NOGAY TÜRKÇESİ VE TÜRKİYE TÜKÇESİ ARASINDAKİ
YALANCI EŞ DEĞERLER
Dr. Dilek ERGÖNENÇ AKBABA *
Özet: Bir dilin iki ayrı lehçesi arasında anlam kaymasına uğramış
ortak yapıdaş kelimeler olabilir. Aynı yapıdaki bu kelimeler yalancı
eş değerlerdir.
Nogay Türkçesi veya Türkiye Türkçesinde anlam kaymasına uğramış
bu tür kelimeler bulunmaktadır. Kelimelerin anlamları Nogay
Türkçesinde genellikle Eski Türkçeyle aynı veya ona yakın iken,
Türkiye Türkçesinde tamamen değişmiştir.
Bu çalışmada Nogay Türkçesi ile yazılmış eserlerden taranan yalancı
eş değerler listelenmiş ve örnekler verilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Yalancı eş değer, anlam kayması, anlam
değişmesi, Nogay Türkçesi.
GİRİŞ
Yalancı eş değer; aynı dilin iki lehçesi arasında anlam kaymasına uğramış, ortak yapıdaş
kelimeler demektir. Bu terim yerine sahte karşılıklar, sözde denkteşler gibi terimler de
kullanılabilmektedir (Resulov, 1995: 916). Eş değer (İng. equivalent) (Ar. muadil); yapı
ve köken bakımından birbirine denk olan, eşit olan demektir. Burada bahsedilen kavrama
yalancı denmesinin sebebi ise iki ayrı dilde veya bir dilin iki ayrı lehçesinde yer alan bir
kelimenin köken, yazılış ve söylenişlerinin aynı, anlamlarının ayrı olmasıdır.
* Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi / ANKARA
[email protected]
2
Bu çalışmada Nogay Türkçesinde yazılmış eserler taranmış ve Türkiye Türkçesi ile
Nogay Türkçesi arasındaki yalancı eş değerler tespit edilmiştir. Amacımız bu kelimelerin
anlamlarını, Nogay Türkçesinde kullanıldığı yerleri göstererek Türk boylarının
birbirlerini daha iyi anlamalarına katkıda bulunmaktır.
Çalışmamızda Nogay Türkçesinde yazılmış dokuz eserden taranan kelimeler A. Türkçe
kelimeler, B. Alınma kelimeler olarak iki bölümde ele alınmış, bulunan kelimeler
örnekleriyle birlikte alfabetik olarak verilmiş, bu kelimelerin Eski Türkçedeki, veya
alındığı dildeki şekil ve anlamları gösterilmiştir. Bu sayede kökeni aynı olan kelimelerin
sonradan anlam yönünde nasıl değişikliğe uğradığı görülmüştür.
Nogay Türkçesinde yalancı eş değerler Nogay Türkçesinde veya Türkiye Türkçesinde
aynı yapıya sahip kelimelerin anlam kaymasına uğramasıyla ortaya çıkmıştır.
Yalancı eş değerleri açıklamak için anlam değişmesi, anlam kayması gibi çeşitli anlam
olaylarını bilmek gerekir. Doğan Aksan, nitelikleri dolayısıyla anlam değişmelerinin art
zamanlılık (diachronie) yöntemiyle incelenebilecek olaylar olduğunu belirtir. Buna göre
anlam değişmesi, bir kelimenin anlattığı kavramdan az ya da çok uzaklaşması, onunla
uzak yakın ilgisi bulunan, ya da hiç ilgisi bulunmayan yeni bir kavramı yansıtır duruma
gelmesidir (Aksan, 1978: 117-118). Aksan, anlam değişmelerini üç grupta toplar: a.
Anlam daralması, b. Anlam genişlemesi, c. Başka anlama geçiş (ya da anlam kayması).
Aksan, bunlara ek olarak iyi anlama veya kötü anlama gidiş göz önüne alınarak yapılan
bir sınıflandırmaya göre, anlam iyilenmesi ve anlam kötülenmesi terimlerinin de var
olduğunu ifade eder. (Aksan, 1978: 118-119). Burada incelediğimiz iki lehçe (NT ve TT)
arasındaki yalancı eşdeğerler, anlam kayması yoluyla meydana gelmiş dil birimleridir.
Anlam kaymasını, başka anlama geçiş (Fr. déplacement, Alm. bedeutungsverschiebung)
olarak da adlandıran Aksan’a göre; bu değişme “kelimenin, eskiden yansıttığı kavramdan
bütün bütün ayrı, yeni bir kavramı yansıtır duruma gelmesi”dir. Her dilde rastlanan bu
değişiklikler, bazen toplum hayatındaki değişmelere, bazen de doğrudan doğruya ruhsal
etkilere veya başka sebeplere bağlanmaktadır. Aksan, bu değişmenin anlam bilimi
yöntemine uyularak ve kelimeden hareket edilerek düşünülmesi gerektiğini belirtir. Buna
göre dilde bir şeye ayrılan bir adın bir başka şeye aktarılması kelime açısından
düşünülünce olaya anlam değişmesi denmesi yanlış değildir (Aksan, 1978: 121).
Türkçenin biri Kıpçak, diğeri Oğuz grubuna dahil olan iki farklı lehçesinde meydana
gelen anlam değişmeleri; uzun bir süre içinde meydana gelmiş değişmelerdendir. Aksan,
lehçe dallanmalarının çok olduğu, çeşitli lehçeleri bulunan, çağlar boyu değişik alanlara
yayılan dillerde (Türkçe, Latince gibi) bu değişmelerin sık görüldüğünü ifade eder.
3
Değişik çağlarda, yeni alanlarda çeşitli gelişmelerin yaşandığı bu gibi dillerde, anlam
bakımından değişmelerin fazla olması, bazı kelimelerin yepyeni kavramları yansıtır
duruma gelmesi doğaldır (Aksan, 1978: 122).
A. Resulov Azerbaycan Türkçesi ile TT’ni yalancı eş değerler bakımından karşılaştırdığı
incelemesinde, yalancı eş değerlerin aktarmalarda yanlışlıklara sebep olduğunu ifade
ederek özellikle akraba isimleri üzerinde durmuştur. Resulov, lehçeler arasında yalancı eş
değerleri üç gruba ayırmaktadır:
1. Eş adlı (homonim, sesteş) kelimeler: Bunların köken ve anlam bakımından hiçbir
bağlantısı yoktur (gar, çelik, katık, aktarmak vb.).
2. Hem eş adlı olan hem de kökenleri ortak olan ve hiçbir anlamı örtüşmeyen kelimeler:
Bunların özelliği farklı kavramları anlatmalarıdır (hala, baba, derslik vb.).
3. Hem eş adlı hem de kökenleri ortak olan, anlamlarından biri veya bir kaçı her iki dilde
örtüşen fakat bu dillerden birinde farklı anlamda kullanılan kelimeler (kapı, kalp vb.)
(Resulov, 1995: 917.
Resulov yalancı eş değerlerin ortaya çıkmasını üç ana sebebe bağlamaktadır:
1. Türk Dilinin uzun tarihsel gelişim dönemleri içinde çeşitli kollara, gruplara, alt
birimlere ayrılması.
2. Her iki dile yabancı dillerden giren aynı kelimenin bu dillerde değişik kavramlara
karşılık olması ve yazı dilinde bu şekilde kabul edilmesi.
3. Ana dilden gelen bazı kelimelerin bu dillerden birinde yazı diline alınmaması ve
konuşma dilinde kalarak zamanla ilk anlamından ve öteki dildeki anlamından farklı bir
anlam ve üslûpta kullanılması (Resulov, 1995: 917-918).
Fatma Özkan, yalancı eş değerleri Türk lehçeleri arasında iletişimi zorlaştıran kelimeler
olarak ele almış, bir kısmı aynı kökten gelen bu kelimelerin değişik lehçelerde farklı
anlamlar kazandığını ifade etmiştir. Özkan; konuyla ilgili tespit ettiği önemli kelimeleri
Kazak, Kırgız, Tatar, Başkurt, Kırım Tatar, Türkmen, Uygur, Özbek, Hakas, Altay, Tuva
gibi bir çok Türk lehçesini içine alacak şekilde, genel bir çalışmayla incelemiştir (Özkan,
1996: 883-889).
