0 Comments

KIRIM-TÜRK DESTANLARINDAN EDİĞE İLE MANAS

DESTANI’NDA YER ALAN BENZER UNSURLAR

ZÜHAL YÜKSEL*

Edige Destanı, Timur ile Altın Orda hükümdarı Toktamış arasındaki mücadeleler döneminde yaşamış olan Edige’nin destanlaşmış hayatını anlatır.

Edige Altınorda’nın doğu bölgesinde emir iken, Toktamış Han ile aralarındaki anlaşmazlıktan dolayı, Timur’un emrine girmiş ve onu Altınorda’ya karşı harekete teşvik etmiştir. Toktamış’ın mağlûbiyetinden sonra tekrar Altınorda’ya dönen Edige, on dört sene kadar o havalinin hakikî hâkimi olmuştur. Toktamış birçok mücadelelerden sonra, 1405 yılında Emir Edige’nin adamları tarafından katledilmiştir.1 Edige aynı yıl Harezm’i de zaptetti. Ruslarla ve Toktamış çocuklarıyla devamlı harbetmekle beraber hanlık makamına Cengiz neslinden istediğini geçiriyordu. Nihayet 1419 yılında Toktamış oğullarından Kadir Birdi ile yaptığı harpte esir düştü ve idam edildi. Birçok Türk grubu arasında hâlâ kuvvetle yaşayan Edige Destanı, bu tarihî vak’aların destanî bir şekilde ifadesinden ibarettir. Bugün, Edige Destanı’nın Tatar, Kırım, Kırgız, Nogay, Türkmen, Karakalpak, Başkurt rivayetleri vardır.

W. Radlovv’un “Proben”inin Kırım Türkleri edebiyatına ayırdığı VII. cildinde, Edige Destanı’nın Büyük Hocalar, Karasu-Bazar, Nogay varyantları bulunmaktadır.2 Çalışmamızda bu varyantlardan ve Taşkent’te basılan “Kırım-Tatar Halk Ağız Yaratıcılığı”3 isimli eserde yer alan iki rivayetten faydalandık.

Manas Destanı ile ilgili örneklerimizi, Naciye Yıldız tarafından W. Radlovv metnine dayanılarak hazırlanan Doktora tezinden aldık.4

Esas itibariyle tarihî mahiyette olan Edige Destanı, XIV ve XV. asırlarda Altınorda’daki kabilelerin kahramanlık hayatını ve edebî ananelerini göstermesi bakımından kıymetlidir.

Bu çalışmada, taşıdığı değer bakımından benzerlikler bulunan Edige Destanı ile Manas Destanı’nı mukayese ederek benzer unsurları ortaya koymaya çalıştık.

l – Her iki destanda da yer alan kahraman isimleri:

Manas Destanı’nda, Manas’ın eşi olan Kanıkey’in babası, W. Radlovv tarafından derlenen varyantta, Temir Han olarak yer almaktadır;

Cakıp Han, oğlu Manas’a geleneğe göre evleneceği bir kız bulmak için diyar diyar dolaşırken bir koyun çobanına rastlar. Çoban, Manas’a denk kızın kim olduğunu bildiğini söyler:

“Ey Cakıp Bay, ata,

Çobanlıktan kazandığım

Bir tek benim boz toktum,

Toklumu yakalayıp soyayım,

Sana pişirip vereyim!

İyi duanı verip git!

Kızın kim olduğunu biliyorum.

Temir Hanın kızı Kanıkey

Manas’a denk kızdır. “5

Temir ile Toktamış arasında geçen mücadeleyi dile getiren Edige Destanının Karasu-Bazar rivayetinde Temir’in ismi Şah Temir olarak anılmaktadır. Manas Destanında ise Manas’ın karısının babasının adı bir yerde Temir Han, bir yerde Kara Han şeklinde geçmektedir.

“Ben bu gidişle giderim

Şah Temir Han’a ulaşırım.

Şah T emir bana can verse,

Allah bana yol verse,

Ben Toktamtş gibi hanımın

Kadehine zehir koyarım.”6

Dolayısıyla, Temir Han, bu destanda yer alan kahramanlardan biridir. Her iki destanda da rastlanan bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır.

