim yaman mıltıgımdı da
ala barınız, – dedi de irgede tagılıp turgan bir
atılatagan mıltıkka kolm uzatkanlay, Ivan:
-Onı koy, Kaplan, munda bar, men bereyim, –
dep moynınnan şeşip kıska bes atılatagan mıltıktı
alıp Ramazanga berdi. – Âşe ayda! Yüriniz, – dep
Salih pan Ramazan tagmıp şıgıp kettiler. Köp tur-
may olardın artırman Maul’t pen Umar da yöne-
diler. Bir kesek zamannan son atlanıp, karanada
tasayıp kettiler. Olar ketkennen sofi, Ivan iygi kesek
habar ayttı Kaplan man kostagılarga.
– Sole, – dedi ol, – mirzalardın, baylardın
zalımhkları kurıtılayak, yarlılarga erkin, yanı
dunıya bolayak. Mine munday baylardın (stoyaldı
körsetip) yerlerin de, malların da alıp yarlılarga
bereyekpiz. Sen bilesin menim de neşe yıl kullık
etkenimdi muna kan tulıkta. Ol bizim kanımızdı
işip turgan. Endi bizikiler Nevinskedi alganlar,
tezden Paşinskedi alayaklar. Biz yarlılar, yardam
etpege kerekpiz.
Ivan akırm anlatıp Nogay tili men aytkan
sebepli, yarlılar orun sözlerine bek tınlaydılar.
Keşe bek karana, ay da tanga tabatm tuvadı.
Karlar irip kutılıp, az-maz yamgır yavıp iygi kesek
batpak bolgan, Ol özi yazlıktın âdeti. Bir az yavsa
da, yer batpak bola koyadı. yer orman da bek iylenir
eken, ama bir az suvık ıslaydı. Endi de kıs şıgıp
kutılıp ketkeni yok. Kaplan ertefüik sayın Bestav
betten suvık bulıtlardı körip ayta turadı:
-O, yaslar, nogaydm “anda bol da, munda bol,
berdâzide üyde bol” – değen yıl zamanı mine sole.
Stoyaldıfi ekonomiyası – yoldm sol yagmda, katı
akkan Yilinşik suvdın yagasında. Aldında eki üyken
irgesi kerbiş, basına kök teletin men yabılgap üy,
tögeregine akaca em küreğe terekler egilgen. Onm
işinde bolmagan yemiş terek yok. Özi ârüv tüz yerde
egilgen, dört yagınnan karasan da, sıdıra bolıp yara-
şık körinedi. Orman da aldıda, bir yarım şakırım
kader yerde – tögeregi berkitilgen dört uzın at kotan.
Stoyaldıfi en iygi bagılgan atları onda saklanıp tura-
dılar. Sonın üşin Ivan man Ramazannın ol atlardın
yartısın şıgarıp keşe âketpege mırad etkenleri. Dört
atlı, basmda Ramazan bolıp kelip sol yerde yılgadm
işine tüsip toktadılar. At kotannın yanmdagı kişkey
üydin kasında eki iyt birden katı ürdi.
-Iznadan tuvganlar aydan kördiler bizdi? – dep
kübirdendi Salih.
Ramazan, enkeye berip:
-Tokta bir! Biz urlamaga kelgenimiz yok. Bizge
âdemleri de kerek olardın, – dedi. Umardı atlardın
kasında kaldırıp Ramazan, Maul’t em Salih iytler
üretagan yerge karap yönediler. Olar yuvıklap
baslagan saym iytler bekten-bek üre berdiler. Keşe
karana, âdem körinmeydi. Karaldıdın tısında iygi
kesek turdılar. Eşikti tavıp, üydin aldma keldiler.
Sofunda Ramazan eşikti iytep aşıp karasa, müyiste
kıstırılıp turgan eki âdemdi kördi. Ramazan, üyge
kirip:
-Neden korkasınız? – dep soradı.
– Sizden, – dep birevi aldığa keldi. Ramazan om
tanıp, kasına yuvıklap barıp, asıgıp, karıstıra berip
ayttı.
– Biz de sizdeymiz, biz bek üyken kullık üşin
kelgemiz. Baylardın küni ketti, endi dunıya erkin
bolgan, afüadmızba? Endi kotandı aşıp, bizge
atlardı körset, – dedi, koli man kotandı körsetip.
At karavşı artma köşe em kalhray berip:
– Yok, bolmas, – dedi.
Ramazan, bileginnen ıslap, ekinşi bir ayttı:
– Ne bolmas özi, yür menim aldımda aşkışlardı
alıp, – dep eşik betke aylandırdı. At karavşı, kotan-
nm aşkışlarm alıp, Ramazannın aldında kotan
betke yönedi. Maul’t pen Salih ta artlarmnan
bardılar. Üyken uzın kotanga yetip, esigin aşıp
kirgenley, Ramazan:
– Munalardm birevi kayda di? – Salih barıp
üyden karap kelip:
– Yok, ol kayda ketse de, ketken.
– Âşe ol barıp karavıllarga aytar, tez bolıp
sigarınız atlardı, – dep kışkırdı Ramazan.
Ramazan, atşıdm kasmnan ayırılmay, otlık-
larga baylanıp turgan atlardı Yoldaşlarına şıgartıp
başladı.
On besinşi attı şıgaııp baslaganlay, kotanlardın
argı setinde mil tık atıldı.
Salih bugav salmgan bir at pan küresip
turganda, Ramazan:
Atlardı tez karaldıdan sigarınız! – dep asıktırdı.
Kişkey tar avızdan atlardı şıgarıp kutılar-
kutılmastan, üş âdem arttan yetip atlarga yabısıp
başladılar. Ramazan ora körip, saspay Maul’t pen
Salıhka:
– Birer atka minip kalganlardı aydap yöneniz, –
dep özi, âdemlerdi yibermey atışıp, sofunda
yılgadııî işindegi atma minip artlarmnan yönedi.
Karavılşılar artlarmnan yıyıstırmıp şıkkanşa deri,
olar iygi kesek ketip kutıldılar.
Kosta Ivan man Kaplan mıltık atıştı esitip,
ketkenlerdifi keşikkenlerine tmşaymay turdılar.
Zaman bir kesek ozgan son, tan karanasmda
Ramazan alar keldiler. Olar atlardın yartısm iyertip,
yartısm aydap âkeldiler. Ramazan kelgenley:
– Artımızdan kuvıp kelediler, toktatpay atlardı
aydap yönemege kerek, – dedi.
– Endi biz keşigemiz, iygi atlarga minip,
kalganların aydap, muna sokır yolga tüsip yöneniz,
– dep, atma mindi Ivan. Sofunda efikeyip, Kaplan-
nıfi kolm ala berip:
– Ay da yahşilik pan kal, Kaplan, tezden
körisermiz, korkpa sen, – dep karafialıkta yogaldı.
Om man birge Ramazan man Salih ta kettiler em
tan yarık bergenşe kırdan avıp tasaydılar.
Bu keşe kosta birev de uyklagan yok em tan
atkanşa bir köz kakpaganlay tanga şıktılar. Kaplan,
ketkenlerdin artlarmnan karap: “Endi olar Nevins-
kege yetip, bol’şeviklerdin askerine kaşan kosılarlar
eken?” – dep iygi kesek oylandı, Bu arada Maul’t:
– Kaplan, kelip asındı iş! – dep kışkırdı. Köteresi
kelip oltırgannan son Maul’t:
– Ollahıy, yaman katı yiğit bolgan eken bra-
gimnifi ulı Ramazan. Ol tuvra yangan ottm işine
kireyik, kardaş. Keşe kasına atkılap turganlay-
larmda, bir kaygı da etpey, atlardı avızdan şıgarıp
yiberip, özi yalgız aldandırıp kalıp, artımızdan
kene de yetti, – dedi.
– Âşe, ol bek yiğit yas bolgan, – dep berkitti
Kaplan. – Men de bir Rabar eşittim sole, üşinme
eken? – dep Alibiy de soradı.
– Ne habardı ol? – dedi Kaplan.
– Ne bolsm bol’şeviklerdin yuvıklaganlarm
esitip, korkıp Stoyalov kaşkan. Prikazçikler bolma-
sa, birev de kalgan yok dep aytadılar, – dedi Murat.
– Men sizge bildirgenim yok. Orun solay
bolayagm mağa keşe Ivan aytkan. Köresifime sen,
ol aytkan zatlar bolıp baslaganlar, – dedi Kaplan.
Ol zamanda Maul’t turıp:
– Âşe endi biz kimge mal bagıp turayakpız?
Kim di bizge ak bereyek? – dep soradı.
Kaplan asıkpay, üllesine tütin sıplap:
Sölege deyim sağa ak beretagan kim di?
Prikazçikler. Men altı yıl boladı Stoyaldm malın
bagıp, ırgat bolıp yürgenli. Bir kün mülk nesi
menim kasıma kelgen yok. Keşe, kündiz de kullık
ettirip, kanındı işip, yüretaganlar prikazçikler.
Olar da kandalayday bizim kanımızdı işediler.
Ama kullık bulay bolıp baslagannan sofi men de
akımdı alıp ketsem süye edim, – dedi Kaplan.
Kazanşı, yapalak teri börkin kötere berip,
söyleytaganlarga tınlap turıp:
– Tolı akımdı bermeseler, bolgan malların men
kotanlarda turganlay. yağıp ketermen, – dep söz
kostı.
Kaplan, avızınnan üllesin alıp, burılıp karap:
– Ol mallardı kim yıygandı? Seni men men
yıyganmızba, yade ana at üstinde yüretaganlar
yıyganlarım? Mallarda hâte yok, olar üşini men
biziki, sen aşuvıfidı alayak bolasm – keleyatırgan
prikazçikti koli man körsetip, – ene analardan al! –
dedi.
– Mallarda ne şüş bar, – dep Maul’t te berkitti.
Olar söylep turganlay, prikazçik Mazan Te-
mirov koska at pan keldi. Kosta turgan malşılardm
yartısı basında Kaplan man, turgan yerlerinnen
kıymıldamay, körmegen kisidey bolıp, san etpey
koydılar, Yalgız birev barıp, atın ıslap tüsirdi. Om
eskerip, Mazannm beti türlenedi. Ol aldmgmday
koska, kelgenley kullıkşıları köterilip, tögereginnen
aylanarlar dep mırad ete edi. Onın ornma suvık
şıraylardm süymegenlerin körip Mazan kubardı.
– Ne di bu etüviniz, üylege deyim mal
karamay! Bu saat ar kim ornımzdan şaşılınız!
ygi kesek zamandı birev de söylemey turdı.
Kaplan oltırgan yerinnen turıp, aldığa yılısa
berip, Mazanga tuvra karap:
– Om koy sen, Mazan. Mal karayaktı biz özimiz
bilemiz. Bizge tolı akımızdı kolımızga taptır. Arıla-
dmma!- dedi.
Mazandı ol sözler bek korladılar. Ne üşin
desen, ol segiz yıl prikazçik bolıp turıp, oga mun-
day katı söz, közine karap, bir kullıkşı da aytkan
yok edi. Mazan aşuvlamp, kızarıp, kamışısın
büklep sabınnan berkitip ıslap, aylandırıp, körsetip:
– Sen, Kaplan, men aytkandı etpey akındı
tappassm! Siz, munda âdemlerge kaygı salıp,
bol’şeviklerge yardam etip turasız. Kaydadı
kullıkşılarmnın yartısı? Olardın kayda barganın
bilmeytaganday köresizbe? Siz kalgan âdemlerge
de kaygı salatagan! – dep aşuvlangamn körsetip
köpirip tütendi. Kaplan tınlap turıp, onm sözlerine:
– Bizbiz kaygı salatagan, eteyegifi bar bolsa
kaldırma, yetpey yeti atarının yaman közine! – dep
yavapladı. Mazan birden şorşıp, kamışı man
Kaplandı sokpaga dep kolin kötergenley, Maul’t
kolin ıslap burap, kamışısın tartıp aldı:
– Endi, Mazan, siz kamışılar man oynaytagan
zamanlar keteyatırlar, – dep küldi.
– Ol endi de böri tisin taslagan yok, – dedi
Kaplan da.
– Taslamasa sogıp tüsirmege kerek, – dep
kosıldı kazanşı da.
Kullık özine kolay bolmagamn körip, Mazan
eşikten yumsaya şıktı. Maul’t onm aldma şıgıp:
– Mazan, ârüvlik pen akımızdı berseniz – ârüv
bolar. Bermeseniz, tapkan, kolımızga tüsken zattı
alıp ketermiz, – dedi. Mazan, başka söz aytpay,
baylanıp turgan atın şeşip alıp, kaltafüap, ayılın
tartpay minemen degenley, iyer attın astına aylanıp
ketip yığıldı. Mazan tagı da bek katı kızıp turdı em
aşuvlamp attın basma kamışı man tarttı. Malşılar
azlanıp küldiler.
yerdin ayıllarm yamdan şeşip, ol iyerin tüze-
tip saldı em atma minip ketti. Onm artmnan karap,
kazanşı:
– Âdemlerge iyerin saldırıp atma minip
üyrengen, endi saldırsa köreyim, – dedi. Kazanşıdıfi
sözine bari de küldiler.
Kaplan, iygi kesek oylanıp turıp, artına ayla-
nıp, Maul’tke karap:
– Endi ketpege kerek, munda bas yok, ne yok,
bizge birev de ak bermes. Ivan aytıp ketken zatlar
bolayatırlar. Onnan da avılga barıp, erte yer alıp
kalmağa kerek, Ivan baylardın, mirzalardın yer
lerin alıp, yarlılarga bereyekler değen, – dedi.
– Munda bos turgannan üyde bir zat etsen, ol
kolay, – dep Maul’t te bildirdi.
. Kostagılardın bârisi de Kaplan aytkanga razı
bolıp toktadılar, Em sol kün ar kimi de, bolgan
zatların kişkey artpaklarma yiyip, üylerine ketpege
âzirlendiler.