Mustafa Uğurlu’nun “kelime eş değerliği” (lexikalische äquivalenz) üzerinde kapsamlı
çalışmaları bulunmaktadır. Uğurlu kelime eş değerliğini “iki ayrı lehçede bulunan
kelimelerin birbirlerine ‘kavram alanı’ (wortfeld) bakımından denk olma durumu”
4
şeklinde açıklamaktadır. Uğurlu’ya göre kelime eş değerliği; kaynak anlaşma birliğindeki
bir kelimenin kavram alanının, hedef anlaşma birliğindeki bir kelimenin kavram alanıyla
“eş değer” veya “denk olma” durumu; başka bir deyişle örtüşmesidir (Uğurlu, 2004: 29-
31).
Uğurlu, kelime eş değerliğini “tam eş değerlik” ve “kabul edilebilir eş değerlik” olmak
üzere iki bölümde inceler:
1. Tam eş değerlik: Kaynak anlaşma birliğinde bir kelimenin bütünüyle, yani ses, düz
anlam, çağrışım, metin türüne uygunluk, kullanım şekli vb. yönlerden hedef anlaşma
birliğinde bir eş değerinin (formale, denotative, konnotative, textnormative, pragmatische
usw. Aquivalenz) olmasıdır. Buna göre iki ayrı anlaşma birliğinde sözlükteki anlamları
aynı olan iki kelimenin, bahsedilen yönlerden tamamen örtüşmesi sık rastlanan bir durum
değildir. İki yabancı dili birbirine çevirirken karşılaşılan en önemli zorluğun bu olduğunu
belirten Uğurlu, iki dilin “gerçekten” birbirine çevrilemeyeceği fikrinin doğruluğunu
vurgular.
2. Kabul edilebilir eş değerlik: Kaynak anlaşma birliğinde bir kelimenin hedef anlaşma
birliğinde bir kelimeye düz anlamı; metin bağlamında kullanılışı, yarattığı etki vb.
yönlerden benzer olmasıdır. Buna göre hedef anlaşma birliğinde seçilen kabul edilebilir
eş değer kelime, çağrışım vb. bakımlardan kaynak anlaşma birliğindekine ne kadar
benzer olursa aktarma veya tercüme o kadar başarılı olur (Uğurlu, 2004: 31).
Türk lehçeleri arasındaki eş değer kelimeler Uğurlu tarafından üçe ayrılmaktadır:
1. Kaynak lehçedeki bir kelimeye hedef lehçedeki bir kelime eş değer olabilir. Bu, bire
bir eş değerliktir. Bu durum Uğurlu tarafından yine üç bölümde incelenir: a. Lehçeler
arasında ses, anlam vb. yönlerden eş değer olan kelimelerin az bir bölümü her bir Türk
lehçesinde aynıdır. Bir çok Türk lehçesinde ses bakımından aynı olan ancak kavram,
çağrışım, kullanım sıklığı bakımından tam olarak değil de kabul edilebilir bir örtüşme
görülen “at” kelimesi böyledir. b. Eş değer kelimelerin bir çoğunda aynı kaynaktan
gelmiş olmalarına rağmen ses değişmeleri söz konusudur. “Beş” kelimesi Türk
lehçelerinde “beş, biş, bes, beeş, bäş vb.” ses değişiklikleriyle karşımıza çıkmaktadır. c.
Ses ve yapı bakımından birbiriyle ilgisi olmayan, ayrı kaynaklardan gelen kelimeler de eş
değer olabilir. TT’nde “sincap” kelimesinin Kazak Türkçesinde “tiyin” ve Kırgız
Türkçesinde “tıyın” kelimeleri eş değeridir. Bu kelime Kazakçada “kuruş” karşılığındaki
para birimini de göstermektedir.
5
2. Kaynak lehçedeki bir kelimeye hedef lehçedeki birden fazla kelime eş değer olabilir.
Bu bire çok eş değerliktir: a. Kaynak lehçedeki bir kelimenin ses ve yapı yönünde aynı
olan veya lehçeler arasındaki düzenli ses denklikleriyle aynı kaynaktan geldiği bilinen
şekli, hedef lehçede olabilir. Fakat kelimelerin kavram alanları birbiriyle az bir oranda
örtüşebilir. Uğurlu’ya göre bu örtüşme 1. maddedeki kabul edilebilir bir örtüşme değildir.
Birebir eş değer görünen ancak kavram alanları bakımından az bir oranda örtüşen bu
kelimeler “yarım yalancı eş değer kelimeler” olarak isimlendirilmektedir. Buna göre
Kazak, Kırgız, Özbek Türkçelerindeki “kol” kelimesinin kavram alanını Türkiye
Türkçesindeki “kol + el” kelimelerinin kavram alanları birlikte örtmektedir. b. Ses ve
yapı bakımından birbiriyle ilgisi olmayan ve ayrı kaynaktan gelen kelimeler arasında da
bire çok eş değerlik olabilmektedir. Uğurlu’nun burada verdiği örnekler arasında bulunan
Türkiye Türkçesindeki “dön-” fiili; Kırgız Türkçesinde “aylan-” (bir şeyin etrafında
dön-), “kayt-” (geri dön-) ve “burıl-” (bir yere dön-) şeklinde üç farklı kelimeyle
örtülmektedir. Burada bir üç eş değerlik mevcuttur.
3. Kaynak lehçedeki bir kelimeye hedef lehçedeki hiçbir kelime eş değer olmayabilir.
Buna bire hiç eş değerlik diyen Uğurlu, bu kelimelerin kaynak lehçeyi konuşan
topluluğun kendi kültürüne has kelimeler olduğunu belirterek, Kazak Türkçesinde
kullanılıp Türkiye Türkçesinde eş değeri olmayan “dombıra” kelimesini bunlar arasında
gösterir (Uğurlu, 2004: 31-35).
Uğurlu, yalancı eş değerler sorununu Kazak Türkçesiyle yazılmış “Abay Yolu”
romanında (Uğurlu, 2000: 59-80) ve Kırgız Türkçesiyle yazılmış “Camiyla” romanında
da ele almıştır (Uğurlu, 2002: 389-401).
Uğurlu ayrıca Türk lehçelerinin birbirine aktarılmasında yalancı eş değerlerin yer aldığı
valenz sözlüklerinin önemi üzerinde durmuştur (Uğurlu, 2001).
Bu konu kelime bazında incelenebildiği gibi yapı eş değerliği adı altında ek bazında da
ele alınmaktadır (Karadoğan, 2004: 1591-1604).
Yalancı eş değerler Eski Türk lehçelerinde de bulunmaktadır: “Üz-” fiili Eski Türkçede
“kır-, kes-” anlamındadır (OA, 120). Eski Anadolu Türkçesinde “kır-” (Işkname 1739,
5303), “kes-” (Salâtinname, 98), “kopar-” (Dede Korkut, Ergin, 275-6) anlamlarına
gelirken, bugünkü TT yazı dilinde kelime anlam değişmesine uğramıştır. “Üzüntü ver-”
anlamına gelen kelimede temel anlam kaybolmaya başlayarak, deyim aktarmasına
dayanan yan anlam güçlenmiştir. Bir insanın kederlenmesi, bir şeyin ona bir düşünce,
tasalanma konusu olmasını; bir eşyanın kesilmesi, kırılması, aşındırılmasına benzeten bir
6
deyim aktarmasına gidilmiş (somutlaştırma), “kırıl-, incin-” örneklerinde görülen
métaphorique kullanılış yaygınlaşınca temel anlamın yerini almıştır. Bu şekilde, yavaş
yavaş başka bir anlama geçiş olmuştur (Aksan, 1978: 144-145). Kelimenin Nogay
Türkçesindeki anlamı da “kes-”tir.