Destanda isim konusunda bir başka benzerlik, Manas’ın eşinin ismi de, Edige Destanındaki Toktamış’ın kızının ismi de Kanıkey’dir.

“Kanıkey gibi güzeli

Canikay gibi dilberi

Tanrı bana vermiş”7

Manas’ın kırk çorasından birinin ismi Canbay’dır;

“Kenenin oğlu Ken Canbay,

Akıllı doğan Er Canbay”8

Edige Destanı’nda Toktamış Han’ın veziri olan Canbay, Edige ve oğlu Nureddın’in de yakın dostudur; fakat, kendi hayatı söz konusu olduğunda onlara ihanet ederek olumsuz özellik de göstermektedir. Vereceğimiz şu örnek, Edige’nin, Toktamış Han’ın onu öldüreceğini bildiği halde, geri dönmesi için kendisini kardırmaya çalışan Canbay’a verdiği cevaptır;

“Dönmem de Canbay dönmem de!

İlana hayırlı söz söylemem de!

Han bana düğmesi som altın,

Eteğinden yeni uzun

Elbise verse de giymem de.”9

Kahramanın hem olumlu hem de olumsuz özellikleri ile destanda yer alması, Manas Destanı’nda da sıkça karşımıza çıkmakta ve Türk destanlarında kahramanların evrensel insan özelliklerini yansıttığı anlaşılmaktadır, örneğimizde de Canbay isimli kahramanın her iki yönüyle karşımıza çıkması, isim benzerliği yanında, destan kahramanlarının özellikleri açısından da dikkati çeken bir benzerliktir.

2 – Destan kahramanlarının benzer özellikleri:

Manas Destanında, destanın ana kahramanı Manas, şu özellikleri ile tanıtılmaktadır;

“Yalnız olan Er Manas,

On yaşında ok atmış,

On dördüne çıktığında

Karargâh çalkalayıp han olmuş.”10

Bu sözlerden, destan kahramanının, günümüz için çocuk sayılabilecek bir yaşta kahramanlıklar gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu özellik, sadece Manas Destanı kahramanlarına ait bir özellik değildir. Diğer Türk destanlarında da, o dönemin şartlarından doğan bu özelliği görebileceğimiz gibi, Edige Destanı’nın kahramanlarından Nuredin de, daha aşık oynadığı çağlarda babasının intikamını alarak Toktamış’ı öldürüp tahtını ele geçirmektedir.11

Manas’m torunu Seytek tanıtılırken, yine onun doğuştan diğer çocuklardan farklı özelliklere sahip olduğu şu mısralarla belirtilmektedir;

“O Seytek kulaksızı,

Altı günlükken “ata” deyip,

İki günlükken “ana” deyip

Çırpıdan yay yapmamış mı?

Çöpten ok yapmamış mı?

Kak eden karga koyduğu yok,

Kuk eden kuzgun koyduğu yok!

Helâl yiyeceği bir tepe gibi yığdı,

Fakirlerle muhtaçlardan

Seytek alkış aldı.”12

Diğer destanımızda da Nuredin’in doğuştan sahip olduğu üstün özellikler vardır;

“Ben de pazartesi gecesinde

Ertesi cuma gününde

Ben dünyaya geldim diyor.

Gözümü açıp görmeden

Kadir gecesi gördüm, diyor.

Ağzımı açıp konuşmadan

La ilahi illalla dedim diyor.

Ben atıma binmişim

Bel küllüalla demişim.

Kendim elam okumadan

Arabîsa bilmişim.

Yerle göğün arası

Üç bin yıllık yoldur diye

Ben aklımla bilmişim.” 13

Bu mısralarda, destandaki İslâmî etkileri de takib etmek mümkündür. Manas Destanı’nda da aynı etki söz konusudur. Bu örneğe, konu ile ilgili maddede tekrar döneceğiz.