Güneş değip kızdırmaya başladığında, köyde tek bir
erkek kalmaksızın herkes bozkıra çıkıp gitti. Gün boyu
insanların doldurduğu sokaklarda bugün kimsecikler
görünmüyor. Erken gelen Ramazan, bu gece gelmedi, çok
geç kaldı. Diğerleri mal at bakmayı bitirip geldiler.
Herkes kendi yerine yaslanıp dinlenmeye bakıyordu.
Yalnız Kaplan hepsinin de kaygısını çekiyor(du).
Şimdiye kadar yılkıdan gelip, yemeğini yiyip,
Kaplana haber verip giderdi Ramazan. Kaplanın içi
huzursuz:
– Hiç biriniz de görmüyor musunuz Ramazan’ı? –
diye sorar. Ateş kenarında oturan smail, Kaplan’a
bakmadan:
– Ramazan’ı şimdi neden sordun? Nereye gidecek
sanki, gelir sonra – der.
Kaplan bir süre konuşmadan, cansız yanan muma
bakıp kızarak sordu:
– O da ne demek öyle kendi “gelirse – gelir”.
Ramazan yoksul bir çocuk, ya hastalansa, ya ne bileyim
bir hata sonucu, yılkılara bir şey olsa, ömründe
gitmezcesine bir kaygı düştü mü onun boynuna?
– Aman! Bırakın bunu, O bazen geç gelir, diye
söylendi çadırda yatanlardan birisi.
Kaplan böyle sessizleşip dururken, kapı önünde at
ayak sesi işitildi. Uzak olmayan bir yerden, bir kısrak
tayını arayıp, kişnedi.
– Yılkıları dolaşıp Ramazan gelmiş olmalı, – diye
Kaplan, giysisini üstüne alıp dışarıya çıktı. Eğilip bakıp,
uğraştı. Fakat o karanlıkta girişe bağlanmış bulunan üç
attan başka yılkı görmedi.
Bir müddet Kaplan atların kime ait olduğunu
anlamadan bakıp durdu. “Kim getirip bağladı bunları
acaba? Yoksa bunlar çalınıp getirilmiş atlar olmasın?”
diye kendi kendine düşündü. – “Dur bakalım, bir
yanlarına varıp bakayım” diye yaklaştığında atların
saklandığı yerde adam sureti görüp durdu. Sonunda
adam olduğunu anladığında:


– Kim var orada? diye bağırdı Kaplan. Ramazan
Kaplan ‘ı sesinden tanıyıp:
– Biziz Kaplan, sen var git, şimdi gireriz çadıra –
diye haber verdi.
“Ne yapıyor gecenin bu yarısında adamlarla?” –
diye Kaplan, düşünerek geri dönüp çadıra girdi. O
tarafa doğru gelirken Kaplan yerde samanda yatan
Mault’in ayaklarına sendeleyip süründü. Ona kızıp
sinirlendi:
– Ayaklarını toplayıp da yatsana, dedi.
– Olur, sen de gece yarısı bir dursana, – diye
Mault doğrulup oturdu ve – Beynine kan mı fırladı?
dedi.
– Sözü bırak da oturduğun yeri topla şu tarafa.
Ramazan ile birileri geliyor, dedi Kaplan.
kisi diğerleri kalkana kadar çadırın altına
yayılmış samanı biraz düzeltip, ateşi yaktılar. Ivan ile
iki kişi gelip, Ramazanın baktığı yılkıdan at almak
istediler. Geç vakte kadar bakıp yirmi kadar at seçtiler.
Onların on beş kadarını Ramazan değnekle yakaladı,
kalanları dizginsiz olduğu için yakalayamadan gecik-
tiler. Ivan, atlar, toplanmakta olan partizan birliğine
verilecek, onlara at çok gerekli dedi. Ramazan’a Ivan
bu konuda erken haber verip anlatmıştı.
Atlarını bağlamayı bitirdikten sonra bazılarını
bırakıp, çadıra yöneldiler. Ramazan çadıra önden girdi,
onun ardından – Ivan ve tanımadığı iki adam.
Ramazan yoldaşlarını oturttuktan sonra Kaplan ‘a:
-Yiyecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Kaplan sakalını
sıvazlayıp, uzun kara piposunu tüttürüp:
– Sıcak bir şey yok, soğumuş et, ekmek var, dedi.
Ramazan, ateşin közünü önüne çekip yassı odunu
enlemesine koyup etleri ısıtmaya başladı. Kaplan
ekmeği kesti, küçük üç bardağı tepsiye koydu.
Gelenlerin dördü de ateşin karşısına oturup, yemeye
başladılar. Ivan biraz başını kaldırıp:
– Kaplan tuz versene, dedi. Kaplan dikkatle bakıp,
Ivan ‘ı tanıyıp, uçuyormuş gibi olup:
– Hay Allah, bu Ivan’ı da tanımamışım – diyerek
gidip elini sıktı. Ivan yemeği bırakıp Kaplan ‘dan:
– Sen, Kaplan geçen seneden beri burada mısın?
diye sordu, sonra – ben seni birinci ekonomga gideli
beri görmedim – dedi.
– Buradan başka yere gittiğim yok, – deyip eğilip
Ivan’m karşısına oturdu piposunu çekerek. Biraz
durduktan sonra Kaplan kendi Ivana sormaya başladı:
– Neredeydin, Ivan, görünmüyorsun geçen
seneden beri?
Ivan ağzındakini çiğneyerek, Kaplan’a anlatmaya
başladı.


– Kaplan, Stoyalda senin tanımadığın bir çadır yok.
Onun mallarının nerede olduğunu biliyorsun. Şimdi biz
Ramazanın baktığı yılkıdan on beş at tuttuk. Şimdi
bizim orada tavlada yetiştirilen atları çıkarıp götürmemiz
gerek. Onların durduğu yere sizin karşınızdan daha
yakın yer yok. Bize bir üç kişi gerek sizden, varıp atları
çıkarıp gidecek – deyip Ivan Kaplan ‘a bakıp durdu.
Ivan ‘in söylediklerini işitip, çadırda yatıp duranlar
iyice dinliyorlardı. Kaplan kafasını sallayıp.
– Oraya gidecek gençler var bizde. Fakat o “it oğlu
it”^ gece bekçilerle bekletti atları, çok zor, dedi.
Ivan oturanlara bakıp şöyle dedi:
– Bir şey değil, onlarda olan alet bizde de var.
Mault, oturduğu yerden doğrulup, Ivan’a bakıp
konuşanlara katıldı birden.
– Oraya varıldığında, gece bekleyen bekçiler de zor
değil. Bir kere ben hazırım hem Salih de varır. Benim
yalnız bir korkum var. At tavlasının kapısını açamazsak
ya da açtıramazsak, kırıp gireriz, o da zor değil. Eğer
atlar tavlada bağlıysa, işte o zor. O zaman ne yapmak
lazım? Eğer öyle bir şey olmazsa, atlan çıkarmak zor
olmazdı.
Ramazan, fırlayıp Maultün sözünü kaldıramayıp
bağırarak:
– Mault bırakmaz hiç “eğer” sözünü. Eğer olsa, eğer
olmasa deyip durursan, iş olur mu? Söylediği bu
Ivan ‘in! – diye kapı tarafına varıp durdu.
Ivan yapağı kara börkünü başına giyip, kamçısını
sapından tutup göstererek tastikledi.
– Bize hiç kimse bir şey vermez, yiğitçe mücadele
etmesek. Bu işi de yer gibi etmek gerek, öne arkaya
bakmadan. Buradan atlara binip varıp, boşuna
gecikmeden atlan alıp gelmek gerek. şi nasıl yerine
getireceğinizi orada kendiniz görürsünüz, anladınız mı?
diye sordu Ivan.
– Anladık, – dedi Ramazan.
– yi, hanginiz gidiyorsunuz? diye sordu Kaplan.
– Ben, Salih, Mault, dedi Ramazan – ve bir kişi daha
varsa, atlara bakmaya iyi olurdu.
– Ben gideyim, diye kalkıp Ömer de giyinmeye
başladı.
Kaplan kalkıp, Ramazan ‘a:
– Burada eyerler var, alıp atlara salın. Oraya buraya
uğrayıp gecikmeden yiğitçe, işi bitirip gelin. Bu benim
yaman tüfeğimi de alıp gidin, – deyip duvarda asılı olan
bir fişekli tüfeğe elini uzatmasıyla, Ivan:
– Onu bırak, Kaplan, burada var, ben vereyim, diye
boynundan çıkarıp kısa beş fişekli tüfeği alıp Ramazan’a
1 Metnin aslında: itten doğan


verdi. – Hadi davran! Yürüyün, diye Salihle Ramazan
takıp çıkıp gittiler. Çok geçmeden onların ardından
Mault ile Ömer de yöneldiler. Bir süre sonra atlanıp,
karanlıkta çıkıp gittiler. Onlar gittikten sonra, Ivan
Kaplan ile çadırdakilere iyi bir iki haber verdi.
– Şimdi, dedi, – mirzaların zenginlerin zalimlikleri
bitecek, fakirlere özgür, yeni bir dünya gelecek. şte böyle
zenginlerin (Stoyalı gösterip) yerlerini de mallarını da
alıp yoksullara vereceğiz. Benim de burada nice yıl bo
şuna çalıştığımı biliyorsun sen. O bizim kanımızı içip
durdu. Şimdi bizimkiler Nevinskeyi aldılar, yakında Pa-
şinskeyi alacaklar. Biz yoksulların yardım etmesi gerek.
Ivan yavaşça anlatıp, Nogay dilinde söylediği için,
yoksullar onun sözlerini iyi dinlerler.
Gece çok karanlık, ay da şafağa doğru doğuyor.
Karlar eriyip bitip, biraz yağmur yağıp bir iki yerde
çamur oluştu. Bu yaz mevsiminin huyu. Az yağsa da, yer
çamur oluverir. Şimdi de kışın çekip gideceği yok. Kaplan
sabahlan Bestav taraflarından soğuk bulutları görüp:
– O, gençler, Nogay’lann “nerede olursan ol,
berdâzide
1
evde ol” dediği mevsim işte şimdi, dedi.
Stoyalın ekonomisi – yolun sol tarafında, sert akan
Yilinşik suyunun kenarında. Önünde iki büyük duvarı
kerpiç, tepesi gök teneke ile kaplanmış ev, çevresine
akasya ve kayısı ağaçları dikilmiş. Onun içinde olmayan
meyve ağacı yok. Güzel düz bir yerde ekilmiş, dört
tarafından baksan, sıra olmuş güzel görünüyor. Ondan
da önde, bir yarım şakırım^ kadar yerde çevresi
sağlamlaştırılmış dört uzun at tavlası. Stoyal’ın en iyi
bakılan atları orada bulunuyor. Ondan dolayı Ivan ile
Ramazanın bu atların yarısını çıkarıp gece götürme
istekleri. Dört atlı, başlarında Ramazan olmak üzere
gelip orada ırmağın içine girip durdular. At tavlasının
yanındaki küçük evin karşısında iki köpek birden
kuvvetlice ürüdüler.
– Zinadan doğanlar, nereden gördüler bizi? diye
kendi kendine konuştu Salih.
Ramazan, eğilerek:
– Dur hele! Biz hırsızlık yapmaya gelmiş değiliz.
Bize adamları da gerek onların, dedi. Ömer’i atların
karşısına bırakıp Ramazan, Mault ve Salih köpeklerin
ürüdüğü yere doğru yöneldiler. Onlar yaklaşmaya başlar
başlamaz itler daha da güçlü ürüdüler. Gece karanlık,
insan görünmüyor. Karanlığın dışında biraz durdular.
Kapıyı bulup evin önüne geldiler. Sonunda Ramazan
kapıyı itip açıp bakınca, köşede kıstırılıp duran iki adamı
gördü. Ramazan eve girip:
– Neden korkuyorsunuz? diye sordu.
1 14-21 Nisan arası.
2 Birşakırım:1,06 km.


– Sizden, diye biri öne geldi. Ramazan onu tanıyıp,
yanına yaklaşarak, acele edip karıştırarak dedi ki:
– Biz de sizin gibiyiz, biz pek büyük bir iş için geldik.
Zenginlerin günü gitti, şimdi dünya özgür oldu,
anladınız mı? Eli ile tavlayı göstererek, şimdi tavlayı
açıp, bize atlan göster, dedi.
At bakıcısı ardına dönüp titreyerek:
– Yok, olmaz, dedi.
Ramazan, bileğinden tutup, ikinci kez söyledi:
– Ne olmaz, yürü benim önümden anahtarları alıp,
diye kapı tarafına dolaştırdı. At bakıcısı tavlanın
anahtarlarını alıp, Ramazan’in önünden tavla tarafına
yöneldi. Mault ile Salih de artlarından vardılar. Büyük
uzun tavlaya ulaşıp, kapısını açıp girer girmez,
Ramazan:
– Bunların birisi nerede? – Salih varıp evden doğru
gelip:
– Yok, o nereye gittiyse gitmiş.
– Evet o varıp bekçilere söyler, tez olup çıkarınız
atlan, diye bağırdı Ramazan.
Ramazan, atçının karşısından ayrılmadan, otluk-
lara bağlanmış olan atlan yoldaşlarına çıkarttırmaya
başladı.
O beşinci atı çıkarmaya başladığında, tavlaların
arka tarafından tüfek atıldı.
Salih bağlanmış bir at ile uğraşırken, Ramazan:
– Atları tez avludan çıkarınız! – diye acele etti.
Küçük dar ağızdan atları çıkarmayı bitirir bitirmez üç
adam arkalarından yetip atlan tutmaya başladılar.
Ramazan bunu görüp, şaşırmadan Mault ile Salih ‘e:
– Birer ata binip kalanları dolaştırıp gidin, – deyip
kendi adamları göndermeden atışıp, sonunda ırmağın
içindeki atma binip arkalarından yöneldi. Bekçiler
artlarından toplanıp çıkana kadar, onlar bir az gidip
kurtuldular.
Çadırda Ivan ile Kaplan tüfek atılışını işitip,
gidenlerin gecikmesinden rahatsız oldular.
Vakit bir az geçtikten sonra, tan karanlığında
Ramazanlar geldiler. Onlar atların yansım eğerleyip,
yansını sürüp getirdiler. Ramazan gelince:
– Ardımızdan geliyorlar, hiç durmadan atları sürüp
gitmek gerek, dedi.
– Şimdi biz gecikiyoruz, iyi atlara binip kalanlarını
sürerek bu kör yola girip devam edin, – deyip atına bindi
Ivan. Sonunda eğilip, Kaplanın elini tutup:
– Haydi hoşçakal, Kaplan, tez vakitte görüşürüz,
korkma sen, – diye karanlıkta yok oldu. Onun ile birlikte
Ramazan ile Salih de gittiler ve şafak sökene kadar kırdan
geçip çıktılar.
Bu gece çadırda hiç uyuklayan kimse yok ve şafak
sökene kadar göz yummadan sabahı ettiler. Kaplan,
gidenlerin ardından bakıp: “Şimdi onlar Nevinske’ye
ulaşıp, bolşeviklerin askerine nasıl katılırlar acaba?”
diye biraz düşündü. Bu arada Mault:


– Kaplan, gelip aşını iç! diye bağırdı. Hepsi gelip
oturduktan sonra Mault:
– Vallahi, yaman sıkı bir yiğit olmuş brahim’in
oğlu Ramazan. O doğru yanan ateşin içine girer, kardeş.
Gece ateş ettiklerinde hiç kaygı etmeden, atlan kapıdan
çıkarıp götürüp, kendi yalnız oyalayıp, ardımızdan gene
de yetti, – dedi.
– Evet, o pek yiğit bir genç oldu, – diye destekledi
Kaplan. – Ben de bir haber işittim şimdi, doğru mu
acaba? – diye Alibiy de sordu.
– Ne haberi o? – dedi Kaplan.
Ne olsun bolşeviklerin yaklaştıklarını işitip, korkup
Stoyalov kaçmış. Kahyalar olmasa, hiç kimse kalmadı
dediler, – dedi Murat.
– Ben size haber vermedim. Onun böyle olacağını
bana gece Ivan söyledi. Görüyor musun sen, onun
söyledikleri olmaya başladı, – dedi Kaplan.
O zaman Mault kalkıp:
– Evet şimdi biz kime mal bakıp duracağız? Kim bize
maaş verecek? – diye sordu.
Kaplan acele etmeden, piposuna tütün doldurup:
– Şimdiye kadar sana maaş veren kim? Kahyalar.
Ben Stoyal’ın malına bakıp, ırgat olalı altı yıl oluyor. Bir
gün bile bir mülk sahibinin benim karşıma gelmişliği
yok. Gece gündüz de çalıştırıp, kanını içip, gezenler
kahyalar.
Onlar da tahtakurusu gibi bizim kanımızı içiyorlar.
Ama iş böyle olmaya başladıktan sonra ben de paramı
alıp gitmek isterdim, – dedi Kaplan.
Ahçı, yapağı deri börkünü kaldırıp, konuşanları
dinleyip:
– Tam maaşımı vermeseler, tavlalardaki olan
mallarını yakıp giderim, – diye söze katıldı.
Kaplan, ağzından piposunu alıp dönüp bakarak:
– O malları kim yığmıştı? Seninle ben mi yığdık, ya
da şu at üstünde gidenler mi yığdılar? Mallarda hata
yok, onlar doğrusu bizim, sen kızgınlığını çıkarmak
istiyorsun – gelmekte olan kahyayı eli ile gösterip, – işte
şunlardan al! – dedi.
-Mallarda ne suç var, – diye Mault da destekledi.
Onlar konuşurken, kahya Mazan Temirov çadıra
atla geldi. Çadırda bulunan malaların yansı başlarında
Kaplanla, bulundukları yerden kımıldamadan, görme-
mişlikten gelip, umursamadılar. Yalnız birisi varıp, atını
tutup indirdi. Onu hatırlayınca Mazan in yüzü
değişiyor. O, önceki gibi çadıra gelmesiyle işçilerin
kalkıp, etrafında dolanacaklarını düşünüyordu. Bunun
yerine soğuk yüzlerin sevmediklerini görüp Mazan
sinirden kızardı.
– Nedir bu ettiğiniz, öğleye kadar mal bakmadan!
Hemen hepiniz yerinizden dağılın!
Bir müddet hiç kimse bir şey söylemeden durdu.