Aksan, bu anlam değişmelerinin uzun bir süre içinde oluştukları için eski anlamların dilde
hemen kaybolmadığını belirtir. Aksan’a göre bu kelimeler “Ortak dilde unutulmuş,
kaybolmuş olsalar bile lehçe bilgisince saptanmış bulunan bir takım eğilimler ve
kanunların etkisiyle dilin lehçe ve ağızlarında uzun bir süre daha yaşamaya devam
ederler” (Aksan, 1978: 146-147).
Bu çalışmada, Nogay Türkçesi ve Türkiye Türkçesinde yapıdaş olan, aynı kökenden gelip
sonradan anlamları farklılaşan yalancı eş değerler; genel olarak ele alınmış, Nogay
Türkçesiyle yazılmış eserlerden tespit edilerek aşağıda listelenmiştir. Bu kelimelerde
lehçeler arasında ses değişikliği olabilmektedir. Tespit edilen kelimeler alfabetik olarak
sıralanmıştır. Kelimeler Eski Türkçede de aranmış, kelimenin önce Nogay Türkçesindeki
şekli ve anlamı, sonra Türkiye Türkçesindeki şekli1, son olarak da Eski Türkçedeki şekli
ve anlamı gösterilmiştir. Nogay Türkçesi ve Türkiye Türkçesine Arapça ve Farsça gibi
dillerden geçmiş olan kelimeler ise ayrıca verilmiştir:
A. KÖKÜ ESKİ TÜRKÇEDE AYNI OLAN KELİMELER:
ARTIK : Değerli (NRS, 47)- ARTIK (TT) – ARTIK (ET) Biraz daha eklenen, ekstra
miktar (EDPTC, 204)
Menim Hasanımnıñ bügüngi küni de artık savlay seniñ kirli yaşavıñnan ese (AMS, 132).
(Benim Hasan’ımın bugünü senin bütün hayatından daha değerli.)
ATA : Baba (NRS, 52) – ATA (TT) – ATA (ET): Baba (EDPTC, 40)
Yanındagısı anası, oltıradagı atası –İmam (ÜB,19).
(Yanındaki annesi, iskemledeki babası İmam.)
AVIL : Köy (NRS, 23) – AĞIL (TT) – AGIL (ET): Çiftlik hayvanlarının buluduğu arazi,
sıgır, koyun ağılı; çadırların bir arada bulunduğu alan (EDPTC, 683).
1 Burada TT yazı dili esas alınmış, ağızlardaki kullanılışlar dikkate alınmamıştır.
7
Siziñ avılda Bulatukov yalgız tuvıl eken (AMS, 131)
(Sizin köyde Bulatukov yalnız değil galiba.)
BAY : Zengin (NRS, 66) -BAY (TT) – BAY (ET) : Zengin adam; kadının kocası
(EDPTC, 384)
Kullık etip, avıl baylarınnan bir zat tabarman dep senmege bolayak tuvıl edi (A, 4).
(Çalışıp, köy zenginlerinden bir şey bulurum diye ümit etmek olmayacaktı.)
BAYAGI : Demin, biraz önceki (NRS, 74) – BAYAĞI (Basit, adi) (TT) – BAYAKI
(ET): Önceki, eski, sabık (EDPTC, 385)
Kim söyleyek ti, teziñiz, degen bayagı avıl basşısınıñ davazı buzdı tırs-tınıklıktı (AMS,
131).
(Kim konuşacak, acele edin” diye biraz önceki köy ağasının sesi bozdu sessizliği.)
BAS : İlk (NRS, 71) – BAŞ (TT) – BAŞ (ET): Baş (DLTD, 72)
Sosı, bas dep karagan da katı bolıp körinetagan ädem, balalardı bek süyetagan edi ( A,
13).
(İlk bakıldığında sert gibi olan bu adam, çocukları çok sevmekteydi.)
BAV : Kemer (NRS, 64) –BAĞ (TT) – BAG (ET): Bağ, düğüm, bağlanacak ip (DLTD,
59)
Oñ yanında –yalañbas, yeñil kaptal kiygen, beline kayıstan bolsa yaraydı, bav tüyilgen
eki ayagında kaykalagan könşarıgı bolgan –yas ädem külemsirep turı (ÜB, 19).
(Sağ tarafında başı açık, hafif kaftan giymiş, beline -kayıştan ise iyi-; kemer bağlanmış,
iki ayağında eğilmiş deri çarığı olan genç bir adam gülümsemekte.)
BELGİLİ : Belli, açık ol-, bilin- (NRS, 76) – BELGELİ (TT) – BELGÜLÜG (ET): Açık,
anlaşılır, anlamlı (EDPTC, 341)
Bular yaşagan avıllar savlay Rossiyaga belgili boldılar (AMS, 131).
(Bunların yaşadığı köyler bütün Rusya’da biliniyor.)
8
Yogardıñ buyırıgı belgili, -dedi (AMS, 131).
(Yukarıdan verilen emir belli.)
BET : Taraf (NRS, 79) -BET (BENİZ) (TT) – BİT (ET): Bet, beniz, yüz (EUTS, 30)
Malek tınısın terennen alıp kürsindi em ulın kaldırıp, peş betke taydı (A, 14).
(Malek nefesini derin derin alarak soluklandı ve oğlunu bırakarak soba tarafına kaydı.)
BİRER : Bazı (NRS, 82) – BİRER (TT) – BİRER (ET): Birer (EUTS, 29)
Küyizdiñ birer yerlerinde karagoşkıl-karagoşkıl taplar bolıp kögenlikler körinedi (A, 14).
(Halının bazı yerlerinde koyu koyu izler gibi çakal eriği ağaçları görünüyordu.)
BİRİK- : Bir araya gel-, toplan- (NRS, 82) – BİRİK- (TT) – BİRİK- (ET): Bir araya gel-,
bir ol- (EDPTC, 363)
Mecit, kaslarınıñ birikken yerine tırtıklar yıyıp, birerde kabakların tüye edi, birerde
kabakların aşıp oylı şıraylı bolıp basın şaykay edi (A, 12).
(Mecit kaşlarının bir araya geldiği yeri kırıştırıp, kaşlarını bazen çatarak, bazen de
açarak düşünceli bir şekilde başını sallıyordu.)
BİTİK2 : Kısık (NT) – BİTİK (TT) – BÜT- (ET): Bit-, sona er-, tamamla- (EUTS, 38)
Kök tüsin köpten beri yoyıp kutılgan az-maz bitik közleri, tumanlaskan alıstay bolıp, endi
küñirt ediler (A, 3).
(Mavi rengini çoktan kaybetmiş, biraz kısık gözleri, dumanlaşan uzaklar gibi olup, şimdi
donuktular.)
BOL- : i- (NRS, 84) OL- (TT) – BOL- (ET): Ol- (EDPTC, 331)
Yasında Malek işken suvı tamagınnan köringen, köplerdiñ nazarın algan, ärüv degende
ärüv bolgan (A, 9).
(Gençliğinde içtiği su damağından görünmüş, çoğunun bakışlarını çekmiş, güzel mi
güzelmiş.)
2 NRS’nin küçük bir sözlük olması sebebiyle bu kelime sözlükte bulunamamıştır. “Bitik” sözlükte
olmayan, ancak edebî dilde kullanılan bir kelimedir.
9
Bergennen ese de, ollahıy, Aziz, bermegen künleri köp boladı (A, 4).
(Verdiğindense vallahi Aziz, vermediği günler çoktur.)
BİYİK : Yüksek (NRS, 80) – BÜYÜK (TT) – BEDÜK (ET): Büyük, iri (EDPTC, 302)
…ayagındagı etikleri yıltıragan kisi ayakların tizden alıp, biriniñ üstine birin salıp,
aykastırıp, oñaylı biyik oltırada molpayıp oltırgan (ÜB, 19).
(…ayağındaki ayakkabıları parlayan bir kişi ayaklarını kaldırıp, bacak bacak üstüne
atarak yüksek iskemleye rahatça oturmuş.)
BOSAT- : Bırak- (NRS, 85)- BOŞALT- (TT) – BOŞAT- (ET): Boşalt-; çöz-, çözül-,
bırakıl- (DLTD, 104)
Kollarınnan Aysıluvdıñ örme şaşların bosatıp, predsedatel şaykalıp turgan erkektiñ
kökiregine küşli tüydi, aşuvdan sakavsırap tez-tez söyledi (BT, 31).