Manas ile ilgili örneğimizde, “Yalnız Olan Er Manas” mısraından Manas’ın Çakıp ve Baybiçe’nin tek erkek çocuğu olduğunu anlamaktayız. Edige Destanı’nda, Nuredin de, Edige’nin tek çocuğudur;

“Atadan yalnız birisi olmuşum”14

mısraında, Nuredin de tıpkı Manas Destanı’nda, destan boyunca Manas’ın yaptığı gibi bu yalnızlıktan şikâyet etmektedir;

“Bir küçücük çıkan bulutum,

Yağmadan dağılmam,

Annemden epeyce kara doğmuşum,

Sabunla yıkasan ağarmam,

Buluttan eğri çıkmışım,

Önüne alsan düz olmam,

Atadan yalnız biri olmuşum

Koçları kesip zenginliği elimden alsan aldırmam.”15

Bu mısralarda kaderden şikâyet dile gelmektedir. Nuredin yalnızlığını, bahtının kara olmasına bağlamaktadır. Manas da,

“Aladan altı tane olmadım,

Anadan iki tane olmadım,

Her yalnızlık başımda,

Allah Taala Kudret

Yalnız ne yarattın başımı?

Her yalnızlık başımda

Yalnız ne yarattın başımı?

Ne almadın yaşımı?

Yalnızlığın yüzünden

Argımak yığdım, at yığdım,

Bir yük atı kadar olmadı. “16

Manas da bu mısralarda, yalnızlığından dolayı kaderinden şikâyet etmektedir.

Manas’ın bir kahraman olarak diğer özellikleri şu mısralarda dile getirilmektedir:

“Kılıcı var bilekte,

Manas’ın batırlığı yürekte,

İleri atıldığında yüreği,

Kırk çora sıvadığında bileği,

Karkara’nın karası.

Bütün alpların seçmesi,

Alpın hepsi müşavare kılmamış.

Manasa artık kamçı çapmamış,

Argımak binse yelmemiş,

Batır Manas’ın önüne

Duracak adam gelmemiş.

Şaşaasından ay korkmuş,

Parıltısından gün korkmuş,

Ay buluta sığınmış,

Gün buluta sığınmış,

Bindiği atı Ak Kula,

Giydiği donu ak kubö (zırh)

Ak Kula’ya at yetmez,

Ak küböye ok geçmez.”17

Bu mısralarda kahramanın gücünün yanısıra, şaşaasından ve parıltısından söz edilmesi dikkat çekicidir. Kahramanın ışık motifi ile tasvir edilmesi, sadece Manas Destanı’na ait bir özellik değildir. Edige Destanı’nda da aynı tasviri Edige’nin kendi özelliklerini dile getirişi sırasında görmekteyiz:

“Boz ağaçtan uluyum,

Buluta yetişmeden hiç sakinleşmem,

Gülsem bir ışığım,

Gürlersem tan uykumu bozarım.”18

Yine Edige Destanı’nda, Edige’nin oğluna hitab ederken söylediği sözler de çevikliği, gücü, ve değeri açısından Manas’ın özelliklerini anlatan mısralara benzemektedir;

“Atım tay gibi çeviksin.

Düşmanına arslan gibi güçlüsün,

Hamza gibi pehlivansın,

Ali’nin âli oğlusun.

Arlanmışsın mirza oğlum.

Hint’ten Yemenden kişi toplasam,

Ortaya ağaç diksem,

Ben dokuz körük bassam,

Seni terazide tartsam

İçinde bakır yokmuş,

Saf altınmışsın mirza oğlum.”19

3 – Kahramanın soy ağacı ile tanıtılması;

Manas Destanı’nda, Manas’ın atası Cakıp Han, soy ağacı ile tanıtılmaktadır;

“Yedi-tör’ün başında,

Yetkiyle doğmuş Böyön Han,

Böyön Han’ın balası.

Gayretli doğan Kara Han,

Kara Han’ın balası,

Gayretli doğan Cakıp Han.”20

Kahramanların, hatta, kahramanların en büyük yardımcısı durumunda olan atlarının dahi soy ağaçları, Türk destanlarında işlenmektedir. Edige Destanı’nda da kahramanın soy ağacının işlendiğini;x

“Ben de atalık söyleyeyim,

Çaşlı tüklii Koc’Amet,

Ondan gelmiş Er Amet,

Ondan gelmiş Ker Amet,

Ondan doğmuş Temir Kaya,

Temir’den doğmuş Kutlu Kaya,

Kutlu Kayadan doğmuş Edige

Edige’den doğmuş Nuradın.”21

mısralarında görmekteyiz.