Kaplan oturduğu yerden kalkıp, öne ilerleyip,
Mazan ‘a doğru bakıp:
– Bırak bunu sen, Mazan. Mal bakmayı biz ken
dimiz biliriz. Bize tam ücretimizi elimize ver. Anladın
mil – dedi.
, Mazan ‘t bu sözler çok incitti. Çünkü o sekiz yıl
kahya olarak yaşamış, ona böyle sert sözleri, gözünün
içine bakarak, hiç bir işçi de söylememişti. Mazan
sinirlenip, kızarak, kamçısını büküp sapından kavrayıp
tutarak çevirip gösterip:
– Sen, Kaplan, benim dediğimi yapmadan paranı
alamazsın. Siz burada insanlara kaygı salıp, bolşeviklere
yardım edip duruyorsunuz. Nerede işçilerinin yansı?
Onların nereye gittiklerini bilmiyormuş gibi mi
görünüyorsunuz? Sizsiniz kalan adamlara da kaygı
salan! – deyip sinirlendiğini gösterip köpürdü. Kaplan
dinleyip onun sözlerine:
– Biziz kaygı salan, elinden geleni ardına koyma.
Yetmezse yedi ceddinin kem gözüne – diye cevapladı.
Mazan birden hoplayıp, kamçı ile Kaplana vurmak için
kolunu kaldırır kaldırmaz, Mault kolunu tutup burup,
kamçısını çekip aldı:
– Şimdi, Mazan, sizin kamçılarla oynayacak zama
nınız gelmekte, – diye güldü.
– O hala da kurt dişini bırakmamış, – dedi Kaplan da.
– Bırakmasa vurup düşürmek gerek, – diye ekledi
ahçı da.
şin kendine kolay olmadığını görüp, Mazan
kapıdan çıktı. Mault onun önüne çıkıp:
– Mazan, iyilikle paramızı verseniz iyi olur.
Vermezseniz, bulduğumuz elimize geçen şeyleri alıp
gideriz, – dedi. Mazan, başka bir söz demeden, bağlanmış
olan atını çözüp, hızla, eyer kolanını takmadan bineyim
derken, eyer atın altına dolaşıp gitti ve yıkıldı. Mazan
daha bir kızdı ve öfkelenip atın başına kamçı ile vurdu.
Malalar güldüler.
Eyerin kolanını yeniden çözüp, eyerini düzeltip yer-
leştirdi ve atma binip gitti. Onun ardından bakıp ahçı:
– Adamlara eyerini vurdurup atına binmeye
alışmış, şimdi vurdursun da göreyim, – dedi. Ahçının
sözüne hepsi de güldü.
Kaplan, biraz düşündükten sonra, ardına dönüp
Mault’e bakıp:
– Şimdi gitmek gerek, burada baş yok, ne yok, bize
kimse de para vermez. Ivan ‘in söylediği (söyleyip gittiği)
şeyler olmakta. Onun için köye varıp, erken yer alıp
kalmak gerek. Ivan zenginlerin, mirzaların yerlerini alıp,
fakirlere verecekler dedi, – dedi.
– Burada boş durmaktansa evde bir şeyler yapsan,
daha kolay, – diye Mault de bildirdi.
Çadır dahilerin hepsi de Kaplanın söylediğine razı
olup durdular. Ve o gün her biri de olan şeylerini küçük
sırtlıklarına doldurup, evlerine gitmeye hazırlandılar



Hasan Şahimoviç Bulatukov
(Habez, 16 Ağustos 1907 -1937)
Otuzlu yılların edebiyatında Hasan Şahimoviç
Bulatukov’un eserleri önemli bir yer alır. Onun
“Fatimat” adlı piyesi, “Ekiyaşav” adlı romanı, “Azret,
Erinşek, Mazan em kolhozşılar” adlı şiir antolojileri,
yeni temaları ile Nogay edebiyatının gelişmesinde
büyük bir rol oynamıştır.
H.Ş. Bulatukov 1907 yılının 16 Ağustosunda
Habez rayonunun Kızıl-Yurt adlı köyünde, yoksul
bir çiftçi ailede doğmuştur. Küçüklüğünden itibaren
zorluk ve yoksulluk içinde yaşamıştır. Ailesi yoksul
olduğundan sekiz yaşından sonra köyün zengin-
lerine ırgatlık yapmıştır. Kendisi bizzat görüp,
zorluklar yaşadığı için, bu görüp yaşadıklarını
sanatlı bir dille kendi eserlerine yansıtmıştır.
Roman
EK YAŞAV / K YAŞAM
Kün tiyip, kızdırıp baslagan zamanda, avılda
bir er âdem kalmay, danılga şıgıp ketkenler. Kün
sayın âdem tolıp turgan oramlarda bugün birev de
körinmeydi. Erte keletagan Ramazan, bu keşe
kelmey, bek keşke kalgan. Onnan özgeleri mal, at
karavdı kutılıp kelgenler. Ar kim de özinin ornma
yantayıp, tmşaymaga karay edi. Yalgız Kaplan
bârisinin de kaygısın etedi.
Sölege deyim yılkıdan kelip, asm işip,
Kaplanga habar aytıp ketetagan edi Ramazan.
Kaplannıfi yanı tmşaymay:
– Biriniz de körmeysinizbe Ramazandı? – dep
soraydı. Ot yagada oltırıp ismail, Kaplanga kara-
may:
– Sosı sen Ramazandı nege sorap kalgasm?
Kayda barar deysin, keler özek, – deydi.
Bir kesek zamandı söylemey, künirt yangan
şırakka karap, turıp, Kaplan aşuvlanıp soradı:
– Ol da ne sözdi özi “kelse – keler” değen?
Ramazan bir yarlı yas, ya avırıp, ya deymen de bir
hâte bolıp, yılkılarga bir zat bolsa, ömirinde ket-
pestey kaygı tüstime onm moynına?
Va! Koyınız mum. Ol özi birerde keş keletagan,
– dep söylendi kosta yatkanlardm birevi.
Kaplan süytip tınışsızlanıp turganlay, eşik
aldmda at ayak davısı esitildi. Uzak turmay, bir
baytal, tayın izlep, kisnedi.
– Yılkılardı aydap Ramazan keldi bolayak, –
dep Kaplan, tonın iynine kaplap, sıyakka şıktı.
Enkeyip karap ta küresti. Bolganı üşin ol karanada
avızga baylanıp turgan üş attan başka yılkı
körmedi.
ygi kesek zamandı Kaplan atlar kimdiki
ekenin tanımay karap turdı. “Kim âkelip baylagan
eken bulardı? Yok bolsa, urlanıp âkelingen atlarına
eken? – dep özi özine oylandı. – Koy, bir kaslarına
barıp karayım” – dep yuvıklagamnda, atlardın
tasasında âdem süvretin körip toktadı. Sofunda
âdem bolgamn bilgende:
– Kim di olar? – dep kışkırdı Kaplan. Ramazan
Kaplandı davazmnan tanıp:
– Bizbiz, Kaplan, bar, sole kirermiz koska, – dep
bildirdi.
“Ne bohp yüredi bu keşedin ortasında âdemler
men?” – dep Kaplan, oylana berip, kaytip kelip
koska kirdi. Ol yagaga yuvıklap keleyatkanda
Kaplan yerde, tobanda yatkan Maul’ttin ayaklarına
oratılıp şiirindi. Oga aşuvlamp, Kaplan şamlandı
da:
– Ayaklarındı yiyip yattagı, – dedi.
– Âşe, sen de keşedin ortasında bir toktatagı, –
dep Maul’t turıp oltırdı da. – Kan yavgamm basma?
– dedi.
Sözdi koy da ornmdı yiyiştir ana yakka.
Ramazan man bir âdemler keleyatırlar, – dedi
Kaplan.
Ekevi, kalgan âdemler turganşa deri kostın as-
tına töselgen tobandı bir az yıyıstırıp, ottı yaktılar.
Ivan man eki âdem kelip, Ramazan bagatagan
yılkıdan atlar almağa mırad etkenler. Keşke tura
karap bir yırma at saylaganlar. Olardın bir on besin
Ramazan kurık pan ıslap bergen, kalganlarm emlik
bolganı sebepli ıslayalmay keşikkenler. Ivan atlardı
yıyılayatırgan partizan otryadma berileyek, olarga
atlar bek kerek değen. Ramazanga Ivan ol zattın
üstinnen erte habar aytıp anlatkan edi.
Atların baylap kutılgannan son, birevlerin
kaldırıp, koska yönediler. Ramazan aldıda kirdi
koska, orun artmnan – Ivan em eki tanımagan âdem.
Ramazan yoldaşların oltırtıp bolgannan son
Kaplanga:
– Yogim yegendey bir zatınız? – dedi. Kaplan,
sakalın sıypap, uzm kara üllesin kökite berip:
– ssi zat yok, suvıgan et, ötpek bar, – dedi.
Ramazan, ottın kızuvın aldma tarta berip
artında yalpak agaştı köldenen salıp, etlerdi yılıtıp
başladı. Kaplap ötpekti tuvradı, kişkey üş ayaktı
tepsege salıp berdi. Kelgenlerdin dörtevi de, ottın
kasma oltırıp, yep başladılar. Ivan, bir az basın
köterip:
– Kaplan, tuz bereş, – dedi. Kaplan, eslep karap,
Ivandı tanıp, uşıp ketkendey boldı da:
– Va, munavı Ivandı da, tanımay turıman men,
– dep barıp sığıp kolin aldı. Ivan yeğenin koyıp
Kaplannan:
– Sen, Kaplan, bıltırdan beri mundasmma? –
dep soradı, son, – men seni körgen yokpan, birinşi
ekonomga ketkenli berbetin, – dedi.
– Munnan başka yerge köşkenim yok, – dep
efikeyip, Ivannm kasma oltırdı üllesin tarta berip.
Bir az turgannan sofi Kaplan özi Ivannan sorap
başladı:

Kayda edin, Ivan, körinmeysin de bıltırdan
beri?
Ivan avızındagın şaynap turıp, Kaplanga habar
aytıp başladı.
– Kaplan, Stoyalda sen tanımagan bir kos yok,
onm mallarının kayerde bolganm bilesin. Sole biz
Ramazan bagatagan yılkıdan on bes at ıslaganmız.
Endi bizge kerek sole şıgarıp âketpege anda
kotanda asıralıp turgan atlardı. Olardın turatagan
yerine sizin, kasınızdan yuvık yer yok. Bizge bir üş
âdem kerek sizden, barıp atlardı şıgarıp alıp
ketkendey bolıp, dep Ivan Kaplanga karap toktadı.
Ivannm söylegenin esntip, kosta yatıp turgan-
lar bek tmlay ediler. Kaplan, basın şaykay berip:
– Onda barganday yaslar bizde bar. Bolgan
üşin ol “iytten tuvgan” keşe bek katı karavıllar man
saklatadı atlardı, ene sol kıyın, – dedi.
Ivan oltırganlarga karap ayttı:
-Bir zat ta tuvıl, olarda bolgan savıt bizde de bar.
Maul’t, oltırgan yerinnen turıp, Ivanga karap,
söyleytaganlarga birden kosıldı:
-Onda barganda, keşe saklaytagan karavıllar
da kıyın tuvıl. Birevge men âzirmen em Salih ta
barar. Menim bir yalgız korkkanım bar. At
kotannın esigin aşayalmasak yade aştırayalmasak,
buzıp kirermiz, ol da kıyın tuvıl. Eğer atlar kotanda
bugavlı bolsa, ene ol kıyın. Ol zamanda ne etpege
kerek ti? Eğer ene sol bir zat bolmasa, atlardı
şıgargan kıyın bolmas edi.
Ramazan, uşıp turagalıp, Maul’ttin sözin köte-
reyalmay, kışkıra berip:
-Maul’t bir de koymas “eğer” değen sözin. “Eğer
bolsa”, “eğer bolmasa” dep tursan, om man kullık
bolama? Barmaga kerek, sole sonday kullık. Sol
aytataganı Ivannm! – dep eşik betke barıp toktadı.
Ivan, yapalak kara börkin basma kiyip, kamışıs-
ın sabınnan ıslap, onı man körsete berip berkitti:
-Bizge birev de bir zat ta bermes, yigittey bolıp
kürespesek. Muna kullıktı da yerdey bolıp etpege
kerek, artka-aldıga karamay. Bulaydan atlarga
minip barıp, nadan keşikpey atlardı alıp kelmege
kerek. Kullıktı kaytip toltırayagmızdı onda özifiiz
körersiz, anladımzba? – dep soradı Ivan.
-Anladık, – dedi Ramazan.
-Âşe, kaysınız harasınız? – dep soradı Kaplan.
-Men, Salih, Maul’t, – dedi Ramazan, – em tagı
da birev barsa, at karamağa ârüv bolar edi.
-Men barayım, – dep turıp, Umar da kiyinip
başladı.
Kaplan, turagalıp, Ramazanga:
-Munda iyerler bar, alıp atlarga salınız, Anda-
munda baramız dep keşikpey, yigittey, kullıktı
bitirip keliniz. Muna menim yaman mıltıgımdı da
ala barınız, – dedi de irgede tagılıp turgan bir
atılatagan mıltıkka kolm uzatkanlay, Ivan:
-Onı koy, Kaplan, munda bar, men bereyim, –
dep moynınnan şeşip kıska bes atılatagan mıltıktı
alıp Ramazanga berdi. – Âşe ayda! Yüriniz, – dep
Salih pan Ramazan tagmıp şıgıp kettiler. Köp tur-
may olardın artırman Maul’t pen Umar da yöne-
diler. Bir kesek zamannan son atlanıp, karanada
tasayıp kettiler. Olar ketkennen sofi, Ivan iygi kesek
habar ayttı Kaplan man kostagılarga.
– Sole, – dedi ol, – mirzalardın, baylardın
zalımhkları kurıtılayak, yarlılarga erkin, yanı
dunıya bolayak. Mine munday baylardın (stoyaldı
körsetip) yerlerin de, malların da alıp yarlılarga
bereyekpiz. Sen bilesin menim de neşe yıl kullık
etkenimdi muna kan tulıkta. Ol bizim kanımızdı
işip turgan. Endi bizikiler Nevinskedi alganlar,
tezden Paşinskedi alayaklar. Biz yarlılar, yardam
etpege kerekpiz.
Ivan akırm anlatıp Nogay tili men aytkan
sebepli, yarlılar orun sözlerine bek tınlaydılar.
Keşe bek karana, ay da tanga tabatm tuvadı.
Karlar irip kutılıp, az-maz yamgır yavıp iygi kesek
batpak bolgan, Ol özi yazlıktın âdeti. Bir az yavsa
da, yer batpak bola koyadı. yer orman da bek iylenir
eken, ama bir az suvık ıslaydı. Endi de kıs şıgıp
kutılıp ketkeni yok. Kaplan ertefüik sayın Bestav
betten suvık bulıtlardı körip ayta turadı:
-O, yaslar, nogaydm “anda bol da, munda bol,
berdâzide üyde bol” – değen yıl zamanı mine sole.
Stoyaldıfi ekonomiyası – yoldm sol yagmda, katı
akkan Yilinşik suvdın yagasında. Aldında eki üyken
irgesi kerbiş, basına kök teletin men yabılgap üy,
tögeregine akaca em küreğe terekler egilgen. Onm
işinde bolmagan yemiş terek yok. Özi ârüv tüz yerde
egilgen, dört yagınnan karasan da, sıdıra bolıp yara-
şık körinedi. Orman da aldıda, bir yarım şakırım
kader yerde – tögeregi berkitilgen dört uzın at kotan.
Stoyaldıfi en iygi bagılgan atları onda saklanıp tura-
dılar. Sonın üşin Ivan man Ramazannın ol atlardın
yartısın şıgarıp keşe âketpege mırad etkenleri. Dört
atlı, basmda Ramazan bolıp kelip sol yerde yılgadm
işine tüsip toktadılar. At kotannın yanmdagı kişkey
üydin kasında eki iyt birden katı ürdi.
-Iznadan tuvganlar aydan kördiler bizdi? – dep
kübirdendi Salih.
Ramazan, enkeye berip:
-Tokta bir! Biz urlamaga kelgenimiz yok. Bizge
âdemleri de kerek olardın, – dedi. Umardı atlardın
kasında kaldırıp Ramazan, Maul’t em Salih iytler
üretagan yerge karap yönediler. Olar yuvıklap
baslagan saym iytler bekten-bek üre berdiler. Keşe
karana, âdem körinmeydi. Karaldıdın tısında iygi
kesek turdılar. Eşikti tavıp, üydin aldma keldiler.
Sofunda Ramazan eşikti iytep aşıp karasa, müyiste
kıstırılıp turgan eki âdemdi kördi. Ramazan, üyge
kirip:
-Neden korkasınız? – dep soradı.
– Sizden, – dep birevi aldığa keldi. Ramazan om
tanıp, kasına yuvıklap barıp, asıgıp, karıstıra berip
ayttı.
– Biz de sizdeymiz, biz bek üyken kullık üşin
kelgemiz. Baylardın küni ketti, endi dunıya erkin
bolgan, afüadmızba? Endi kotandı aşıp, bizge
atlardı körset, – dedi, koli man kotandı körsetip.
At karavşı artma köşe em kalhray berip:
– Yok, bolmas, – dedi.
Ramazan, bileginnen ıslap, ekinşi bir ayttı:
– Ne bolmas özi, yür menim aldımda aşkışlardı
alıp, – dep eşik betke aylandırdı. At karavşı, kotan-
nm aşkışlarm alıp, Ramazannın aldında kotan
betke yönedi. Maul’t pen Salih ta artlarmnan
bardılar. Üyken uzın kotanga yetip, esigin aşıp
kirgenley, Ramazan:
– Munalardm birevi kayda di? – Salih barıp
üyden karap kelip:
– Yok, ol kayda ketse de, ketken.
– Âşe ol barıp karavıllarga aytar, tez bolıp
sigarınız atlardı, – dep kışkırdı Ramazan.
Ramazan, atşıdm kasmnan ayırılmay, otlık-
larga baylanıp turgan atlardı Yoldaşlarına şıgartıp
başladı.
On besinşi attı şıgaııp baslaganlay, kotanlardın
argı setinde mil tık atıldı.
Salih bugav salmgan bir at pan küresip
turganda, Ramazan:
Atlardı tez karaldıdan sigarınız! – dep asıktırdı.
Kişkey tar avızdan atlardı şıgarıp kutılar-
kutılmastan, üş âdem arttan yetip atlarga yabısıp
başladılar. Ramazan ora körip, saspay Maul’t pen
Salıhka:
– Birer atka minip kalganlardı aydap yöneniz, –
dep özi, âdemlerdi yibermey atışıp, sofunda
yılgadııî işindegi atma minip artlarmnan yönedi.
Karavılşılar artlarmnan yıyıstırmıp şıkkanşa deri,
olar iygi kesek ketip kutıldılar.
Kosta Ivan man Kaplan mıltık atıştı esitip,
ketkenlerdifi keşikkenlerine tmşaymay turdılar.
Zaman bir kesek ozgan son, tan karanasmda
Ramazan alar keldiler. Olar atlardın yartısm iyertip,
yartısm aydap âkeldiler. Ramazan kelgenley:
– Artımızdan kuvıp kelediler, toktatpay atlardı
aydap yönemege kerek, – dedi.
– Endi biz keşigemiz, iygi atlarga minip,
kalganların aydap, muna sokır yolga tüsip yöneniz,
– dep, atma mindi Ivan. Sofunda efikeyip, Kaplan-
nıfi kolm ala berip:
– Ay da yahşilik pan kal, Kaplan, tezden
körisermiz, korkpa sen, – dep karafialıkta yogaldı.
Om man birge Ramazan man Salih ta kettiler em
tan yarık bergenşe kırdan avıp tasaydılar.
Bu keşe kosta birev de uyklagan yok em tan
atkanşa bir köz kakpaganlay tanga şıktılar. Kaplan,
ketkenlerdin artlarmnan karap: “Endi olar Nevins-
kege yetip, bol’şeviklerdin askerine kaşan kosılarlar
eken?” – dep iygi kesek oylandı, Bu arada Maul’t:
– Kaplan, kelip asındı iş! – dep kışkırdı. Köteresi
kelip oltırgannan son Maul’t:
– Ollahıy, yaman katı yiğit bolgan eken bra-
gimnifi ulı Ramazan. Ol tuvra yangan ottm işine
kireyik, kardaş. Keşe kasına atkılap turganlay-
larmda, bir kaygı da etpey, atlardı avızdan şıgarıp
yiberip, özi yalgız aldandırıp kalıp, artımızdan
kene de yetti, – dedi.
– Âşe, ol bek yiğit yas bolgan, – dep berkitti
Kaplan. – Men de bir Rabar eşittim sole, üşinme
eken? – dep Alibiy de soradı.
– Ne habardı ol? – dedi Kaplan.
– Ne bolsm bol’şeviklerdin yuvıklaganlarm
esitip, korkıp Stoyalov kaşkan. Prikazçikler bolma-
sa, birev de kalgan yok dep aytadılar, – dedi Murat.
– Men sizge bildirgenim yok. Orun solay
bolayagm mağa keşe Ivan aytkan. Köresifime sen,
ol aytkan zatlar bolıp baslaganlar, – dedi Kaplan.
Ol zamanda Maul’t turıp:
– Âşe endi biz kimge mal bagıp turayakpız?
Kim di bizge ak bereyek? – dep soradı.
Kaplan asıkpay, üllesine tütin sıplap:
Sölege deyim sağa ak beretagan kim di?
Prikazçikler. Men altı yıl boladı Stoyaldm malın
bagıp, ırgat bolıp yürgenli. Bir kün mülk nesi
menim kasıma kelgen yok. Keşe, kündiz de kullık
ettirip, kanındı işip, yüretaganlar prikazçikler.
Olar da kandalayday bizim kanımızdı işediler.
Ama kullık bulay bolıp baslagannan sofi men de
akımdı alıp ketsem süye edim, – dedi Kaplan.
Kazanşı, yapalak teri börkin kötere berip,
söyleytaganlarga tınlap turıp:
– Tolı akımdı bermeseler, bolgan malların men
kotanlarda turganlay. yağıp ketermen, – dep söz
kostı.
Kaplan, avızınnan üllesin alıp, burılıp karap:
– Ol mallardı kim yıygandı? Seni men men
yıyganmızba, yade ana at üstinde yüretaganlar
yıyganlarım? Mallarda hâte yok, olar üşini men
biziki, sen aşuvıfidı alayak bolasm – keleyatırgan
prikazçikti koli man körsetip, – ene analardan al! –
dedi.
– Mallarda ne şüş bar, – dep Maul’t te berkitti.
Olar söylep turganlay, prikazçik Mazan Te-
mirov koska at pan keldi. Kosta turgan malşılardm
yartısı basında Kaplan man, turgan yerlerinnen
kıymıldamay, körmegen kisidey bolıp, san etpey
koydılar, Yalgız birev barıp, atın ıslap tüsirdi. Om
eskerip, Mazannm beti türlenedi. Ol aldmgmday
koska, kelgenley kullıkşıları köterilip, tögereginnen
aylanarlar dep mırad ete edi. Onın ornma suvık
şıraylardm süymegenlerin körip Mazan kubardı.
– Ne di bu etüviniz, üylege deyim mal
karamay! Bu saat ar kim ornımzdan şaşılınız!
ygi kesek zamandı birev de söylemey turdı.
Kaplan oltırgan yerinnen turıp, aldığa yılısa
berip, Mazanga tuvra karap:
– Om koy sen, Mazan. Mal karayaktı biz özimiz
bilemiz. Bizge tolı akımızdı kolımızga taptır. Arıla-
dmma!- dedi.
Mazandı ol sözler bek korladılar. Ne üşin
desen, ol segiz yıl prikazçik bolıp turıp, oga mun-
day katı söz, közine karap, bir kullıkşı da aytkan
yok edi. Mazan aşuvlamp, kızarıp, kamışısın
büklep sabınnan berkitip ıslap, aylandırıp, körsetip:
– Sen, Kaplan, men aytkandı etpey akındı
tappassm! Siz, munda âdemlerge kaygı salıp,
bol’şeviklerge yardam etip turasız. Kaydadı
kullıkşılarmnın yartısı? Olardın kayda barganın
bilmeytaganday köresizbe? Siz kalgan âdemlerge
de kaygı salatagan! – dep aşuvlangamn körsetip
köpirip tütendi. Kaplan tınlap turıp, onm sözlerine:
– Bizbiz kaygı salatagan, eteyegifi bar bolsa
kaldırma, yetpey yeti atarının yaman közine! – dep
yavapladı. Mazan birden şorşıp, kamışı man
Kaplandı sokpaga dep kolin kötergenley, Maul’t
kolin ıslap burap, kamışısın tartıp aldı:
– Endi, Mazan, siz kamışılar man oynaytagan
zamanlar keteyatırlar, – dep küldi.
– Ol endi de böri tisin taslagan yok, – dedi
Kaplan da.
– Taslamasa sogıp tüsirmege kerek, – dep
kosıldı kazanşı da.
Kullık özine kolay bolmagamn körip, Mazan
eşikten yumsaya şıktı. Maul’t onm aldma şıgıp:
– Mazan, ârüvlik pen akımızdı berseniz – ârüv
bolar. Bermeseniz, tapkan, kolımızga tüsken zattı
alıp ketermiz, – dedi. Mazan, başka söz aytpay,
baylanıp turgan atın şeşip alıp, kaltafüap, ayılın
tartpay minemen degenley, iyer attın astına aylanıp
ketip yığıldı. Mazan tagı da bek katı kızıp turdı em
aşuvlamp attın basma kamışı man tarttı. Malşılar
azlanıp küldiler.
yerdin ayıllarm yamdan şeşip, ol iyerin tüze-
tip saldı em atma minip ketti. Onm artmnan karap,
kazanşı:
– Âdemlerge iyerin saldırıp atma minip
üyrengen, endi saldırsa köreyim, – dedi. Kazanşıdıfi
sözine bari de küldiler.
Kaplan, iygi kesek oylanıp turıp, artına ayla-
nıp, Maul’tke karap:
– Endi ketpege kerek, munda bas yok, ne yok,
bizge birev de ak bermes. Ivan aytıp ketken zatlar
bolayatırlar. Onnan da avılga barıp, erte yer alıp
kalmağa kerek, Ivan baylardın, mirzalardın yer
lerin alıp, yarlılarga bereyekler değen, – dedi.
– Munda bos turgannan üyde bir zat etsen, ol
kolay, – dep Maul’t te bildirdi.
. Kostagılardın bârisi de Kaplan aytkanga razı
bolıp toktadılar, Em sol kün ar kimi de, bolgan
zatların kişkey artpaklarma yiyip, üylerine ketpege
âzirlendiler.



Güneş değip kızdırmaya başladığında, köyde tek bir
erkek kalmaksızın herkes bozkıra çıkıp gitti. Gün boyu
insanların doldurduğu sokaklarda bugün kimsecikler
görünmüyor. Erken gelen Ramazan, bu gece gelmedi, çok
geç kaldı. Diğerleri mal at bakmayı bitirip geldiler.
Herkes kendi yerine yaslanıp dinlenmeye bakıyordu.
Yalnız Kaplan hepsinin de kaygısını çekiyor(du).
Şimdiye kadar yılkıdan gelip, yemeğini yiyip,
Kaplana haber verip giderdi Ramazan. Kaplanın içi
huzursuz:
– Hiç biriniz de görmüyor musunuz Ramazan’ı? –
diye sorar. Ateş kenarında oturan smail, Kaplan’a
bakmadan:
– Ramazan’ı şimdi neden sordun? Nereye gidecek
sanki, gelir sonra – der.
Kaplan bir süre konuşmadan, cansız yanan muma
bakıp kızarak sordu:
– O da ne demek öyle kendi “gelirse – gelir”.
Ramazan yoksul bir çocuk, ya hastalansa, ya ne bileyim
bir hata sonucu, yılkılara bir şey olsa, ömründe
gitmezcesine bir kaygı düştü mü onun boynuna?
– Aman! Bırakın bunu, O bazen geç gelir, diye
söylendi çadırda yatanlardan birisi.
Kaplan böyle sessizleşip dururken, kapı önünde at
ayak sesi işitildi. Uzak olmayan bir yerden, bir kısrak
tayını arayıp, kişnedi.
– Yılkıları dolaşıp Ramazan gelmiş olmalı, – diye
Kaplan, giysisini üstüne alıp dışarıya çıktı. Eğilip bakıp,
uğraştı. Fakat o karanlıkta girişe bağlanmış bulunan üç
attan başka yılkı görmedi.
Bir müddet Kaplan atların kime ait olduğunu
anlamadan bakıp durdu. “Kim getirip bağladı bunları
acaba? Yoksa bunlar çalınıp getirilmiş atlar olmasın?”
diye kendi kendine düşündü. – “Dur bakalım, bir
yanlarına varıp bakayım” diye yaklaştığında atların
saklandığı yerde adam sureti görüp durdu. Sonunda
adam olduğunu anladığında:


– Kim var orada? diye bağırdı Kaplan. Ramazan
Kaplan ‘ı sesinden tanıyıp:
– Biziz Kaplan, sen var git, şimdi gireriz çadıra –
diye haber verdi.
“Ne yapıyor gecenin bu yarısında adamlarla?” –
diye Kaplan, düşünerek geri dönüp çadıra girdi. O
tarafa doğru gelirken Kaplan yerde samanda yatan
Mault’in ayaklarına sendeleyip süründü. Ona kızıp
sinirlendi:
– Ayaklarını toplayıp da yatsana, dedi.
– Olur, sen de gece yarısı bir dursana, – diye
Mault doğrulup oturdu ve – Beynine kan mı fırladı?
dedi.
– Sözü bırak da oturduğun yeri topla şu tarafa.
Ramazan ile birileri geliyor, dedi Kaplan.
kisi diğerleri kalkana kadar çadırın altına
yayılmış samanı biraz düzeltip, ateşi yaktılar. Ivan ile
iki kişi gelip, Ramazanın baktığı yılkıdan at almak
istediler. Geç vakte kadar bakıp yirmi kadar at seçtiler.
Onların on beş kadarını Ramazan değnekle yakaladı,
kalanları dizginsiz olduğu için yakalayamadan gecik-
tiler. Ivan, atlar, toplanmakta olan partizan birliğine
verilecek, onlara at çok gerekli dedi. Ramazan’a Ivan
bu konuda erken haber verip anlatmıştı.
Atlarını bağlamayı bitirdikten sonra bazılarını
bırakıp, çadıra yöneldiler. Ramazan çadıra önden girdi,
onun ardından – Ivan ve tanımadığı iki adam.
Ramazan yoldaşlarını oturttuktan sonra Kaplan ‘a:
-Yiyecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Kaplan sakalını
sıvazlayıp, uzun kara piposunu tüttürüp:
– Sıcak bir şey yok, soğumuş et, ekmek var, dedi.
Ramazan, ateşin közünü önüne çekip yassı odunu
enlemesine koyup etleri ısıtmaya başladı. Kaplan
ekmeği kesti, küçük üç bardağı tepsiye koydu.
Gelenlerin dördü de ateşin karşısına oturup, yemeye
başladılar. Ivan biraz başını kaldırıp:
– Kaplan tuz versene, dedi. Kaplan dikkatle bakıp,
Ivan ‘ı tanıyıp, uçuyormuş gibi olup:
– Hay Allah, bu Ivan’ı da tanımamışım – diyerek
gidip elini sıktı. Ivan yemeği bırakıp Kaplan ‘dan:
– Sen, Kaplan geçen seneden beri burada mısın?
diye sordu, sonra – ben seni birinci ekonomga gideli
beri görmedim – dedi.
– Buradan başka yere gittiğim yok, – deyip eğilip
Ivan’m karşısına oturdu piposunu çekerek. Biraz
durduktan sonra Kaplan kendi Ivana sormaya başladı:
– Neredeydin, Ivan, görünmüyorsun geçen
seneden beri?
Ivan ağzındakini çiğneyerek, Kaplan’a anlatmaya
başladı.