(Aysıluv’un örgü saçını elinden bırakınca, başkan sallanmakta olan erkeğin göğsüne
güçlü bir şekilde vurdu, hiddetten kekeleyerek hızlı hızlı konuştu: )
BURIL- : Dön-, yönel- (NRS, 90) – BURUL- (TT) – BUR-/BÜR- (ET): Bük-, burk-
(EDPTC, 355)
Soñ balalar betke burılıp, bir zat aytkısı kelgen ädemdey bolıp, bularga ündemey karadı,
ama bir zat ta aytpay, kaygı seklenip basın şaykadı da, kaltıray ketken yürisi oram betke
yol alıp yönedi (A, 6).
(Sonra çocuklara doğru döndü, bir şey söylemek ister gibi, onlara ses çıkarmadan baktı,
ama hiçbir şey söylemeden kaygıyla başını salladı, titrek bir yürüyüşle sokak tarafına
doğru yöneldi.)
BURIN : Eski (NRS, 90) – BURUN (TT) – BURUN (ET): Burun, öne doğru çıkıntı
yapan yer; önce (DLTD, 118)
Arslanbek burınnan kalgan kärt yıyılatagan fotoalbomdı kolına alıp, sargayıp baslagan
ädem süvretlerine karap basladı (ÜB, 19).
(Arslanbek eskiden kalan fotoğrafların toplandığı albümü eline alıp, sararmaya başlayan
insan yüzlerine bakmaya başladı.)
BUTAK : Dal (NRS, 91) – BUDAK (TT) – BUTAK (ET): Budak, dal (DLTD, 120)
10
Şuvıldap, butakların mayıstırıp, yapırakların yayıstırıp, “Aysehan keldi, suvgarmaga
bizge yamgır äkeldi” dep, aktarılıp akkan Koban suvdıñ davısına ecüvlep, yelmen birge
esediler terekler (ÜB, 15).
(Gürültüyle dallarını eğip, yapraklarını yayıp “Aysehan geldi sulamaya, bize yağmur
getirdi.” diye dönerek akan Kuban suyunun sesine melodiyle katılıp yel ile birlikte
esiyorlar ağaçlar.)
BUTAKLANDIR- : Dumanı üfle- (NRS, 91) – BUDAKLANDIR- (TT) – BUTAKLAN-
(ET): Budaklan-, tomurcuklan-, kollara ayır- (DLTD, 120)
Arslanbek, tütinin budaklandırıp, albomdı basınnan ayagına deri teşkerip şıktı (ÜB, 20).
(Arslanbek, dumanı üfleyip, albümü başından sonuna kadar iyice inceledi.)
ESİK : Kapı (NRS, 440) – EŞİK (TT) – EŞİK (ET): Eşik (DLTD, 260)
Bolgan üşin, Aytek avızın aşar-aşpas bolıp, bayagı esik yana bir zıykıldadı em tısta Mecit
körindi ( A, 6).
(Ama, Aytek ağzını açar açmaz, deminki kapı tekrar gıcırdadı ve dışarıda Mecit göründü.)
İSLE- : Çalış- (NRS, 120)– İŞLE- (TT) – İŞLE- (ET): Çalış-, yap- (EDPTC, 262)
-Kırda islese hatınıñ meni men yüriseyek (BT, 31)…
(-Tarlada çalışırsa, hanımın benim yanımda olacak.)
İŞ- : Ye- (NRS, 122) – İÇ- (TT) – İÇ- (ET): İç-, em- (19)
…as işpege em kiyim kiymege kerek ediler (A, 4).
(… yemek yemeli ve giysi giymeliydiler.)
İZLE- : Ara- (NRS, 117) – İZLE- (TT) – İZDE- (ET): Ara-, um- (EDPTC, 282)
Aksam man ekinlidiñ arasında, tuvarılıp tüsken tuvardan kaşkan sıyırday, yılkıdan tayın
izlegen baytalday, yabıskak buzavına emşek sütin işirmege talpıngan araday, Kartkeşüv
avılın, ahırısı kaplap aldı, buzavlanıp yüklengen, yamgırdı kara bulıt (ÜB, 15).
11
(Akşam ile ikindinin arasında koşumu çözülüp davardan kaçan sığır gibi, tayını arayan
kısrak gibi, yapışkan buzağıya meme sütünü içirmek için öne atılan manda gibi,
Kartkeşüv köyünü, sonunda tamamen kapladı, gibi gibi büyüdü, yağmurlu kara bulut.)
Sor- (NRS, 117)
Mennen ne habar izleysiñiz di (AMS, 126)?
(Benden ne haberi soruyorsunuz?)
KABAK : Göz ile kaşın arası (NRS, 130) – KABAK (TT) – KABAK (ET): Küçük kap,
su kabağı, kabak bitkisi (EDPTC, 582)
-Ma,- dedi Mecit tüyilgen kabakların biraz aşa berip (A, 11).
(“Hey” dedi Mecit çatık kaşlarını biraz açıp. “Giy.”)
KAK- : Kirpiklerini açıp kapa- (NRS, 133) – KAK- (TT) – KAK- (ET): Çarp-, vur-,
darbe indir-; hafifçe vur-, kapıyı vur- (EDPTC, 609)
Tarsıldap, kök yarıldı, ayındırık katı-katı yarkırap “Aysehannıñ” kirpiklerin kaktırdı,
közlerinnen tımalak tamşık tıgırtıp yerge süziltti em yamgır yavıp basladı (ÜB, 18).
(Gürültüyle gök yarıldı, şimşek sertçe çaktı, “Aysehan” kirpiklerini açıp kapattı,
gözlerinden yuvarlak damlalar bıraktı, onlar yere doğru süzüldü ve yağmur yağmaya
başladı.)
Vur- (NRS, 133)
Sonı aytıp, Aziz tizgindi kaktı da, ökşeleri men attıñ kabırgaların türtti em at yulkınıp
kozgaldı (A, 5).
(Bunu söyleyip, Aziz dizgini vurdu, ökçeleri ile atın kaburgalarına dürttü ve at
çimdiklenip hareket etti.)
KALDIR- : Bırak- (NRS, 141) – KALDIR- (TT) – KAL- (ET): Kal-, bırak- (DLTD, 253)
Malek tınısın terennen alıp kürsindi em ulın kaldırıp, peş betke taydı (A, 14).
(Malek nefesini derin derin alarak soluklandı ve oğlunu bırakarak soba tarafına kaydı.)
KARA : Halk (NRS, 147) – KARA (TT) – KARA (ET): Siyah renk; halk (EDPTC, 643)
Bu keşe men tüs kördim, Bu gece ben düş gördüm,
12
Bir älemet is kördim: Acayip bir iş gördüm.
Alkımınnan altın tüyme üzilip, Boğazımdan altın düğmem kopup
Aldıma kara3 halkım tizilip, Önüm sıra halkım dizilip
Azbarımnıñ işinde Aklımın içinde
Arakı, ballar işilip, İçki, ballar içildi,
Eñsiz köylek pişilip. (NÜ, 150 ) Ensiz gömlek biçildi.
KART : İhtiyar (NRS, 151) – KART (TT) – KART (ET): İhtiyar (EDPTC, 647)
Karttıñ yavabı baydıñ kiyevine yaramadı em ol sözin türlendirip (A, 5):
(İhtiyarın cevabı zenginin damadının hoşuna gitmedi ve o sözünü değiştirip:)
KAYTAR- : Ver- (cevap) (NRS, 139) – KAYTAR- (TT) – KAYTAR- (ET): Döndür-,
çevir- (DLTD, 286)
Mecit pişesiniñ sözine yavap kaytarmadı ( A, 12).
(Mecit, hanımının sözüne cevap vermedi.)
KEŞ- : Affet- (NRS, 165) – GEÇ- (TT) – KEÇ- (ET): Geç-; geç kal- EDPTC, 693)
Ulımnıñ sizge yetken yamanlıgı bar bolsa, alla man tileymen, keşiñiz (AMS, 132).
(Oğlumun size yaptığı bir kötülük varsa, Allah rızası için size yalvarıyorum, affedin.)