4 – Baba-oğul mücadelesi:

Türk destanlarında sıkça işlenen bir başka ortak motif de baba ile oğulun mücalesidir. Manas Destanı’nın W. Radlovv varyantında, asıl kahramanlardan sadece Cakıp Han ile Manas baba-oğul olarak birarada bulunmaktadırlar. Manas’ın oğlu Semetey, Manas öldükten sonra, Semetey’in oğlu Seytek de Semetey öldükten sonra dünyaya gelmektedirler; fakat, Cakıp Han, Manas öldükten sonra dünyaya gelen torununa sahip çıkmaz. Onun varlığını tahtı için bir tehlike olarak görür. Böylece, öldükten sonra da olsa baba ile oğulun çatışması söz konusu olmaktadır:

“Cakıp Han söyledi oğluna:

Ak heybedeki ağuları

Onu beri alınız,

Çını kadeh dibine.

Onu sıvayıp koyunuz,

Bu Manas’ın balası,

Semetey’i öldürüp

Yanan ateşini söndürün.”22

Cakıp han, burada, diğer eşlerinden olan Manas’ın üvey kardeşleri ile birlikle oğlundan kalan emanete ihanet etmektedir. Yine Manas Destanı’nda, Manas’ın yakın dostu Alman Bet ile babası arasında, Alman Bet’in babasının Müslüman olmaması sebebiyle bir çatışma meydana gelmekte ve Alman Bet’in babası,

“Yumurtadan ak idi.

Ana karnında tek idi,

Han Alman Bet battr bir tanem

Nasıl böyle söz söyledi?

Sık orman gibi kalabalık yurdum,

Bu Alman Bet oğlumu

Bir daha gözüme göstermeden

Çabucak yakalayıp öldür. “23

diyerek, biricik oğlunu öldürtmeye kalkışmaktadır. Destanlarımızda çok işlenen bu epizot, Edige Destanı’nda bir aldatmanın sonucu olarak bu defa oğulun babasına düşman olması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Toktamış’ın kızları Kanıkey ile Canıkey’in Edige’ye iftira etmeleri üzerine buna inanan Nuredin babasını kovar. Canbay’ın şu sözleri, Nuredin’e yaptığı hareketin doğru olmadığını anlatmaktadır;

“Argımağı azdırma Nuredin,

Ata nerde binersin?

Akan suya kan koyma,

Suyu nerden içersin?

İhtiyarlığında yağlı babanı

Kovalama, nereye gidip onarsın?

Nuredin dedi ki;

Kemal oğlu gök Canbay,

Sözünden dönen it Canbay,

Argımağını azdırsam

Halkımdan seçip tulpar binerim.

Akan suya kan koysam,

Şerbet seçip içerim.

İhtiyarlığında yaşlı babamı kovalasam.

Ben Kabe’ye gidip o zaman

Üç kere tövbe edeyim,

Oraya gidip onarım, “24

5 – İslâmi etki:

Edige Destanı’ndan Hiçlerde verdiğimiz örnekler içinde, İslâmî unsurlar olarak “Elam” yani Fatiha Sûresi, “Küllüala” yani İhlâs Sûresi, “La ilahe illala” yani “Kelime-i Tevhid” geçmekte ve bir başka epizot olarak da Kabe’nin tavafından söz edilmektedir. Kahramanlar, namaz kılmakta; ancak namazdan önce yerine getirilmesi gereken şartlara değinilmemektedir. Manas Destanı’nda da kahramanların,

“Şaşke kılıp okuyayım deyip

Yatmış Er Manas”25

mısraında gördüğümüz gibi, ki burada geçen şaşke, sabah namazı anlamındadır bazı vakit namazlarını kıldıkları anlaşılmaktadır.

“Manas’ın ruhuna bağışlayıp

Kulkuldabat Kur’an’ı

Hepsini okuyalım!