– Kaplan, Stoyalda senin tanımadığın bir çadır yok.
Onun mallarının nerede olduğunu biliyorsun. Şimdi biz
Ramazanın baktığı yılkıdan on beş at tuttuk. Şimdi
bizim orada tavlada yetiştirilen atları çıkarıp götürmemiz
gerek. Onların durduğu yere sizin karşınızdan daha
yakın yer yok. Bize bir üç kişi gerek sizden, varıp atları
çıkarıp gidecek – deyip Ivan Kaplan ‘a bakıp durdu.
Ivan ‘in söylediklerini işitip, çadırda yatıp duranlar
iyice dinliyorlardı. Kaplan kafasını sallayıp.
– Oraya gidecek gençler var bizde. Fakat o “it oğlu
it”^ gece bekçilerle bekletti atları, çok zor, dedi.
Ivan oturanlara bakıp şöyle dedi:
– Bir şey değil, onlarda olan alet bizde de var.
Mault, oturduğu yerden doğrulup, Ivan’a bakıp
konuşanlara katıldı birden.
– Oraya varıldığında, gece bekleyen bekçiler de zor
değil. Bir kere ben hazırım hem Salih de varır. Benim
yalnız bir korkum var. At tavlasının kapısını açamazsak
ya da açtıramazsak, kırıp gireriz, o da zor değil. Eğer
atlar tavlada bağlıysa, işte o zor. O zaman ne yapmak
lazım? Eğer öyle bir şey olmazsa, atlan çıkarmak zor
olmazdı.
Ramazan, fırlayıp Maultün sözünü kaldıramayıp
bağırarak:
– Mault bırakmaz hiç “eğer” sözünü. Eğer olsa, eğer
olmasa deyip durursan, iş olur mu? Söylediği bu
Ivan ‘in! – diye kapı tarafına varıp durdu.
Ivan yapağı kara börkünü başına giyip, kamçısını
sapından tutup göstererek tastikledi.
– Bize hiç kimse bir şey vermez, yiğitçe mücadele
etmesek. Bu işi de yer gibi etmek gerek, öne arkaya
bakmadan. Buradan atlara binip varıp, boşuna
gecikmeden atlan alıp gelmek gerek. şi nasıl yerine
getireceğinizi orada kendiniz görürsünüz, anladınız mı?
diye sordu Ivan.
– Anladık, – dedi Ramazan.
– yi, hanginiz gidiyorsunuz? diye sordu Kaplan.
– Ben, Salih, Mault, dedi Ramazan – ve bir kişi daha
varsa, atlara bakmaya iyi olurdu.
– Ben gideyim, diye kalkıp Ömer de giyinmeye
başladı.
Kaplan kalkıp, Ramazan ‘a:
– Burada eyerler var, alıp atlara salın. Oraya buraya
uğrayıp gecikmeden yiğitçe, işi bitirip gelin. Bu benim
yaman tüfeğimi de alıp gidin, – deyip duvarda asılı olan
bir fişekli tüfeğe elini uzatmasıyla, Ivan:
– Onu bırak, Kaplan, burada var, ben vereyim, diye
boynundan çıkarıp kısa beş fişekli tüfeği alıp Ramazan’a
1 Metnin aslında: itten doğan


verdi. – Hadi davran! Yürüyün, diye Salihle Ramazan
takıp çıkıp gittiler. Çok geçmeden onların ardından
Mault ile Ömer de yöneldiler. Bir süre sonra atlanıp,
karanlıkta çıkıp gittiler. Onlar gittikten sonra, Ivan
Kaplan ile çadırdakilere iyi bir iki haber verdi.
– Şimdi, dedi, – mirzaların zenginlerin zalimlikleri
bitecek, fakirlere özgür, yeni bir dünya gelecek. şte böyle
zenginlerin (Stoyalı gösterip) yerlerini de mallarını da
alıp yoksullara vereceğiz. Benim de burada nice yıl bo
şuna çalıştığımı biliyorsun sen. O bizim kanımızı içip
durdu. Şimdi bizimkiler Nevinskeyi aldılar, yakında Pa-
şinskeyi alacaklar. Biz yoksulların yardım etmesi gerek.
Ivan yavaşça anlatıp, Nogay dilinde söylediği için,
yoksullar onun sözlerini iyi dinlerler.
Gece çok karanlık, ay da şafağa doğru doğuyor.
Karlar eriyip bitip, biraz yağmur yağıp bir iki yerde
çamur oluştu. Bu yaz mevsiminin huyu. Az yağsa da, yer
çamur oluverir. Şimdi de kışın çekip gideceği yok. Kaplan
sabahlan Bestav taraflarından soğuk bulutları görüp:
– O, gençler, Nogay’lann “nerede olursan ol,
berdâzide
1
evde ol” dediği mevsim işte şimdi, dedi.
Stoyalın ekonomisi – yolun sol tarafında, sert akan
Yilinşik suyunun kenarında. Önünde iki büyük duvarı
kerpiç, tepesi gök teneke ile kaplanmış ev, çevresine
akasya ve kayısı ağaçları dikilmiş. Onun içinde olmayan
meyve ağacı yok. Güzel düz bir yerde ekilmiş, dört
tarafından baksan, sıra olmuş güzel görünüyor. Ondan
da önde, bir yarım şakırım^ kadar yerde çevresi
sağlamlaştırılmış dört uzun at tavlası. Stoyal’ın en iyi
bakılan atları orada bulunuyor. Ondan dolayı Ivan ile
Ramazanın bu atların yarısını çıkarıp gece götürme
istekleri. Dört atlı, başlarında Ramazan olmak üzere
gelip orada ırmağın içine girip durdular. At tavlasının
yanındaki küçük evin karşısında iki köpek birden
kuvvetlice ürüdüler.
– Zinadan doğanlar, nereden gördüler bizi? diye
kendi kendine konuştu Salih.
Ramazan, eğilerek:
– Dur hele! Biz hırsızlık yapmaya gelmiş değiliz.
Bize adamları da gerek onların, dedi. Ömer’i atların
karşısına bırakıp Ramazan, Mault ve Salih köpeklerin
ürüdüğü yere doğru yöneldiler. Onlar yaklaşmaya başlar
başlamaz itler daha da güçlü ürüdüler. Gece karanlık,
insan görünmüyor. Karanlığın dışında biraz durdular.
Kapıyı bulup evin önüne geldiler. Sonunda Ramazan
kapıyı itip açıp bakınca, köşede kıstırılıp duran iki adamı
gördü. Ramazan eve girip:
– Neden korkuyorsunuz? diye sordu.
1 14-21 Nisan arası.
2 Birşakırım:1,06 km.


– Sizden, diye biri öne geldi. Ramazan onu tanıyıp,
yanına yaklaşarak, acele edip karıştırarak dedi ki:
– Biz de sizin gibiyiz, biz pek büyük bir iş için geldik.
Zenginlerin günü gitti, şimdi dünya özgür oldu,
anladınız mı? Eli ile tavlayı göstererek, şimdi tavlayı
açıp, bize atlan göster, dedi.
At bakıcısı ardına dönüp titreyerek:
– Yok, olmaz, dedi.
Ramazan, bileğinden tutup, ikinci kez söyledi:
– Ne olmaz, yürü benim önümden anahtarları alıp,
diye kapı tarafına dolaştırdı. At bakıcısı tavlanın
anahtarlarını alıp, Ramazan’in önünden tavla tarafına
yöneldi. Mault ile Salih de artlarından vardılar. Büyük
uzun tavlaya ulaşıp, kapısını açıp girer girmez,
Ramazan:
– Bunların birisi nerede? – Salih varıp evden doğru
gelip:
– Yok, o nereye gittiyse gitmiş.
– Evet o varıp bekçilere söyler, tez olup çıkarınız
atlan, diye bağırdı Ramazan.
Ramazan, atçının karşısından ayrılmadan, otluk-
lara bağlanmış olan atlan yoldaşlarına çıkarttırmaya
başladı.
O beşinci atı çıkarmaya başladığında, tavlaların
arka tarafından tüfek atıldı.
Salih bağlanmış bir at ile uğraşırken, Ramazan:
– Atları tez avludan çıkarınız! – diye acele etti.
Küçük dar ağızdan atları çıkarmayı bitirir bitirmez üç
adam arkalarından yetip atlan tutmaya başladılar.
Ramazan bunu görüp, şaşırmadan Mault ile Salih ‘e:
– Birer ata binip kalanları dolaştırıp gidin, – deyip
kendi adamları göndermeden atışıp, sonunda ırmağın
içindeki atma binip arkalarından yöneldi. Bekçiler
artlarından toplanıp çıkana kadar, onlar bir az gidip
kurtuldular.
Çadırda Ivan ile Kaplan tüfek atılışını işitip,
gidenlerin gecikmesinden rahatsız oldular.
Vakit bir az geçtikten sonra, tan karanlığında
Ramazanlar geldiler. Onlar atların yansım eğerleyip,
yansını sürüp getirdiler. Ramazan gelince:
– Ardımızdan geliyorlar, hiç durmadan atları sürüp
gitmek gerek, dedi.
– Şimdi biz gecikiyoruz, iyi atlara binip kalanlarını
sürerek bu kör yola girip devam edin, – deyip atına bindi
Ivan. Sonunda eğilip, Kaplanın elini tutup:
– Haydi hoşçakal, Kaplan, tez vakitte görüşürüz,
korkma sen, – diye karanlıkta yok oldu. Onun ile birlikte
Ramazan ile Salih de gittiler ve şafak sökene kadar kırdan
geçip çıktılar.
Bu gece çadırda hiç uyuklayan kimse yok ve şafak
sökene kadar göz yummadan sabahı ettiler. Kaplan,
gidenlerin ardından bakıp: “Şimdi onlar Nevinske’ye
ulaşıp, bolşeviklerin askerine nasıl katılırlar acaba?”
diye biraz düşündü. Bu arada Mault:


– Kaplan, gelip aşını iç! diye bağırdı. Hepsi gelip
oturduktan sonra Mault:
– Vallahi, yaman sıkı bir yiğit olmuş brahim’in
oğlu Ramazan. O doğru yanan ateşin içine girer, kardeş.
Gece ateş ettiklerinde hiç kaygı etmeden, atlan kapıdan
çıkarıp götürüp, kendi yalnız oyalayıp, ardımızdan gene
de yetti, – dedi.
– Evet, o pek yiğit bir genç oldu, – diye destekledi
Kaplan. – Ben de bir haber işittim şimdi, doğru mu
acaba? – diye Alibiy de sordu.
– Ne haberi o? – dedi Kaplan.
Ne olsun bolşeviklerin yaklaştıklarını işitip, korkup
Stoyalov kaçmış. Kahyalar olmasa, hiç kimse kalmadı
dediler, – dedi Murat.
– Ben size haber vermedim. Onun böyle olacağını
bana gece Ivan söyledi. Görüyor musun sen, onun
söyledikleri olmaya başladı, – dedi Kaplan.
O zaman Mault kalkıp:
– Evet şimdi biz kime mal bakıp duracağız? Kim bize
maaş verecek? – diye sordu.
Kaplan acele etmeden, piposuna tütün doldurup:
– Şimdiye kadar sana maaş veren kim? Kahyalar.
Ben Stoyal’ın malına bakıp, ırgat olalı altı yıl oluyor. Bir
gün bile bir mülk sahibinin benim karşıma gelmişliği
yok. Gece gündüz de çalıştırıp, kanını içip, gezenler
kahyalar.
Onlar da tahtakurusu gibi bizim kanımızı içiyorlar.
Ama iş böyle olmaya başladıktan sonra ben de paramı
alıp gitmek isterdim, – dedi Kaplan.
Ahçı, yapağı deri börkünü kaldırıp, konuşanları
dinleyip:
– Tam maaşımı vermeseler, tavlalardaki olan
mallarını yakıp giderim, – diye söze katıldı.
Kaplan, ağzından piposunu alıp dönüp bakarak:
– O malları kim yığmıştı? Seninle ben mi yığdık, ya
da şu at üstünde gidenler mi yığdılar? Mallarda hata
yok, onlar doğrusu bizim, sen kızgınlığını çıkarmak
istiyorsun – gelmekte olan kahyayı eli ile gösterip, – işte
şunlardan al! – dedi.
-Mallarda ne suç var, – diye Mault da destekledi.
Onlar konuşurken, kahya Mazan Temirov çadıra
atla geldi. Çadırda bulunan malaların yansı başlarında
Kaplanla, bulundukları yerden kımıldamadan, görme-
mişlikten gelip, umursamadılar. Yalnız birisi varıp, atını
tutup indirdi. Onu hatırlayınca Mazan in yüzü
değişiyor. O, önceki gibi çadıra gelmesiyle işçilerin
kalkıp, etrafında dolanacaklarını düşünüyordu. Bunun
yerine soğuk yüzlerin sevmediklerini görüp Mazan
sinirden kızardı.
– Nedir bu ettiğiniz, öğleye kadar mal bakmadan!
Hemen hepiniz yerinizden dağılın!
Bir müddet hiç kimse bir şey söylemeden durdu.