KILIKSIZ : Yaramaz (NRS, 200) – KILIKSIZ (TT) – KILIK (ET): Davranış, karakter,
huy, tavır (EDPTC, 620)
Arslanbek baladıñ kılıksızlanataganına zavıklanıp (ÜB, 16):
(Arslanbek, çocuğun yaramazlığından zevk alıp:)
KIS- : Kıstır-, köşeye sıkıştır- (NRS, 203) – KIS- (TT) – KIS- (ET): Sıkıştır-, basınç yap-
, kıstır- (EDPTC, 665)
Elgaytar öşin almaga yuvırıp edi, ama yıyılganlar onı kısıp ısladılar (BT, 31).
(Elgaytar öcünü almaya koşmuştu, ama toplananlar onu sıkıştırıp yakaladılar.)
3 Burada “kara” ve “halk” aynı anlamda iki kelimedir ve bunlar ikileme şeklinde kullanılmaktadır.
13
KON- : Yerleş-, kurul- (NRS, 172) – KON- (TT) – KON- (ET): Kon-; yerleş-; gece
konakla- (EDPTC, 632)
Kobannıñ argı yagasında kongan Bölmeşet deytagan stanitsadan bir az basılına berip
şıkkan, üzilinmey esitilinetegan bir yumsak gürildev keletagan edi (A, 10).
(Kuban’ın öteki yakasına kurulmuş Bölmeşet isimli köyden, biraz duran, biraz gelen,
kesik kesik duyulan, hafif bir gürültü gelmekteydi.)
KOS- : Ekle-, kat-(NRS, 175) – KOŞ- (TT) – KOŞ- (ET): Birleştir-, bağla-, hayvanlara
koşum takımı vur- (EDPTC, 670)
Farida söz kospadı (ÜB, 18).
[Farida bir şey demedi (artık bir söz eklemedi)]
KOL : El (NRS, 169) – KOL (TT) – KOL (ET): Kol, el ile omuz arasındaki kısım
(EDPTC, 614)
“Ne töleyegin soramaga kerek edi”, -dep oylandı Mecit, oñ kolınıñ ayası man avızın sürte
berip (A, 5).
(“Ne ödeyeceğini sormalıydı,” diye düşündü Mecit, sağ elinin ayası ile ağzını silerek.)
KOY- : Bırak- (NRS, 175) – KOY- (TT) – KOD- (ET): Yere koy-, vazgeç-, bırak-
(EDPTC, 595)
Koyaş ta sosı sen, bolayak-bolmayak zattı söylep terbemeş (ÜB, 16).
(Bırak şunu, olmayacak şeyi söylemeye devam etme.)
KUV- : Takip et-, kovala- (NRS, 184) – KOV- (TT) – KOV- (ET): Kovala-, takip et-,
izle-, peşine düş-, baskı yap-, zorla- (EDPTC, 580)
Onı esitkeni men, kıskayaklı şapılap ketti, tap artınnan añşı iytler kuvganday bolıp (AMS,
128).
(Onu işitir işitmez kadın koşarak gitti, sanki arkasından av köpekleri kovalıyormuş gibi.)
KÖTER- : Kaldır- (NRS, 182) – GÖTÜR- (TT) – KÖTÜR- (ET): Götür-, yükle-, kaldır-
(EUTS, 79)
14
Birden bir seskenip, soñ yıyırılıp, eki kolın yayıp, tap balasın yerden köterip alganday, ol
kuşaklanıp, tolgatıp basladı (ÜB, 17).
(Birdenbire korktu, sonra iki büklüm olup iki elini uzatıp, sanki çocuğunu yerden kaldırır
gibi kucaklayıp, doğum sancısı çekmeye başladı.)
KÖTERİL- : Kaldırıl- (NRS, 182) – GÖTÜRÜL- (TT) – KÖTÜRÜL- (ET): Götürül-
(EUTS, 79)
Köterilip kökten, küşlenip kuvgan yamgırdı, öksiz binen sırttan, soñ aylandırıp
künbatardan yılıstırıp äkelgen bulıtın Aysehan degen ömirinde belgili, nogaydı
süyindirgen, nogaydı seskendirgen yel Kartkeşüvdiñ töbesine yetti (ÜB, 15).
[Gökten kalkıp (kaldırılıp) güçlenerek, kovduğu yağmuru, öksüz ile sırttan, sonra çevirip
batıdan toplayıp getiren bulutun, Aysehan isimli, çok bilinen, Nogay’ı hem sevindiren,
hem korkutan rüzgârı, Kartkeşüv’ün tepesine ulaştı.]
Yüksel- (NRS, 182)
-Eger tav betlerde de sosınday bolıp yava bolsa, suv köterileyek bolar, diya (ÜB, 19)?
[-Eğer dağ taraflarına böyle yağsa, sel gelir (su yükselir) değil mi?]
KULLIK : İş, çalışma (NRS, 186) – KULLUK (TT) – KULLIG (ET): Hizmetçi, esir
sahibi (EUTS, 123)
Kullıgımnan şıgarganlar, kolımda bala (AMS, 127)…
(İşimden çıkardılar. Elimde çocuk…)
KÜN : Güneş (NRS, 193) – GÜN (TT) – KÜN (ET): Güneş; gün; güney; zaman (EUTS,
82)
Kün yahşı kızdıratagan edi (A, 10).
(Güneş iyi ısıtmaktaydı.)
KÜT- 4 : Bekle- – GÜT- (TT) – KÜT- (ET): Güt-; bak-, itina göster-, özen ver- (EUTS,
83)
4 “Küt-” sözlükte olmayan, ancak edebî dilde kullanılan bir kelimedir.
15
Asantay küzde yapırakları kuyılıp, tonalgan kara butakları tereyip, keleyek suvıkları kütip
yel astında kaltırap turgan yalgız terekke usaytagan edi (A, 7).
(Asantay güzün yapraklarını dökmüş, gelecek soğukları bekleyen, rüzgâr altında
titremekte olan yalnız bir ağaca benziyordu.)
Yañı tuvayak yuldızdı sagınış pan küte edi. (SY, 11)
(Yeni doğacak yıldızı özlem ile bekliyordu.)
MİN- : Çık- (NRS, 224) – BİN- (TT) – MÜN- (ET): Bin- (DLTD, 416)
Cumay töbege minip, tamam karşıga kustay, yan-yakka teşkerüvli karadı (AMS, 126).
(Cumay tepeye çıkıp, tam karşıyı ve etrafı dikkatlice inceledi.)
OY : Düşünce (NRS, 241) – OY (TT) – ÖG (ET): Düşünce, akıl, zeka (EDPTC, 99)
Nege mutıladı eken?”-degen oylar tınışlandırdılar onı (ÜB, 20).
(Niye unutuldu acaba?” şeklinde düşünceler onu yatıştırdı.)
SAGIN- : Düşün-, iste- (NRS, 282) – SAKIN- (TT) – SAKIN- (ET): Düşün-, istek duy-,
özle-, endişelen- (EDPTC, 812)
Ädemler bolsa, ol yamanlık sagınadı dep añlap, aşık terezelerin, kapakların asıgıslı
yabıp, yürekti sızlatkan sol sesti esitkileri kelmeydiler (KAP, 132).
(İnsanlar ise bunu “o kötülük düşünüyor” diye anlayıp, açık pencerelerin kapaklarını
çabucak kapatıp, yüreği sızlatan o sesi işitmek istemiyorlardı.)
Özle- (NRS, 282)
Sol künlerde Aci togaydagı ädemler yavındı sagınıp, kevip barayatırgan dunıyadı
körip alladan yavın tiley ediler (SY, 68).
(O günlerde Aci Togay’daki insanlar yağmuru özleyip, kuruyup gitmekte olan
dünyayı görüp Allah’tan yağmur istiyorlardı.)
Olar kökten karap togaylıgın sagınıp turılar (SY, 12).
(Onlar gökten bakıp çayırı özlemekteler.