Ayatı Kürsü imanda

Manas’a hepsini okuyalım”26

Burada geçen “Kulkuldabat” yine İhlâs Sûresi, “Ayatı kürsü” Ayet el Kürsî, “İman” ise Kelime-i Şehadet’in Kırgız Türkçesinde kullanılan şekilleridir. Bu örnekler, açıkça İslâmî etkiyi göstermekle birlikte, her iki destanımızda da bu etkinin, göçebe hayat tarzı dolayısıyla, satıhta kaldığı anlaşılmaktadır.

6 – Kargış :

Destanlarımızda, kahramanların zaman zaman çevrelerinde bulunan kişilere kargışta bulundukları görülmektedir. Bu ortak motifi, Manas Destanı’ndan, Manas’ın asil olmayan, savaş ganimeti aldığı eşlerinden olan Akılay’ın Manas’a bedduası olarak tesbit edebiliriz;

“Vardığından gelme, töröm.

Dönüp evini görme, töröm!

Kanıkey’i kucaklama, töröm!

Bülküldökten çekme, töröm!

Kara ağzına kan dolsun, töröm!

Hayırsız gün doğsun töröm!”

İlenip durup kaldı”27

Bu ilençte, Manas’ın geri dönmemesi yani ölümü istenmektedir.

Manas Destanı’nda bir başka kargış olarak, Alman Bet’in babasına söylediği sözleri görmekteyiz;

“Doğurtmayıp dinip çöksene!

Uçurmayıp donup kalsana!”28

Bu bedduada da, soyun tükenmesi dilenmektedir.

Edige Destanı’nda bedduya, baba ile oğul arasındaki çatışma sonunda, Edige’nin oğluna bedduası şeklinde rastlamaktayız;

“Edige oğluna dua etti,

Oğlu arkasına yığıldı.

Ağzı burnu yamuldu.

O zaman Canbay söyledi;

“Bir tane balandır,

Beddua etme Edige,

Onar dua et oğluna.”29

Edige Destanı’nda, beddua sadece baba ile oğul arasında geçmemektedir. Toktamış Han da, Nuredin’e,

“Sizi gölden çıkaran

Beni yurttan ayıran

Edige’nin oğlu Nuredin,

Allah cömerttir, hiç vermesin muradını,

Sadağı belden düşmesin,

Kazak çıkıp gitsin!

Allah’tan ben isterim,

Bir murada yetmesin!”30

şeklinde beddua etmektedir. Destanda, ayrıca, Barın Mirza tarafından Edige’nin kesilen başı, Barın Mırza’ya şu bedduayı eder;

“Barın sana ne yaptım? diyor.

Birin iki olmasın,

Yurdun karanlık kalsın!”31

Bu mısralarda da, kişinin onmaması ama yurdunun onması istenmektedir. Dolayısıyla beddua motifi de her iki örneğimizde rastladığımız bir başka unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

7 – Ant:

“Ant”, Türk boyları arasında, söz vermek anlamında, eskiden beri kullanılagelen bir kelimedir. Orhan Saik Gökyay, bu kelimenin, iki yabancının dost ve kardeş olmaları üzerine kullanıldığını tesbit etmektedir.32 İslâmiyet’in kabulünden itibaren ise, bu kelime “yemin” ve “ahd” ile birlikte kullanılmaktadır.

Manas Destanı’nda en önemli ant örneği olarak şu motif karşımıza çıkmaktadır; Alman Bet’e Kökçö, at, elbise, ne istiyorsa alıp gitmesini söyler, yani kovar. Bunun üzerine Alman Bet,

“Atın arık yeri yok!

Elbisemde yırtık yok!

Fesatların işi bozulsun!

Fasit kişi çatlasın!

At gereği yok” dedi,

Yere bir işaret çizdi.