Kaplan oturduğu yerden kalkıp, öne ilerleyip,
Mazan ‘a doğru bakıp:
– Bırak bunu sen, Mazan. Mal bakmayı biz ken
dimiz biliriz. Bize tam ücretimizi elimize ver. Anladın
mil – dedi.
, Mazan ‘t bu sözler çok incitti. Çünkü o sekiz yıl
kahya olarak yaşamış, ona böyle sert sözleri, gözünün
içine bakarak, hiç bir işçi de söylememişti. Mazan
sinirlenip, kızarak, kamçısını büküp sapından kavrayıp
tutarak çevirip gösterip:
– Sen, Kaplan, benim dediğimi yapmadan paranı
alamazsın. Siz burada insanlara kaygı salıp, bolşeviklere
yardım edip duruyorsunuz. Nerede işçilerinin yansı?
Onların nereye gittiklerini bilmiyormuş gibi mi
görünüyorsunuz? Sizsiniz kalan adamlara da kaygı
salan! – deyip sinirlendiğini gösterip köpürdü. Kaplan
dinleyip onun sözlerine:
– Biziz kaygı salan, elinden geleni ardına koyma.
Yetmezse yedi ceddinin kem gözüne – diye cevapladı.
Mazan birden hoplayıp, kamçı ile Kaplana vurmak için
kolunu kaldırır kaldırmaz, Mault kolunu tutup burup,
kamçısını çekip aldı:
– Şimdi, Mazan, sizin kamçılarla oynayacak zama
nınız gelmekte, – diye güldü.
– O hala da kurt dişini bırakmamış, – dedi Kaplan da.
– Bırakmasa vurup düşürmek gerek, – diye ekledi
ahçı da.
şin kendine kolay olmadığını görüp, Mazan
kapıdan çıktı. Mault onun önüne çıkıp:
– Mazan, iyilikle paramızı verseniz iyi olur.
Vermezseniz, bulduğumuz elimize geçen şeyleri alıp
gideriz, – dedi. Mazan, başka bir söz demeden, bağlanmış
olan atını çözüp, hızla, eyer kolanını takmadan bineyim
derken, eyer atın altına dolaşıp gitti ve yıkıldı. Mazan
daha bir kızdı ve öfkelenip atın başına kamçı ile vurdu.
Malalar güldüler.
Eyerin kolanını yeniden çözüp, eyerini düzeltip yer-
leştirdi ve atma binip gitti. Onun ardından bakıp ahçı:
– Adamlara eyerini vurdurup atına binmeye
alışmış, şimdi vurdursun da göreyim, – dedi. Ahçının
sözüne hepsi de güldü.
Kaplan, biraz düşündükten sonra, ardına dönüp
Mault’e bakıp:
– Şimdi gitmek gerek, burada baş yok, ne yok, bize
kimse de para vermez. Ivan ‘in söylediği (söyleyip gittiği)
şeyler olmakta. Onun için köye varıp, erken yer alıp
kalmak gerek. Ivan zenginlerin, mirzaların yerlerini alıp,
fakirlere verecekler dedi, – dedi.
– Burada boş durmaktansa evde bir şeyler yapsan,
daha kolay, – diye Mault de bildirdi.
Çadır dahilerin hepsi de Kaplanın söylediğine razı
olup durdular. Ve o gün her biri de olan şeylerini küçük
sırtlıklarına doldurup, evlerine gitmeye hazırlandılar



EKI YAŞAV / İKİ YAŞAM

Kün tiyip, kızdırıp baslagan zamanda, avılda
bir er âdem kalmay, danılga şıgıp ketkenler. Kün
sayın âdem tolıp turgan oramlarda bugün birev de
körinmeydi. Erte keletagan Ramazan, bu keşe
kelmey, bek keşke kalgan. Onnan özgeleri mal, at
karavdı kutılıp kelgenler. Ar kim de özinin ornma
yantayıp, tmşaymaga karay edi. Yalgız Kaplan
bârisinin de kaygısın etedi.
Sölege deyim yılkıdan kelip, asm işip,
Kaplanga habar aytıp ketetagan edi Ramazan.
Kaplannıfi yanı tmşaymay:
– Biriniz de körmeysinizbe Ramazandı? – dep
soraydı. Ot yagada oltırıp ismail, Kaplanga kara-
may:
– Sosı sen Ramazandı nege sorap kalgasm?
Kayda barar deysin, keler özek, – deydi.
Bir kesek zamandı söylemey, künirt yangan
şırakka karap, turıp, Kaplan aşuvlanıp soradı:
– Ol da ne sözdi özi “kelse – keler” değen?
Ramazan bir yarlı yas, ya avırıp, ya deymen de bir
hâte bolıp, yılkılarga bir zat bolsa, ömirinde ket-
pestey kaygı tüstime onm moynına?
Va! Koyınız mum. Ol özi birerde keş keletagan,
– dep söylendi kosta yatkanlardm birevi.
Kaplan süytip tınışsızlanıp turganlay, eşik
aldmda at ayak davısı esitildi. Uzak turmay, bir
baytal, tayın izlep, kisnedi.
– Yılkılardı aydap Ramazan keldi bolayak, –
dep Kaplan, tonın iynine kaplap, sıyakka şıktı.
Enkeyip karap ta küresti. Bolganı üşin ol karanada
avızga baylanıp turgan üş attan başka yılkı
körmedi.
ygi kesek zamandı Kaplan atlar kimdiki
ekenin tanımay karap turdı. “Kim âkelip baylagan
eken bulardı? Yok bolsa, urlanıp âkelingen atlarına
eken? – dep özi özine oylandı. – Koy, bir kaslarına
barıp karayım” – dep yuvıklagamnda, atlardın
tasasında âdem süvretin körip toktadı. Sofunda
âdem bolgamn bilgende:
– Kim di olar? – dep kışkırdı Kaplan. Ramazan
Kaplandı davazmnan tanıp:
– Bizbiz, Kaplan, bar, sole kirermiz koska, – dep
bildirdi.
“Ne bohp yüredi bu keşedin ortasında âdemler
men?” – dep Kaplan, oylana berip, kaytip kelip
koska kirdi. Ol yagaga yuvıklap keleyatkanda
Kaplan yerde, tobanda yatkan Maul’ttin ayaklarına
oratılıp şiirindi. Oga aşuvlamp, Kaplan şamlandı
da:
– Ayaklarındı yiyip yattagı, – dedi.
– Âşe, sen de keşedin ortasında bir toktatagı, –
dep Maul’t turıp oltırdı da. – Kan yavgamm basma?
– dedi.
Sözdi koy da ornmdı yiyiştir ana yakka.
Ramazan man bir âdemler keleyatırlar, – dedi
Kaplan.
Ekevi, kalgan âdemler turganşa deri kostın as-
tına töselgen tobandı bir az yıyıstırıp, ottı yaktılar.
Ivan man eki âdem kelip, Ramazan bagatagan
yılkıdan atlar almağa mırad etkenler. Keşke tura
karap bir yırma at saylaganlar. Olardın bir on besin
Ramazan kurık pan ıslap bergen, kalganlarm emlik
bolganı sebepli ıslayalmay keşikkenler. Ivan atlardı
yıyılayatırgan partizan otryadma berileyek, olarga
atlar bek kerek değen. Ramazanga Ivan ol zattın
üstinnen erte habar aytıp anlatkan edi.
Atların baylap kutılgannan son, birevlerin
kaldırıp, koska yönediler. Ramazan aldıda kirdi
koska, orun artmnan – Ivan em eki tanımagan âdem.
Ramazan yoldaşların oltırtıp bolgannan son
Kaplanga:
– Yogim yegendey bir zatınız? – dedi. Kaplan,
sakalın sıypap, uzm kara üllesin kökite berip:
– ssi zat yok, suvıgan et, ötpek bar, – dedi.
Ramazan, ottın kızuvın aldma tarta berip
artında yalpak agaştı köldenen salıp, etlerdi yılıtıp
başladı. Kaplap ötpekti tuvradı, kişkey üş ayaktı
tepsege salıp berdi. Kelgenlerdin dörtevi de, ottın
kasma oltırıp, yep başladılar. Ivan, bir az basın
köterip:
– Kaplan, tuz bereş, – dedi. Kaplan, eslep karap,
Ivandı tanıp, uşıp ketkendey boldı da:
– Va, munavı Ivandı da, tanımay turıman men,
– dep barıp sığıp kolin aldı. Ivan yeğenin koyıp
Kaplannan:
– Sen, Kaplan, bıltırdan beri mundasınma? –
dep soradı, son, – men seni körgen yokpan, birinşi
ekonomga ketkenli berbetin, – dedi.
– Munnan başka yerge köşkenim yok, – dep
efikeyip, Ivannm kasma oltırdı üllesin tarta berip.
Bir az turgannan sofi Kaplan özi Ivannan sorap
başladı:

Kayda edin, Ivan, körinmeysin de bıltırdan
beri?
Ivan avızındagın şaynap turıp, Kaplanga habar
aytıp başladı.
– Kaplan, Stoyalda sen tanımagan bir kos yok,
onm mallarının kayerde bolganm bilesin. Sole biz
Ramazan bagatagan yılkıdan on bes at ıslaganmız.
Endi bizge kerek sole şıgarıp âketpege anda
kotanda asıralıp turgan atlardı. Olardın turatagan
yerine sizin, kasınızdan yuvık yer yok. Bizge bir üş
âdem kerek sizden, barıp atlardı şıgarıp alıp
ketkendey bolıp, dep Ivan Kaplanga karap toktadı.
Ivannm söylegenin esntip, kosta yatıp turgan-
lar bek tmlay ediler. Kaplan, basın şaykay berip:
– Onda barganday yaslar bizde bar. Bolgan
üşin ol “iytten tuvgan” keşe bek katı karavıllar man
saklatadı atlardı, ene sol kıyın, – dedi.
Ivan oltırganlarga karap ayttı:
-Bir zat ta tuvıl, olarda bolgan savıt bizde de bar.
Maul’t, oltırgan yerinnen turıp, Ivanga karap,
söyleytaganlarga birden kosıldı:
-Onda barganda, keşe saklaytagan karavıllar
da kıyın tuvıl. Birevge men âzirmen em Salih ta
barar. Menim bir yalgız korkkanım bar. At
kotannın esigin aşayalmasak yade aştırayalmasak,
buzıp kirermiz, ol da kıyın tuvıl. Eğer atlar kotanda
bugavlı bolsa, ene ol kıyın. Ol zamanda ne etpege
kerek ti? Eğer ene sol bir zat bolmasa, atlardı
şıgargan kıyın bolmas edi.
Ramazan, uşıp turagalıp, Maul’ttin sözin köte-
reyalmay, kışkıra berip:
-Maul’t bir de koymas “eğer” değen sözin. “Eğer
bolsa”, “eğer bolmasa” dep tursan, om man kullık
bolama? Barmaga kerek, sole sonday kullık. Sol
aytataganı Ivannm! – dep eşik betke barıp toktadı.
Ivan, yapalak kara börkin basma kiyip, kamışıs-
ın sabınnan ıslap, onı man körsete berip berkitti:
-Bizge birev de bir zat ta bermes, yigittey bolıp
kürespesek. Muna kullıktı da yerdey bolıp etpege
kerek, artka-aldıga karamay. Bulaydan atlarga
minip barıp, nadan keşikpey atlardı alıp kelmege
kerek. Kullıktı kaytip toltırayagmızdı onda özifiiz
körersiz, anladımzba? – dep soradı Ivan.
-Anladık, – dedi Ramazan.
-Âşe, kaysınız harasınız? – dep soradı Kaplan.
-Men, Salih, Maul’t, – dedi Ramazan, – em tagı
da birev barsa, at karamağa ârüv bolar edi.
-Men barayım, – dep turıp, Umar da kiyinip
başladı.
Kaplan, turagalıp, Ramazanga:
-Munda iyerler bar, alıp atlarga salınız, Anda-
munda baramız dep keşikpey, yigittey, kullıktı
bitirip keliniz. Muna menim yaman mıltıgımdı da
ala barınız, – dedi de irgede tagılıp turgan bir
atılatagan mıltıkka kolm uzatkanlay, Ivan:
-Onı koy, Kaplan, munda bar, men bereyim, –
dep moynınnan şeşip kıska bes atılatagan mıltıktı
alıp Ramazanga berdi. – Âşe ayda! Yüriniz, – dep
Salih pan Ramazan tagmıp şıgıp kettiler. Köp tur-
may olardın artırman Maul’t pen Umar da yöne-
diler. Bir kesek zamannan son atlanıp, karanada
tasayıp kettiler. Olar ketkennen sofi, Ivan iygi kesek
habar ayttı Kaplan man kostagılarga.
– Sole, – dedi ol, – mirzalardın, baylardın
zalımhkları kurıtılayak, yarlılarga erkin, yanı
dunıya bolayak. Mine munday baylardın (stoyaldı
körsetip) yerlerin de, malların da alıp yarlılarga
bereyekpiz. Sen bilesin menim de neşe yıl kullık
etkenimdi muna kan tulıkta. Ol bizim kanımızdı
işip turgan. Endi bizikiler Nevinskedi alganlar,
tezden Paşinskedi alayaklar. Biz yarlılar, yardam
etpege kerekpiz.
Ivan akırm anlatıp Nogay tili men aytkan
sebepli, yarlılar orun sözlerine bek tınlaydılar.
Keşe bek karana, ay da tanga tabatm tuvadı.
Karlar irip kutılıp, az-maz yamgır yavıp iygi kesek
batpak bolgan, Ol özi yazlıktın âdeti. Bir az yavsa
da, yer batpak bola koyadı. yer orman da bek iylenir
eken, ama bir az suvık ıslaydı. Endi de kıs şıgıp
kutılıp ketkeni yok. Kaplan ertefüik sayın Bestav
betten suvık bulıtlardı körip ayta turadı:
-O, yaslar, nogaydm “anda bol da, munda bol,
berdâzide üyde bol” – değen yıl zamanı mine sole.
Stoyaldıfi ekonomiyası – yoldm sol yagmda, katı
akkan Yilinşik suvdın yagasında. Aldında eki üyken
irgesi kerbiş, basına kök teletin men yabılgap üy,
tögeregine akaca em küreğe terekler egilgen. Onm
işinde bolmagan yemiş terek yok. Özi ârüv tüz yerde
egilgen, dört yagınnan karasan da, sıdıra bolıp yara-
şık körinedi. Orman da aldıda, bir yarım şakırım
kader yerde – tögeregi berkitilgen dört uzın at kotan.
Stoyaldıfi en iygi bagılgan atları onda saklanıp tura-
dılar. Sonın üşin Ivan man Ramazannın ol atlardın
yartısın şıgarıp keşe âketpege mırad etkenleri. Dört
atlı, basmda Ramazan bolıp kelip sol yerde yılgadm
işine tüsip toktadılar. At kotannın yanmdagı kişkey
üydin kasında eki iyt birden katı ürdi.
-Iznadan tuvganlar aydan kördiler bizdi? – dep
kübirdendi Salih.
Ramazan, enkeye berip:
-Tokta bir! Biz urlamaga kelgenimiz yok. Bizge
âdemleri de kerek olardın, – dedi. Umardı atlardın
kasında kaldırıp Ramazan, Maul’t em Salih iytler
üretagan yerge karap yönediler. Olar yuvıklap
baslagan saym iytler bekten-bek üre berdiler. Keşe
karana, âdem körinmeydi. Karaldıdın tısında iygi
kesek turdılar. Eşikti tavıp, üydin aldma keldiler.
Sofunda Ramazan eşikti iytep aşıp karasa, müyiste
kıstırılıp turgan eki âdemdi kördi. Ramazan, üyge
kirip:
-Neden korkasınız? – dep soradı.
– Sizden, – dep birevi aldığa keldi. Ramazan om
tanıp, kasına yuvıklap barıp, asıgıp, karıstıra berip
ayttı.
– Biz de sizdeymiz, biz bek üyken kullık üşin
kelgemiz. Baylardın küni ketti, endi dunıya erkin
bolgan, afüadmızba? Endi kotandı aşıp, bizge
atlardı körset, – dedi, koli man kotandı körsetip.
At karavşı artma köşe em kalhray berip:
– Yok, bolmas, – dedi.
Ramazan, bileginnen ıslap, ekinşi bir ayttı:
– Ne bolmas özi, yür menim aldımda aşkışlardı
alıp, – dep eşik betke aylandırdı. At karavşı, kotan-
nm aşkışlarm alıp, Ramazannın aldında kotan
betke yönedi. Maul’t pen Salih ta artlarmnan
bardılar. Üyken uzın kotanga yetip, esigin aşıp
kirgenley, Ramazan:
– Munalardm birevi kayda di? – Salih barıp
üyden karap kelip:
– Yok, ol kayda ketse de, ketken.
– Âşe ol barıp karavıllarga aytar, tez bolıp
sigarınız atlardı, – dep kışkırdı Ramazan.
Ramazan, atşıdm kasmnan ayırılmay, otlık-
larga baylanıp turgan atlardı Yoldaşlarına şıgartıp
başladı.
On besinşi attı şıgaııp baslaganlay, kotanlardın
argı setinde mil tık atıldı.
Salih bugav salmgan bir at pan küresip
turganda, Ramazan:
Atlardı tez karaldıdan sigarınız! – dep asıktırdı.
Kişkey tar avızdan atlardı şıgarıp kutılar-
kutılmastan, üş âdem arttan yetip atlarga yabısıp
başladılar. Ramazan ora körip, saspay Maul’t pen
Salıhka:
– Birer atka minip kalganlardı aydap yöneniz, –
dep özi, âdemlerdi yibermey atışıp, sofunda
yılgadııî işindegi atma minip artlarmnan yönedi.
Karavılşılar artlarmnan yıyıstırmıp şıkkanşa deri,
olar iygi kesek ketip kutıldılar.
Kosta Ivan man Kaplan mıltık atıştı esitip,
ketkenlerdifi keşikkenlerine tmşaymay turdılar.
Zaman bir kesek ozgan son, tan karanasmda
Ramazan alar keldiler. Olar atlardın yartısm iyertip,
yartısm aydap âkeldiler. Ramazan kelgenley:
– Artımızdan kuvıp kelediler, toktatpay atlardı
aydap yönemege kerek, – dedi.
– Endi biz keşigemiz, iygi atlarga minip,
kalganların aydap, muna sokır yolga tüsip yöneniz,
– dep, atma mindi Ivan. Sofunda efikeyip, Kaplan-
nıfi kolm ala berip:
– Ay da yahşilik pan kal, Kaplan, tezden
körisermiz, korkpa sen, – dep karafialıkta yogaldı.
Om man birge Ramazan man Salih ta kettiler em
tan yarık bergenşe kırdan avıp tasaydılar.
Bu keşe kosta birev de uyklagan yok em tan
atkanşa bir köz kakpaganlay tanga şıktılar. Kaplan,
ketkenlerdin artlarmnan karap: “Endi olar Nevins-
kege yetip, bol’şeviklerdin askerine kaşan kosılarlar
eken?” – dep iygi kesek oylandı, Bu arada Maul’t:
– Kaplan, kelip asındı iş! – dep kışkırdı. Köteresi
kelip oltırgannan son Maul’t:
– Ollahıy, yaman katı yiğit bolgan eken bra-
gimnifi ulı Ramazan. Ol tuvra yangan ottm işine
kireyik, kardaş. Keşe kasına atkılap turganlay-
larmda, bir kaygı da etpey, atlardı avızdan şıgarıp
yiberip, özi yalgız aldandırıp kalıp, artımızdan
kene de yetti, – dedi.
– Âşe, ol bek yiğit yas bolgan, – dep berkitti
Kaplan. – Men de bir Rabar eşittim sole, üşinme
eken? – dep Alibiy de soradı.
– Ne habardı ol? – dedi Kaplan.
– Ne bolsm bol’şeviklerdin yuvıklaganlarm
esitip, korkıp Stoyalov kaşkan. Prikazçikler bolma-
sa, birev de kalgan yok dep aytadılar, – dedi Murat.
– Men sizge bildirgenim yok. Orun solay
bolayagm mağa keşe Ivan aytkan. Köresifime sen,
ol aytkan zatlar bolıp baslaganlar, – dedi Kaplan.
Ol zamanda Maul’t turıp:
– Âşe endi biz kimge mal bagıp turayakpız?
Kim di bizge ak bereyek? – dep soradı.
Kaplan asıkpay, üllesine tütin sıplap:
Sölege deyim sağa ak beretagan kim di?
Prikazçikler. Men altı yıl boladı Stoyaldm malın
bagıp, ırgat bolıp yürgenli. Bir kün mülk nesi
menim kasıma kelgen yok. Keşe, kündiz de kullık
ettirip, kanındı işip, yüretaganlar prikazçikler.
Olar da kandalayday bizim kanımızdı işediler.
Ama kullık bulay bolıp baslagannan sofi men de
akımdı alıp ketsem süye edim, – dedi Kaplan.
Kazanşı, yapalak teri börkin kötere berip,
söyleytaganlarga tınlap turıp:
– Tolı akımdı bermeseler, bolgan malların men
kotanlarda turganlay. yağıp ketermen, – dep söz
kostı.
Kaplan, avızınnan üllesin alıp, burılıp karap:
– Ol mallardı kim yıygandı? Seni men men
yıyganmızba, yade ana at üstinde yüretaganlar
yıyganlarım? Mallarda hâte yok, olar üşini men
biziki, sen aşuvıfidı alayak bolasm – keleyatırgan
prikazçikti koli man körsetip, – ene analardan al! –
dedi.
– Mallarda ne şüş bar, – dep Maul’t te berkitti.
Olar söylep turganlay, prikazçik Mazan Te-
mirov koska at pan keldi. Kosta turgan malşılardm
yartısı basında Kaplan man, turgan yerlerinnen
kıymıldamay, körmegen kisidey bolıp, san etpey
koydılar, Yalgız birev barıp, atın ıslap tüsirdi. Om
eskerip, Mazannm beti türlenedi. Ol aldmgmday
koska, kelgenley kullıkşıları köterilip, tögereginnen
aylanarlar dep mırad ete edi. Onın ornma suvık
şıraylardm süymegenlerin körip Mazan kubardı.
– Ne di bu etüviniz, üylege deyim mal
karamay! Bu saat ar kim ornımzdan şaşılınız!
ygi kesek zamandı birev de söylemey turdı.
Kaplan oltırgan yerinnen turıp, aldığa yılısa
berip, Mazanga tuvra karap:
– Om koy sen, Mazan. Mal karayaktı biz özimiz
bilemiz. Bizge tolı akımızdı kolımızga taptır. Arıla-
dmma!- dedi.
Mazandı ol sözler bek korladılar. Ne üşin
desen, ol segiz yıl prikazçik bolıp turıp, oga mun-
day katı söz, közine karap, bir kullıkşı da aytkan
yok edi. Mazan aşuvlamp, kızarıp, kamışısın
büklep sabınnan berkitip ıslap, aylandırıp, körsetip:
– Sen, Kaplan, men aytkandı etpey akındı
tappassm! Siz, munda âdemlerge kaygı salıp,
bol’şeviklerge yardam etip turasız. Kaydadı
kullıkşılarmnın yartısı? Olardın kayda barganın
bilmeytaganday köresizbe? Siz kalgan âdemlerge
de kaygı salatagan! – dep aşuvlangamn körsetip
köpirip tütendi. Kaplan tınlap turıp, onm sözlerine:
– Bizbiz kaygı salatagan, eteyegifi bar bolsa
kaldırma, yetpey yeti atarının yaman közine! – dep
yavapladı. Mazan birden şorşıp, kamışı man
Kaplandı sokpaga dep kolin kötergenley, Maul’t
kolin ıslap burap, kamışısın tartıp aldı:
– Endi, Mazan, siz kamışılar man oynaytagan
zamanlar keteyatırlar, – dep küldi.
– Ol endi de böri tisin taslagan yok, – dedi
Kaplan da.
– Taslamasa sogıp tüsirmege kerek, – dep
kosıldı kazanşı da.
Kullık özine kolay bolmagamn körip, Mazan
eşikten yumsaya şıktı. Maul’t onm aldma şıgıp:
– Mazan, ârüvlik pen akımızdı berseniz – ârüv
bolar. Bermeseniz, tapkan, kolımızga tüsken zattı
alıp ketermiz, – dedi. Mazan, başka söz aytpay,
baylanıp turgan atın şeşip alıp, kaltafüap, ayılın
tartpay minemen degenley, iyer attın astına aylanıp
ketip yığıldı. Mazan tagı da bek katı kızıp turdı em
aşuvlamp attın basma kamışı man tarttı. Malşılar
azlanıp küldiler.
yerdin ayıllarm yamdan şeşip, ol iyerin tüze-
tip saldı em atma minip ketti. Onm artmnan karap,
kazanşı:
– Âdemlerge iyerin saldırıp atma minip
üyrengen, endi saldırsa köreyim, – dedi. Kazanşıdıfi
sözine bari de küldiler.
Kaplan, iygi kesek oylanıp turıp, artına ayla-
nıp, Maul’tke karap:
– Endi ketpege kerek, munda bas yok, ne yok,
bizge birev de ak bermes. Ivan aytıp ketken zatlar
bolayatırlar. Onnan da avılga barıp, erte yer alıp
kalmağa kerek, Ivan baylardın, mirzalardın yer
lerin alıp, yarlılarga bereyekler değen, – dedi.
– Munda bos turgannan üyde bir zat etsen, ol
kolay, – dep Maul’t te bildirdi.
. Kostagılardın bârisi de Kaplan aytkanga razı
bolıp toktadılar, Em sol kün ar kimi de, bolgan
zatların kişkey artpaklarma yiyip, üylerine ketpege
âzirlendiler.

Güneş değip kızdırmaya başladığında, köyde tek bir
erkek kalmaksızın herkes bozkıra çıkıp gitti. Gün boyu
insanların doldurduğu sokaklarda bugün kimsecikler
görünmüyor. Erken gelen Ramazan, bu gece gelmedi, çok
geç kaldı. Diğerleri mal at bakmayı bitirip geldiler.
Herkes kendi yerine yaslanıp dinlenmeye bakıyordu.
Yalnız Kaplan hepsinin de kaygısını çekiyor(du).
Şimdiye kadar yılkıdan gelip, yemeğini yiyip,
Kaplana haber verip giderdi Ramazan. Kaplanın içi
huzursuz:
– Hiç biriniz de görmüyor musunuz Ramazan’ı? –
diye sorar. Ateş kenarında oturan smail, Kaplan’a
bakmadan:
– Ramazan’ı şimdi neden sordun? Nereye gidecek
sanki, gelir sonra – der.
Kaplan bir süre konuşmadan, cansız yanan muma
bakıp kızarak sordu:
– O da ne demek öyle kendi “gelirse – gelir”.
Ramazan yoksul bir çocuk, ya hastalansa, ya ne bileyim
bir hata sonucu, yılkılara bir şey olsa, ömründe
gitmezcesine bir kaygı düştü mü onun boynuna?
– Aman! Bırakın bunu, O bazen geç gelir, diye
söylendi çadırda yatanlardan birisi.
Kaplan böyle sessizleşip dururken, kapı önünde at
ayak sesi işitildi. Uzak olmayan bir yerden, bir kısrak
tayını arayıp, kişnedi.
– Yılkıları dolaşıp Ramazan gelmiş olmalı, – diye
Kaplan, giysisini üstüne alıp dışarıya çıktı. Eğilip bakıp,
uğraştı. Fakat o karanlıkta girişe bağlanmış bulunan üç
attan başka yılkı görmedi.
Bir müddet Kaplan atların kime ait olduğunu
anlamadan bakıp durdu. “Kim getirip bağladı bunları
acaba? Yoksa bunlar çalınıp getirilmiş atlar olmasın?”
diye kendi kendine düşündü. – “Dur bakalım, bir
yanlarına varıp bakayım” diye yaklaştığında atların
saklandığı yerde adam sureti görüp durdu. Sonunda
adam olduğunu anladığında:

– Kim var orada? diye bağırdı Kaplan. Ramazan
Kaplan ‘ı sesinden tanıyıp:
– Biziz Kaplan, sen var git, şimdi gireriz çadıra –
diye haber verdi.
“Ne yapıyor gecenin bu yarısında adamlarla?” –
diye Kaplan, düşünerek geri dönüp çadıra girdi. O
tarafa doğru gelirken Kaplan yerde samanda yatan
Mault’in ayaklarına sendeleyip süründü. Ona kızıp
sinirlendi:
– Ayaklarını toplayıp da yatsana, dedi.
– Olur, sen de gece yarısı bir dursana, – diye
Mault doğrulup oturdu ve – Beynine kan mı fırladı?
dedi.
– Sözü bırak da oturduğun yeri topla şu tarafa.
Ramazan ile birileri geliyor, dedi Kaplan.
kisi diğerleri kalkana kadar çadırın altına
yayılmış samanı biraz düzeltip, ateşi yaktılar. Ivan ile
iki kişi gelip, Ramazanın baktığı yılkıdan at almak
istediler. Geç vakte kadar bakıp yirmi kadar at seçtiler.
Onların on beş kadarını Ramazan değnekle yakaladı,
kalanları dizginsiz olduğu için yakalayamadan gecik-
tiler. Ivan, atlar, toplanmakta olan partizan birliğine
verilecek, onlara at çok gerekli dedi. Ramazan’a Ivan
bu konuda erken haber verip anlatmıştı.
Atlarını bağlamayı bitirdikten sonra bazılarını
bırakıp, çadıra yöneldiler. Ramazan çadıra önden girdi,
onun ardından – Ivan ve tanımadığı iki adam.
Ramazan yoldaşlarını oturttuktan sonra Kaplan ‘a:
-Yiyecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Kaplan sakalını
sıvazlayıp, uzun kara piposunu tüttürüp:
– Sıcak bir şey yok, soğumuş et, ekmek var, dedi.
Ramazan, ateşin közünü önüne çekip yassı odunu
enlemesine koyup etleri ısıtmaya başladı. Kaplan
ekmeği kesti, küçük üç bardağı tepsiye koydu.
Gelenlerin dördü de ateşin karşısına oturup, yemeye
başladılar. Ivan biraz başını kaldırıp:
– Kaplan tuz versene, dedi. Kaplan dikkatle bakıp,
Ivan ‘ı tanıyıp, uçuyormuş gibi olup:
– Hay Allah, bu Ivan’ı da tanımamışım – diyerek
gidip elini sıktı. Ivan yemeği bırakıp Kaplan ‘dan:
– Sen, Kaplan geçen seneden beri burada mısın?
diye sordu, sonra – ben seni birinci ekonomga gideli
beri görmedim – dedi.
– Buradan başka yere gittiğim yok, – deyip eğilip
Ivan’m karşısına oturdu piposunu çekerek. Biraz
durduktan sonra Kaplan kendi Ivana sormaya başladı:
– Neredeydin, Ivan, görünmüyorsun geçen
seneden beri?
Ivan ağzındakini çiğneyerek, Kaplan’a anlatmaya
başladı.