SAKLAN- : Korun- (NRS, 284) – SAKLAN- (TT) – SAKLA- (ET): Koru-, dikkat et-
(EDPTC, 810)
16
Zamanı yetpey kartayıp ketken, ama yas zamanınıñ ärüvligi saklanıp kalgan yüzine avır
kaygıdıñ köletkesi töselgen edi (A, 8).
(Zamanından önce yaşlanmış, ama gençliğindeki güzelliğinin korunduğu yüzüne ağır bir
üzüntü gölgesi düşmüştü.)
SAL- : Yerleştir-, koy-, kur- (NRS, 286) – SAL- (TT) – SAL- (ET): At-; bir şeyle işaret
et-; gönder-; götür-; toplamak (DLTD, 485)
…ayagındagı etikleri yıltıragan kisi ayakların tizden alıp, biriniñ üstine birin salıp,
aykastırıp, oñaylı biyik oltırada molpayıp oltırgan (ÜB, 19).
[…ayağındaki ayakkabıları parlayan bir kişi ayaklarını kaldırıp, bacak bacak üstüne
atarak (bir bacağını diğerinin üstüne koyarak) yüksek iskemleye rahatça oturmuş.]
A onıñ aldında ol Bayşoraga peş salıp, üyge eki öndert akşa äkeldi (A, 4).
(Fakat ondan önce o Bayçora’ya soba kurup, eve iki öndert5 para getirdi.)
Yap- (NRS, 286)
Balalar ötpek salınıp bitüvge uyanadılar (BÄ, 30).
(Çocuklar ekmeğin yapılıp bitirilmesine doğru uyanırlar.)
SOK- : Vur- (NRS, 300) – SOK- (TT) – SUK- (ET): İçine sok-, sapla-; çarp-, tekrar
tekrar vur- (EDPTC, 805)
Kıyşaytpa yolıñdı, Abdul,-dep uzın tayagı man yerdi soktı (AMS, 130).
(Çarpıtma yolunu Abdul” diye uzun değneği ile yere vurdu.)
Vur, düş- (NRS, 300)
Ayındırık yarkıraydı da. Yasınok soksaşa (ÜB, 19)?
(Şimşek çakıyordu ya. Ya yıldırım da düşerse.)
Vur- çarp- (NRS, 300)
Sol säatley yarlılıktan ömiri kesilip yürgen Mecittiñ yüregi külp-külp etip sogıp, oyında
bir senim tuvdı (A, 5).
(O saat fakirlikten ömrü kesilen Mecit’in yüreği güp güp ederek vurup, içine bir ümit
doğdu.)
5 öndert: Eski bir para birimi.
17
SOÑ : Sonra (NRS, 303) – SON (TT) – SOÑ (ET): Bir şeyin sonu, arkası; sonra, sonraki
EDPTC, 832)
Onıñ yüregi alınıp ketip, kuvanışka toldı, soñ pişesiniñ äli esine tüsip mıdahlandı (ÜB,
16).
(Yüreği sevinçle doldu, sonra hanımının hâli aklına gelip hüzünlendi.)
SÜRT- : Sil- (NRS, 316) – SÜRT- (TT) – SÜRT- (ET): Sürt-, ovala- (EDPTC, 846)
“Ne töleyegin soramaga kerek edi”, -dep oylandı Mecit, oñ kolınıñ ayası man avızın sürte
berip (A, 5).
(“Ne ödeyeceğini sormalıydı,” diye düşündü Mecit, sağ elinin ayası ile ağzını silerek.)
ŞÖL : Arazi, düz alan, arazi (NRS, 416) – ÇÖL (TT)
…Yilinşik pen Kobannıñ köbisin kanal man şöller6 betke yibergenlertte,- dep, Arslanbek
televizordan teldi yulkıp aldı da, baska peşke tütin işpege şıktı (ÜB, 19).
(“…Yilinşik ile Kuban’ın çoğunu kanalla tarlalar tarafına göndermişler ya” diyerek
Arslanbek televizyonun fişini çekti ve başka odaya sigara içmeye gitti.)
TAGI : Daha – (NRS, 325) DAHİ (TT) – TAKI (ET): (Cümle başında) ve, aynı zamanda
(EDPTC, 466)
Mecittiñ kart yüregi tagı da bek külpildedi, közleri külemsirey berip, yüzi de az-maz
yarkırap ketti (A, 5).
(Mecit’in ihtiyar yüreği daha da çok titredi, gözleri gülümseyip, yüzü de biraz parladı.)
Yine (NRS, 325)
Aytek, onıñ teni tagı da bir zatlar kosayak bolar dep ümit etip, ündemey bardı (A, 7).
(Aytek, arkadaşı yine bir şeyler ekler diye ümitlenerek ses çıkarmadan gitti.)
TAL- : Yorul- (NRS, 330) – DAL- (TT) – TAL- (ET): Güç kaybet-, bilincini kaybet-,
bayıl- (EDPTC, 490)
6 Yilinşik ve Kuban nehirlerinin olduğu bölge çok verimli arazilerle kaplıdır ve bu bölgede gerçek
anlamda bir çöl yoktur.
18
Üyde sargayıp, yürek maraz tavıp oltırgannan, el işinde arıp-talıp7 yürgen bärinnen de
artık (BT, 30).
(Evde sararıp, kalp hastası olup oturmaktansa, el içinde yorulmak hepsinden iyi.)
TALAS- : Çarpmak (yüreği) (NRS, 329) – DALAŞ- (TT) – TALAŞ- (ET): Dalaş-,
vuruş-, kavga et-, itiraz et- (EUTS, 145)
Aytektiñ yüregi talasa edi (A, 6):
(Aytek’in yüreği çarpıyordu.)
TAMAK: Boğaz, boynun ön tarafı, çenenin altı (NRS, 330) – DAMAK (TT)- TAMGAK
(ET): Boğaz, damak (EDPTC, 505)
Attıñ ayakları astınnan atılıp şıkkan agılcır şañ karttıñ közin kaplap, tamagına kirdi de,
yötkirtti (A, 5).
(Atın ayakları altından çıkan beyazımsı toz, ihtiyarın gözlerini kaplayıp boğazına kaçtı ve
öksürttü.)
TAP- : Bul- (NRS, 324) – TAP- (TT) – TAP- (ET): Bul- (EDPTC, 435)
Kullık etip, avıl baylarınnan bir zat tabarman dep senmege bolayak tuvıl edi ( A, 4).
(Çalışıp, köy zenginlerinden bir şey bulurum diye ümit etmek olmayacaktı.)
Doğur- (NRS, 324)
Zamanı kız bolataganınnan ozgan, eger ul tapsam ne eter ediñ ( ÜB, 17)?
(Zamanı, kız olacak zamanı geçmiş, eğer bir oğlan doğurursam ne yapardın?)
TART- : İç- (sigara) (NRS, 337) – TART- (TT) – TART- (ET): Çek-, ağırlığını ölç-
(EDPTC, 534)
Basındagı tav tasınday bolıp basıp turgan avır oylardı tütiniñ küşi men şaşpaga
şalıskan kisidey, Mecit öpkesine şaldırıp äyt dep tütin tarta edi (A, 12).
(Başını dağın taşları gibi basan ağır düşünceleri sigaranın gücüyle dağıtmaya çalışan
biri gibi, Mecit öfkeyle saldırıp “hüp” diye sigara içiyordu.)
7 Tal- fiili NT’nda arı- ile birlikte kullanılmaktadır. Her iki fiil aynı anlamdadır.
19
Çek- (NRS, 337)
Bu asıkpay esikti özine tartıp yaptı (A, 6)
(Bu acele etmeden kapıyı kendine doğru çekip kapattı.)
TASLA- : Bırak- (NRS, 338) – TAŞLA- (TT) – TAŞLA- (ET): Dışa çıkar-, gönder-, at-
(EDPTC, 564)
-Kel suvga tüseyek!- dedi Asantay em sol satley teri sasıp kalgan üyken teri börkin domp
ettirip yerge taslap, birinşi bolıp şeşinip basladı (A, 8).
(“Gel suya girelim!” dedi Asantay, şimdi ter kokan büyük deri börkünü “pat” diye yere
bıraktı, ilk önce o soyunmaya başladı.)