Bıçağı tekrar kınına koydu.33

Bu ant, tehdid ifade etmektedir. Abdülkadir İnan, aynı tehdid andını Edige Destanı’nda da tesbit etmektedir.34 Edige Destanı’ndaki bu ant, “Toktamış Han’ın karısı bir bardak yoğurt yapar. Yarın sabah, (Edige) hayırlamaya gelince diyor, bu bardak yoğun senin yanında dursun! Sen, Edige gelince Sabah hayır olsun dedikten sonra, bardağın kaymağını parmağınla sıyırıp al, ağzına at, diyor, bardağı ona ver! diyor. O karıştırmadan içmez, diyor, onun yanında kaması vardır, diyor, eğer sapıyla karıştırırsa sana eldir, diyor. Eğer demirle karıştırırsa sana düşmandır, diyor, senin parmağınla kaymağı sıyırıp alıp ağzına atman, sen kıpırdama, ben senin başım burup alırım demektir, diyor. Eğer o sapıyla karıştırırsa ben sana elim demektir, sen benim başımı niçin burup alıyorsun demektir, diyor. Eğer demir ile karıştırırsa sen benim başımı burup alana kadar ben kama ile senin içini karıştırırım demektir diyor…. Han verdi Edige’ye bu bardağı, Edige kamasını aldı demirle karıştırdı, kaldırdı içti. Sonra Edige’nin düşman olduğunu anladılar.”35 Bu örnekle de Edige, yaptığı hareketle tehdid yollu anı içmektedir.

8 – Sembollerle anlatma;

Manas Destanı’nda, anlatılmak istenen unsurların sembollerle ifade edildiğini, bu sembollerin çözülerek kahramanın niyetinin ne olduğunun anlaşıldığını görmekleyiz.

Mesela, Alman Bet, dillerinden dil almak, yani casusluk etmek üzere Kalmukların arasına gittiğinde, Kalmuk Hanı olan Ay Han’ın kızı Altın Ay’ın çadırına girer, ileri görüşlü olarak nitelendirilen Altın Ay, yanında kırk kız ve kırk yiğit ile oyun oynamaktadır. Alman Bet, selâm verir ama kimse selâmını almaz.

Bunun üzerine Alman Bet şu sözleri söyler:

“Kayıp arayıcı olup gittim! diyor,

Önceki ayın başında,

Kaybolup gitti yedi deve

Yedi devenin nişanı.

Sarsak basan kır buğra, (deve yavrusu)

Kır buğranın nişanı

Memesi sütlü kuru ingen (deve anası)

Kuru ingenin nişanı,

Boynuna buyla (halka) takmayan,

Burnuna adam sığmayan (mcz. hiddetli)

Bakır buylalı (halka) nar taylak, (dişi deve yavrusu)

Nar taylağın nişanı

Çiftleştiğini döndüren,

Geri ileri çekmeyen

Asıy (damızlık) kara nar buğra.

Nar buğranın nişanı,

Könöçök başlı gök döböt, (köpek)

Görmeyip urdu, bildin mi?

Bakır tasmalı kuru tazı,

Koklayıp gledi, bildin mi?

Ay boynuzlu ak koçkoru,

Yitiriverdim, bildin mi?

Çiftleştiğini döndüren,

Kara buğrayı yitirdim,

Öyle şey bildin mi?”36

Alman Bet’in burada semboller kullandığını ve bu sembollerin neler olduğunu ileri görüşlü ve akıllı Altın Ay’ın cevabından anlamaktayız:

“Keregede kulak var,

Danışıcı olsan ırak var,

Ben korkuyorum oğuldan,

Onun beri tarafında

Evvelki ayın başında.

Yitip giden yedi deve,

Yedi atam değil mi?

Sarsak basan kır buğra,

Ay ilan atam değil mi?

Memesi sütlü kuru ingen,

Ak Kanış anam değil mi?

Burnuna buyla takmayan.

Burnuna adam sığmayan,

Bakır buylalı nar taylak,

Altın Ay bahtsız değil mi?

Kova basit gök döböt,

Bakmadan ürdü dediği,

Kös Kamanın Kökçögös,

Gelip haber verdi,

Haber veren değil mi?

Ay boynuzlu ak koçkor,

Acı Bay değil mi?