– Kaplan, Stoyalda senin tanımadığın bir çadır yok.
Onun mallarının nerede olduğunu biliyorsun. Şimdi biz
Ramazanın baktığı yılkıdan on beş at tuttuk. Şimdi
bizim orada tavlada yetiştirilen atları çıkarıp götürmemiz
gerek. Onların durduğu yere sizin karşınızdan daha
yakın yer yok. Bize bir üç kişi gerek sizden, varıp atları
çıkarıp gidecek – deyip Ivan Kaplan ‘a bakıp durdu.
Ivan ‘in söylediklerini işitip, çadırda yatıp duranlar
iyice dinliyorlardı. Kaplan kafasını sallayıp.
– Oraya gidecek gençler var bizde. Fakat o “it oğlu
it”^ gece bekçilerle bekletti atları, çok zor, dedi.
Ivan oturanlara bakıp şöyle dedi:
– Bir şey değil, onlarda olan alet bizde de var.
Mault, oturduğu yerden doğrulup, Ivan’a bakıp
konuşanlara katıldı birden.
– Oraya varıldığında, gece bekleyen bekçiler de zor
değil. Bir kere ben hazırım hem Salih de varır. Benim
yalnız bir korkum var. At tavlasının kapısını açamazsak
ya da açtıramazsak, kırıp gireriz, o da zor değil. Eğer
atlar tavlada bağlıysa, işte o zor. O zaman ne yapmak
lazım? Eğer öyle bir şey olmazsa, atlan çıkarmak zor
olmazdı.
Ramazan, fırlayıp Maultün sözünü kaldıramayıp
bağırarak:
– Mault bırakmaz hiç “eğer” sözünü. Eğer olsa, eğer
olmasa deyip durursan, iş olur mu? Söylediği bu
Ivan ‘in! – diye kapı tarafına varıp durdu.
Ivan yapağı kara börkünü başına giyip, kamçısını
sapından tutup göstererek tastikledi.
– Bize hiç kimse bir şey vermez, yiğitçe mücadele
etmesek. Bu işi de yer gibi etmek gerek, öne arkaya
bakmadan. Buradan atlara binip varıp, boşuna
gecikmeden atlan alıp gelmek gerek. şi nasıl yerine
getireceğinizi orada kendiniz görürsünüz, anladınız mı?
diye sordu Ivan.
– Anladık, – dedi Ramazan.
– yi, hanginiz gidiyorsunuz? diye sordu Kaplan.
– Ben, Salih, Mault, dedi Ramazan – ve bir kişi daha
varsa, atlara bakmaya iyi olurdu.
– Ben gideyim, diye kalkıp Ömer de giyinmeye
başladı.
Kaplan kalkıp, Ramazan ‘a:
– Burada eyerler var, alıp atlara salın. Oraya buraya
uğrayıp gecikmeden yiğitçe, işi bitirip gelin. Bu benim
yaman tüfeğimi de alıp gidin, – deyip duvarda asılı olan
bir fişekli tüfeğe elini uzatmasıyla, Ivan:
– Onu bırak, Kaplan, burada var, ben vereyim, diye
boynundan çıkarıp kısa beş fişekli tüfeği alıp Ramazan’a
1 Metnin aslında: itten doğan

verdi. – Hadi davran! Yürüyün, diye Salihle Ramazan
takıp çıkıp gittiler. Çok geçmeden onların ardından
Mault ile Ömer de yöneldiler. Bir süre sonra atlanıp,
karanlıkta çıkıp gittiler. Onlar gittikten sonra, Ivan
Kaplan ile çadırdakilere iyi bir iki haber verdi.
– Şimdi, dedi, – mirzaların zenginlerin zalimlikleri
bitecek, fakirlere özgür, yeni bir dünya gelecek. şte böyle
zenginlerin (Stoyalı gösterip) yerlerini de mallarını da
alıp yoksullara vereceğiz. Benim de burada nice yıl bo
şuna çalıştığımı biliyorsun sen. O bizim kanımızı içip
durdu. Şimdi bizimkiler Nevinskeyi aldılar, yakında Pa-
şinskeyi alacaklar. Biz yoksulların yardım etmesi gerek.
Ivan yavaşça anlatıp, Nogay dilinde söylediği için,
yoksullar onun sözlerini iyi dinlerler.
Gece çok karanlık, ay da şafağa doğru doğuyor.
Karlar eriyip bitip, biraz yağmur yağıp bir iki yerde
çamur oluştu. Bu yaz mevsiminin huyu. Az yağsa da, yer
çamur oluverir. Şimdi de kışın çekip gideceği yok. Kaplan
sabahlan Bestav taraflarından soğuk bulutları görüp:
– O, gençler, Nogay’lann “nerede olursan ol,
berdâzide
1
evde ol” dediği mevsim işte şimdi, dedi.
Stoyalın ekonomisi – yolun sol tarafında, sert akan
Yilinşik suyunun kenarında. Önünde iki büyük duvarı
kerpiç, tepesi gök teneke ile kaplanmış ev, çevresine
akasya ve kayısı ağaçları dikilmiş. Onun içinde olmayan
meyve ağacı yok. Güzel düz bir yerde ekilmiş, dört
tarafından baksan, sıra olmuş güzel görünüyor. Ondan
da önde, bir yarım şakırım^ kadar yerde çevresi
sağlamlaştırılmış dört uzun at tavlası. Stoyal’ın en iyi
bakılan atları orada bulunuyor. Ondan dolayı Ivan ile
Ramazanın bu atların yarısını çıkarıp gece götürme
istekleri. Dört atlı, başlarında Ramazan olmak üzere
gelip orada ırmağın içine girip durdular. At tavlasının
yanındaki küçük evin karşısında iki köpek birden
kuvvetlice ürüdüler.
– Zinadan doğanlar, nereden gördüler bizi? diye
kendi kendine konuştu Salih.
Ramazan, eğilerek:
– Dur hele! Biz hırsızlık yapmaya gelmiş değiliz.
Bize adamları da gerek onların, dedi. Ömer’i atların
karşısına bırakıp Ramazan, Mault ve Salih köpeklerin
ürüdüğü yere doğru yöneldiler. Onlar yaklaşmaya başlar
başlamaz itler daha da güçlü ürüdüler. Gece karanlık,
insan görünmüyor. Karanlığın dışında biraz durdular.
Kapıyı bulup evin önüne geldiler. Sonunda Ramazan
kapıyı itip açıp bakınca, köşede kıstırılıp duran iki adamı
gördü. Ramazan eve girip:
– Neden korkuyorsunuz? diye sordu.
1 14-21 Nisan arası.
2 Birşakırım:1,06 km.

– Sizden, diye biri öne geldi. Ramazan onu tanıyıp,
yanına yaklaşarak, acele edip karıştırarak dedi ki:
– Biz de sizin gibiyiz, biz pek büyük bir iş için geldik.
Zenginlerin günü gitti, şimdi dünya özgür oldu,
anladınız mı? Eli ile tavlayı göstererek, şimdi tavlayı
açıp, bize atlan göster, dedi.
At bakıcısı ardına dönüp titreyerek:
– Yok, olmaz, dedi.
Ramazan, bileğinden tutup, ikinci kez söyledi:
– Ne olmaz, yürü benim önümden anahtarları alıp,
diye kapı tarafına dolaştırdı. At bakıcısı tavlanın
anahtarlarını alıp, Ramazan’in önünden tavla tarafına
yöneldi. Mault ile Salih de artlarından vardılar. Büyük
uzun tavlaya ulaşıp, kapısını açıp girer girmez,
Ramazan:
– Bunların birisi nerede? – Salih varıp evden doğru
gelip:
– Yok, o nereye gittiyse gitmiş.
– Evet o varıp bekçilere söyler, tez olup çıkarınız
atlan, diye bağırdı Ramazan.
Ramazan, atçının karşısından ayrılmadan, otluk-
lara bağlanmış olan atlan yoldaşlarına çıkarttırmaya
başladı.
O beşinci atı çıkarmaya başladığında, tavlaların
arka tarafından tüfek atıldı.
Salih bağlanmış bir at ile uğraşırken, Ramazan:
– Atları tez avludan çıkarınız! – diye acele etti.
Küçük dar ağızdan atları çıkarmayı bitirir bitirmez üç
adam arkalarından yetip atlan tutmaya başladılar.
Ramazan bunu görüp, şaşırmadan Mault ile Salih ‘e:
– Birer ata binip kalanları dolaştırıp gidin, – deyip
kendi adamları göndermeden atışıp, sonunda ırmağın
içindeki atma binip arkalarından yöneldi. Bekçiler
artlarından toplanıp çıkana kadar, onlar bir az gidip
kurtuldular.
Çadırda Ivan ile Kaplan tüfek atılışını işitip,
gidenlerin gecikmesinden rahatsız oldular.
Vakit bir az geçtikten sonra, tan karanlığında
Ramazanlar geldiler. Onlar atların yansım eğerleyip,
yansını sürüp getirdiler. Ramazan gelince:
– Ardımızdan geliyorlar, hiç durmadan atları sürüp
gitmek gerek, dedi.
– Şimdi biz gecikiyoruz, iyi atlara binip kalanlarını
sürerek bu kör yola girip devam edin, – deyip atına bindi
Ivan. Sonunda eğilip, Kaplanın elini tutup:
– Haydi hoşçakal, Kaplan, tez vakitte görüşürüz,
korkma sen, – diye karanlıkta yok oldu. Onun ile birlikte
Ramazan ile Salih de gittiler ve şafak sökene kadar kırdan
geçip çıktılar.
Bu gece çadırda hiç uyuklayan kimse yok ve şafak
sökene kadar göz yummadan sabahı ettiler. Kaplan,
gidenlerin ardından bakıp: “Şimdi onlar Nevinske’ye
ulaşıp, bolşeviklerin askerine nasıl katılırlar acaba?”
diye biraz düşündü. Bu arada Mault:

– Kaplan, gelip aşını iç! diye bağırdı. Hepsi gelip
oturduktan sonra Mault:
– Vallahi, yaman sıkı bir yiğit olmuş brahim’in
oğlu Ramazan. O doğru yanan ateşin içine girer, kardeş.
Gece ateş ettiklerinde hiç kaygı etmeden, atlan kapıdan
çıkarıp götürüp, kendi yalnız oyalayıp, ardımızdan gene
de yetti, – dedi.
– Evet, o pek yiğit bir genç oldu, – diye destekledi
Kaplan. – Ben de bir haber işittim şimdi, doğru mu
acaba? – diye Alibiy de sordu.
– Ne haberi o? – dedi Kaplan.
Ne olsun bolşeviklerin yaklaştıklarını işitip, korkup
Stoyalov kaçmış. Kahyalar olmasa, hiç kimse kalmadı
dediler, – dedi Murat.
– Ben size haber vermedim. Onun böyle olacağını
bana gece Ivan söyledi. Görüyor musun sen, onun
söyledikleri olmaya başladı, – dedi Kaplan.
O zaman Mault kalkıp:
– Evet şimdi biz kime mal bakıp duracağız? Kim bize
maaş verecek? – diye sordu.
Kaplan acele etmeden, piposuna tütün doldurup:
– Şimdiye kadar sana maaş veren kim? Kahyalar.
Ben Stoyal’ın malına bakıp, ırgat olalı altı yıl oluyor. Bir
gün bile bir mülk sahibinin benim karşıma gelmişliği
yok. Gece gündüz de çalıştırıp, kanını içip, gezenler
kahyalar.
Onlar da tahtakurusu gibi bizim kanımızı içiyorlar.
Ama iş böyle olmaya başladıktan sonra ben de paramı
alıp gitmek isterdim, – dedi Kaplan.
Ahçı, yapağı deri börkünü kaldırıp, konuşanları
dinleyip:
– Tam maaşımı vermeseler, tavlalardaki olan
mallarını yakıp giderim, – diye söze katıldı.
Kaplan, ağzından piposunu alıp dönüp bakarak:
– O malları kim yığmıştı? Seninle ben mi yığdık, ya
da şu at üstünde gidenler mi yığdılar? Mallarda hata
yok, onlar doğrusu bizim, sen kızgınlığını çıkarmak
istiyorsun – gelmekte olan kahyayı eli ile gösterip, – işte
şunlardan al! – dedi.
-Mallarda ne suç var, – diye Mault da destekledi.
Onlar konuşurken, kahya Mazan Temirov çadıra
atla geldi. Çadırda bulunan malaların yansı başlarında
Kaplanla, bulundukları yerden kımıldamadan, görme-
mişlikten gelip, umursamadılar. Yalnız birisi varıp, atını
tutup indirdi. Onu hatırlayınca Mazan in yüzü
değişiyor. O, önceki gibi çadıra gelmesiyle işçilerin
kalkıp, etrafında dolanacaklarını düşünüyordu. Bunun
yerine soğuk yüzlerin sevmediklerini görüp Mazan
sinirden kızardı.
– Nedir bu ettiğiniz, öğleye kadar mal bakmadan!
Hemen hepiniz yerinizden dağılın!
Bir müddet hiç kimse bir şey söylemeden durdu.

Kaplan oturduğu yerden kalkıp, öne ilerleyip,
Mazan ‘a doğru bakıp:
– Bırak bunu sen, Mazan. Mal bakmayı biz ken
dimiz biliriz. Bize tam ücretimizi elimize ver. Anladın
mil – dedi.
, Mazan ‘t bu sözler çok incitti. Çünkü o sekiz yıl
kahya olarak yaşamış, ona böyle sert sözleri, gözünün
içine bakarak, hiç bir işçi de söylememişti. Mazan
sinirlenip, kızarak, kamçısını büküp sapından kavrayıp
tutarak çevirip gösterip:
– Sen, Kaplan, benim dediğimi yapmadan paranı
alamazsın. Siz burada insanlara kaygı salıp, bolşeviklere
yardım edip duruyorsunuz. Nerede işçilerinin yansı?
Onların nereye gittiklerini bilmiyormuş gibi mi
görünüyorsunuz? Sizsiniz kalan adamlara da kaygı
salan! – deyip sinirlendiğini gösterip köpürdü. Kaplan
dinleyip onun sözlerine:
– Biziz kaygı salan, elinden geleni ardına koyma.
Yetmezse yedi ceddinin kem gözüne – diye cevapladı.
Mazan birden hoplayıp, kamçı ile Kaplana vurmak için
kolunu kaldırır kaldırmaz, Mault kolunu tutup burup,
kamçısını çekip aldı:
– Şimdi, Mazan, sizin kamçılarla oynayacak zama
nınız gelmekte, – diye güldü.
– O hala da kurt dişini bırakmamış, – dedi Kaplan da.
– Bırakmasa vurup düşürmek gerek, – diye ekledi
ahçı da.
şin kendine kolay olmadığını görüp, Mazan
kapıdan çıktı. Mault onun önüne çıkıp:
– Mazan, iyilikle paramızı verseniz iyi olur.
Vermezseniz, bulduğumuz elimize geçen şeyleri alıp
gideriz, – dedi. Mazan, başka bir söz demeden, bağlanmış
olan atını çözüp, hızla, eyer kolanını takmadan bineyim
derken, eyer atın altına dolaşıp gitti ve yıkıldı. Mazan
daha bir kızdı ve öfkelenip atın başına kamçı ile vurdu.
Malalar güldüler.
Eyerin kolanını yeniden çözüp, eyerini düzeltip yer-
leştirdi ve atma binip gitti. Onun ardından bakıp ahçı:
– Adamlara eyerini vurdurup atına binmeye
alışmış, şimdi vurdursun da göreyim, – dedi. Ahçının
sözüne hepsi de güldü.
Kaplan, biraz düşündükten sonra, ardına dönüp
Mault’e bakıp:
– Şimdi gitmek gerek, burada baş yok, ne yok, bize
kimse de para vermez. Ivan ‘in söylediği (söyleyip gittiği)
şeyler olmakta. Onun için köye varıp, erken yer alıp
kalmak gerek. Ivan zenginlerin, mirzaların yerlerini alıp,
fakirlere verecekler dedi, – dedi.
– Burada boş durmaktansa evde bir şeyler yapsan,
daha kolay, – diye Mault de bildirdi.
Çadır dahilerin hepsi de Kaplanın söylediğine razı
olup durdular. Ve o gün her biri de olan şeylerini küçük
sırtlıklarına doldurup, evlerine gitmeye hazırlandılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Paylaşımlar