TAYAK : Değnek (NRS, 340) – DAYAK (TT) – TAYAK (ET): Destek, baston (EDPTC,
568)
Siz bilgendi men de bilemen. Oga ne di? Kurı bası, kuv tayagı (AMS, 127).
(Ben de sizin bildiğinizi biliyorum. O da ne? Kuru başı, kuru değneği.)
TEÑ : Arkadaş (NRS, 345)– TEN (TT) – TEÑ (ET): Denk, eşit (EDPTC, 511)
-Sen ketpey tur, Aytek, dä, -dedi bu teñine. -Men söle ketermen. Ärüvme? (A, 6)
(-Sen gitme Aytek, tamam mı, dedi o arkadaşına. –Ben şimdi giderim. Olur mu?)
TIS : Dışarı (NRS, 376) – DIŞ (TT) – TAŞ (ET): Dışarı, dış; harici (EDPTC, 556)
Farida eki yaklap aşılgan tereze tüpte, karaña keşediñ taza avasına toyalmay, basın tıska
şıgarıp, appa-ak betin erkin esken yelge sıypatıp, azlanıp turı (ÜB, 16).
(Farida iki taraftan açılan pencerenin dibinde, karanlık gecenin temiz havasına
doyamayıp, başını dışarı çıkararak, bembeyaz yüzünü özgürce esen yele okşatıp, bunun
tadını çıkarmakta.)
TİLE- : Yalvar- (NRS, 351) – DİLE- (TT) – TİLE- (ET): Birinden bir şey iste-, arzu et-
(EDPTC, 492)
Ulımnıñ sizge yetken yamanlıgı bar bolsa, alla man tileymen, keşiñiz (AMS, 132).
(Oğlumun size yaptığı bir kötülük varsa, Allah rızası için size yalvarıyorum, affedin.)
20
TOLKIN : Dalga (NRS, 356) – DOLGUN (TT) – TOL- (ET): To- fiilinin edilgeni, dolu
ol-, dolu hâle gel- (EDPTC, 419)
Onda da yagadıñ ap-ak kayırşak kumınıñ iş tolkını duvlap, keleyatkan birevdiñ
yürisinnen habar berip sıkırdaganın ekevi birdey esittiler (TY, 27)
(Orada, sahilin bembeyaz kaygan kumunun dalgası kudururken, gelen birinin
yürüyüşünü duyurarak gıcırdadığını ikisi de işitti.)
TON : Elbise (NRS, 356) – DON (TT) – TON (ET): Giysi, elbise (EDPTC, 513)
Annan-munnan, Bätir kızı Aysehan, sıbırtkı urıp, sıbırtkı uştan ot uşırıp, tarsıldap atkan
bulıtlardı bir-birine karıstırıp arsız otlı ayındırıklar, yer yüzine kaplangan karaña tünniñ
torı tonın yırtkışlap alıp, yarık bere turadı (ÜB, 16).
(Böylece, Batir kızı Aysehan, değnek vurup, değneğin ucundan ateş çıkarıp, gürleyen
bulutları birbirine karıştırınca; arsız ateşli ışıklar, yer yüzünü kaplayan karanlık gecenin
doru elbisesini yırtıp, aydınlatıyorlar.)
TÖS : Yamaç, kır (NRS, 362) – DÖŞ (TT) – TÖŞ (ET): Döş, göğüs (EDPTC, 558)
Kostan sol kol bette kubladan kerüvge karap tartılıp, bir kaygısız töselip üyken tös yatır
(A, 14).
(Çadırın sol tarafında güneyden geriye doğru pürüzsüz yayılmış büyük bir yamaç var.)
TÜS- : İn-, gir- (NRS, 372) – DÜŞ- (TT) – TÜŞ- (ET): Yerleş-; in-; geri çek-; düş-
(EDPTC, 560)
-Kel suvga tüseyek!- dedi Asantay em sol satley teri sasıp kalgan üyken teri börkin domp
ettirip yerge taslap, birinşi bolıp şeşinip basladı (A, 8).
(“Gel suya girelim!” dedi Asantay, şimdi ter kokan büyük deri börkünü “pat” diye yere
bıraktı, ilk önce o soyunmaya başladı.)
TÜTİN : Duman (NRS, 373) – TÜTÜN (TT) – TÜTÜN (ET): Duman (EDPTC, 457)
Arslanbek, tütinin budaklandırıp, albomdı basınnan ayagına deri teşkerip şıktı (ÜB, 20).
(Arslanbek, dumanı üfleyip, albümü başından sonuna kadar iyice inceledi.)
Sigara (NRS, 373)
21
…-degen oydan tütin tüpşikti, aşılıp kalgan fortoçkaga şertip, tıska attı (ÜB, 20).
(… düşüncesiyle sigaranın izmaritini açılan bir resimle söndürüp, dışarı attı.)
TÜN : Gece (NRS, 370) – DÜN (TT) – TÜN (ET): Gece; kuzey (EDPTC, 513)
…yer yüzine kaplangan karaña tünniñ torı tonın yırtkışlap alıp, yarık bere turadı (ÜB,
16).
(…yer yüzünü kaplayan karanlık gecenin doru elbisesini yırtıp, aydınlatıyorlar.)
UZAK : Uzun (NRS, 379) – UZAK (TT) – UZAK (ET): Uzun; eski; uzak DLTD, 706)
Erkektiñ äcebine, Aysıluv avızın oñ yakka kıysaytıp külimsiredi em katı közleri men
küyevine uzak karadı (BT, 29).
(Erkeğin şaşırmasına karşılık, Aysıluv ağzını sağa doğru eğerek gülümser gibi yaptı ve
sert gözleri ile kocasına uzun uzun baktı.)
ÜNSİZ : Sessiz, sedasız (NRS, 390) – ÜNSÜZ (TT) – ÜN (ET): İnsan sesi, ses, şöhret
(EDPTC, 167)
Ak sıpatlı ünsizlikke
Kete menim oylarım (KAP, 131)
(Beyaz yüzlü sessizliğe
Gidiyor düşüncelerim.)
ÜZ- : Kes- (NRS, 387) – ÜZ- (TT) – ÜZ- (ET): Yırt-, parçalara ayır-, kes- (EDPTC,
279)
Tört ay dämelerin üzbey kelip turganlar (AMS, 128).
(Dört ay ümitlerini kesmeden gelip durdular.)
ÜZİL- : Kesil-, bit- (NRS, 387) – ÜZÜL- (TT) – ÜZÜL- (ET): Kesil- (DLTD, 721)
Togaylıktıñ argı şeti suv yagaga yetip üzilip ketedi (A, 14)
(Çayırın öteki ucu su yakasına ulaşıp bitiyordu.)
YAMANLIK : Kötülük (NRS, 462) – YAMANLIK (TT) – YAMAN (ET): Kötü, fena
(EDPTC, 937)
22
Ulımnıñ sizge yetken yamanlıgı bar bolsa, alla man tileymen, keşiñiz (AMS, 132).
(Oğlumun size yaptığı bir kötülük varsa, Allah rızası için size yalvarıyorum, affedin.)
YAP- : Kapat- (NRS, 452) – YAP- (TT) – YAP- (ET): İnşa et-; kapat-; bir araya getir-;
yap- (EDPTC, 870)
Bu asıkpay esikti özine tartıp yaptı (A, 6).
(Bu acele etmeden kapıyı kendine doğru çekip kapattı.)
YARA- : Hoşuna git- (NRS, 466) – YARA- (TT) – YARA- (ET): Yararlı ol- (EDPTC,
956)
Karttıñ yavabı baydıñ kiyevine yaramadı em ol sözin türlendirip (A, 5):
(İhtiyarın cevabı zenginin damadının hoşuna gitmedi ve o sözlerini değiştirip:)
YAS : Genç erkek, delikanlı (NRS, 470) – YAŞ (TAZE) (TT) – YAS (ET): Zarar, ziyan
(EDPTC, 973)
Oñ yanında –yalañbas, yeñil kaptal kiygen, beline kayıstan bolsa yaraydı, bav tüyilgen
eki ayagında kaykalagan könşarıgı bolgan –yas ädem külemsirep turı (ÜB, 19).