Çiftleştiğini döndüren

Kara buğra dediği

Kaplan Sor gör değil mı’?”37

Edige Destanı’nda, Nurcdin babası Edige’yi Toktamış Han’ın kızlarının iftirasına inanarak kovduktan bir müddet sonra, hata yaptığını anlar ve babasını aratmak üzere yiğitlerine gönderir. Yiğitlerden şunları ister;

“On beş oğlan,

Yirmi beş civan,

Otuz arslan,

Kırk kaplan,

Etli tilki,

Altmış külkü, (maskara)

Yetmiş yamuk,

Seksen köstek,

Doksan bulamık (bulamaç)

Yüz yılavuk (çok ağlayan). “38

Nuredin bunun ne demek olduğunu sadece babasının bileceğinden emindir. Buna cevap vereni buldukları zaman babasını da bulmuş olacaklardır. Yiğitler çeşme başında rastladıkları bir ihtiyara ne aradıklarını söyleyince, ihtiyar bu sembollerin ne olduğunu açıklar;

“On beş yaşında oğlan,

Oğlan adam çağrılır,

Yirmi beşte civan,

Civan adam çağrılır,

Otuz arslan kuvvette.

Kırk da kaplan kuvvette,

Ellide tilkilik bilir,

Altmış yaşına gelince,

Halka maskara olur, diyor,

Yetmiş yaşa gelince,

İki ayağı yamulur,

Seksen yaşma gelince,

Adamlara köstek olur.

Doksan yaşa gelince,

Bulamaçtan başka şey yemez,

Yüz yaşına gelince,

Ağlamaktan başka şey bilmez. “39

Bu örneğimiz, Halk Edebiyatı’nda Yaş Destanları içinde ayrı bir çalışma konusu olarak da değerlendirilebilir. Bizim burada belirlediğimiz husus ise, destanda söyleneceklerin sembollerle ifadesi ve bu sembollerin mahiyetinin akıllı kişiler tarafından anlaşılabileceğinin her iki örneğimizde de yer almasıdır.

9 – Peri Kızı:
Bazı varyantlarda Manas Destanı’nın metni içinde yer alan, W. Radlovv’un ise ayrı bir metin olarak derlediği Er Töstük Destanı’nda, Er Töstük ile peri kızının çocuğu olan Bok Murun, Kökötay Han’a evlâtlık olarak verilmektedir.40

Edige Destanı’nda da Edige’nin babası, Edige’nin doğumundan sonra, karısının arkasından baktığında, onun topuklarının olmadığını, iki koltuk altında delik bulunduğunu ve bu deliklerden akciğerlerinin göründüğünü farkedince, karısının bir peri kızı olduğunu anlar. Destanda bu durum,

“Edige erin oğlu idi,

Er Tanrının kulu idi,

Anası cinin kızı idi,

Babası Baba Tükli Caşlı Azizin oğlu idi”41

cümleleriyle anlatılmaktadır. Bu motif, destandan masala geçiş motifi olarak da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur.

Bunların yanısıra kargışların üslûbu, çocuğun evlâtlık verilmesi, süt kardeşlik, kırk yiğit, kadının eşine yol gösterici olması, bir karar vermeden önce bir toy düzenleyip müşavere etme, üç birlik, at kuyruğunu bağlama, kalıp sözler, fal baktırma, yılan, kadının bahşiş verilmesi, aşık oyunu, elbise-ay balta ve atın miras olması, Kabe’yi tavaf etme, kahramanların yardımcısı olan iyi ruhların bulunması ve bunların çıkıp gitmesi ile kahramanın zor duruma düşmesi, zehirleyerek öldürme, tulpar yani kanallı at, kahramanın başkası tarafından eğitilmesi gibi motif ve epizotlarda da çalışmamızın konusu olan destanlarda benzerlikler bulunmakta ve bu benzerlikler, bu konuda daha geniş çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu çalışmanın neticesinde bizim vardığımız kanaat; Türk destanları, ortak bir kültürün, ayrı yüzyıllarda ve ayrı coğrafyalarda, karşılaşılan yeni şartlarla yeni ifadeler halinde teşekkül etmiş miraslarıdır; bu sebeple, bu destanlarda birçok ortak unsur yer almaktadır. Edige Destanı’nda, bazı masal motiflerinin bulunması, destanlarımızın bir kısmının destandan masala geçiş dönemini yaşadıklarını göstermektedir.

Daha önceki destan mukayesesi yapılan tebliğlerde de görüldüğü gibi destanlarımız âdeta aynı kaynaktan çıkmış gibi ortak pek çok unsuru taşımaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Paylaşımlar