(Sağ tarafında başı açık, hafif kaftan giymiş, beline -kayıştan ise iyi-; kemer bağlanmış,
iki ayağında eğilmiş deri çarığı olan genç bir adam gülümsemekte.)
Oğlan (NRS, 470)
“Eş te, yas bolmaga kerek. Olay bolmasa, tınışına yatar edi” (ÜB, 16).
(İşte bak, oğlan olmalı. Yoksa sessizce yatardı.” diye düşündü.)
YAT (-IR) : Var (NRS, 472) – YAT(-AR) (TT) – YAT- (ET): Yat- (EDPTC, 884)
Kostan sol kol bette kubladan kerüvge karap tartılıp, bir kaygısız töselip üyken tös yatır
(A, 14).
(Çadırın sol tarafında güneyden geriye doğru pürüzsüz yayılmış büyük bir yamaç var.)
YAY- : Uzat- (NRS, 474) – YAY- (TT) – YAD- (ET): Yay-, ser-, uzat- (EDPTC, 883)
23
Birden bir seskenip, soñ yıyırılıp, eki kolın yayıp, tap balasın yerden köterip alganday, ol
kuşaklanıp, tolgatıp basladı (ÜB, 17).
((Birdenbire korktu, sonra iki büklüm olup iki elini uzatıp, sanki çocuğunu yerden kaldırır
gibi kucaklayıp, doğum sancısı çekmeye başladı.)
YER : Yurt, memleket (NRS, 106) – YER (TT) – YER (ET): Yer, yeryüzü, toprak
(EDPTC, 954)
Onday oñ aslıktı bizim yerlerden birinşi kere alayatırmız (ÜB, 18).
(Böyle iyi bir tohumu bizim memlekette ilk defa almaktayız.)
YET- : Değ-, dokun-, (yap-) (NRS, 108) – YET- (Ulaş-) (TT) – YET- (ET): Yetiş-,
yakala-, ulaş-; kafi gel- (EDPTC, 884)
Ulımnıñ sizge yetken yamanlıgı bar bolsa, alla man tileymen, keşiñiz (AMS, 132).
(Oğlumun size yaptığı bir kötülük varsa, Allah rızası için size yalvarıyorum, affedin.)
YIY- : Topla-, toplan- (NRS, 130) – YIĞ- (TT) – YIG- (ET): Yığ-, topla-, bir şey engel
ol-, alıkoy- (DLTD, 779)
Arslanbek burınnan kalgan kärt yıyılatagan fotoalbomdı kolına alıp, sargayıp baslagan
ädem süvretlerine karap basladı (ÜB , 19).
(Arslanbek eskiden kalan fotoğrafların toplandığı albümü eline alıp, sararmaya başlayan
insan yüzlerine bakmaya başladı.)
Topla- (aklını) (NRS, 130)
Elgaytar bas dep adaladı, soñ esin yıyıp kıskayaklıdıñ örmeli kara şaşın kagıp ısladı (BT,
31).
(Elgaytar önce şaşırdı, sonra aklını toplayıp kadının örgü kara şaçını vurarak tuttu.)
YOL (NT ) : Kez (NRS, 124) – YOL (TT) – YOL (ET): Yol; bir çok defa (EDPTC, 917)
Asantay bu yol da yavap kaytarmadı (A, 7).
(Asantay bu kez de cevap vermedi.)
YUVIR- : Aceleyle koş- (NRS, 445) – YOĞUR- (TT) – YUV- (ET): Koş- DLTD, 818)
24
Kiyiz börkti atasınıñ kaydan tavıp äkelgenin de soramay, basına kapladı da, ayakları yer
baspay yuvırıp üyden şıgıp yönedi (A, 11)
(Keçe börkü babasının nereden bulup aldığını sormadan başına giydi ve ayakları yere
basmadan koşarak evden çıktı.)
B. BAŞKA DİLLERDEN ALINMA KELİMELER
DURIS : Doğru, yalan olmayan (NRS, 102) – DÜRÜST (TT) – DOROST (Fars.) (FTS,
153)
Kimnen men durısın aytpaga iymenemen (BT, 29)?
(Doğrusunu söylemek için ben kimden utanıyorum?)
KALA : Şehir (NRS, 140) – KALE (TT) – QAL‘A (Ar.): Kale, hisar (ATS, 726)
Mine men üyken bolganman, kalada okıyman, köp bilemen, köp ädemlerdi tanımayman,
özim de älemet ıspayı bolganman (BÄ, 29).
(İşte ben büyümüşüm, şehirde okuyorum, çok biliyorum, çok insan tanıyorum, kendim de
çok nazik biri olmuşum. )
TAMAM : Bütün (NRS, 331) – TAMAM (TT) – TEMÂM (Ar.): Kemal, tamamlık,
bütünlük; dolu, tam; ayrı, bağımsız (ATS, 91)
Onıñ tırtıklar sızgışlagan, ötkir iyekli arıkay betine tamam takattı täveskenlik engen edi
(A, 3).
(Onun çizgiler çizilen, sivri çeneli zayıf yüzüne bütün takatının tükenmişliği inmişti.)
Tam (NRS, 331)
Dcumay töbege minip, tamam karşıga kustay, yan-yakka teşkerüvli karadı (AMS, 126).
(Cumay tepeye çıkıp, tam karşıyı ve etrafı dikkatlice inceledi.)
TAZA : Temiz (NRS, 326) – TAZE (TT) – TÂZE (Fars.): Yeni, taze (FTS, 78)
-Bilemen, bilemen men kalay seniñ taza ekeniñdi (BT, 31).
(-Biliyorum, biliyorum senin nasıl temiz olduğunu.)
25
TAZALA- : Temizle- (NRS, 326) – TAZELE- (TT) – TÂZE (Fars.): Yeni, taze (FTS, 78)
Yaz yamgır ölenniñ şañın yuvganday, dombra sesi yüregimde yaşav kaybirde
tuvdıratagan aşşı em öşli oylardan tazalaydı (BÄ, 30).
(Yaz yağmuru çimenlerin tozunu yıkamış gibi, dombıra sesi yüreğimi hayatın neresinden
geldiği bilinmeyen acı ve öç dolu düşüncelerden temizler.)
Sosı arada Mecit köp aydan korgasınday avır bolgan basın akırın köterdi, tamagın
tazalap yötkirdi, tütinniñ tübşigin yerge tasladı (A, 14)…
(O sırada Mecit düşüncelerden kurşun gibi ağırlaşmış başını yavaşça kaldırdı, damağını
temizleyip öksürdü, tütünün izmaritini yere attı…)
ZAT : Şey, eşya, cansız varlıklar (NRS, 112) – ZAT (TT) – ZÂT (Ar.): Öz, cevher, asıl;
kendi, zatı; kişi, kişilik (ATS, 298)
Kullık etip, avıl baylarınnan bir zat tabarman dep senmege bolayak tuvıl edi (A, 4).
(Çalışıp, köy zenginlerinden bir şey bulurum diye ümit etmek olmayacaktı.)
SONUÇ
Çalışmamızın sonucunda, iki lehçedeki hem Türkçe kelimelerde hem de alınma
kelimelerde yalancı eş değerler olduğu tespit edilmiştir. Bu sebeple kelimeler iki bölümde
ele alınmıştır. Bunların Eski Türkçeyle karşılaştırılması sonucunda Nogay Türkçesindeki
kelimelerin genellikle aslî şeklini koruduğu görülmüştür.
Türkçe, tek bir yazı dili olarak kullanıldığı dönemlerden sonra, zaman içinde tarihî,
coğrafî, siyasî şartlar sebebiyle birbirinden ayrılan, uzaklaşan lehçe dallanmalarına sahne
olmuştur. Özellikle kelimelerde meydana gelen değişiklikler Türk toplulukları arasında
iletişim kopukluğuna sebep olmuş ve Türk boyları birbirini anlayamaz hâle gelmiştir.
“Birbirine bu kadar yakın bir dünyanın birbirinden bu kadar uzak ve habersiz kalması
eşine ender rastlanan durumlardandır” (Ercilasun, 1997: 91).
Türk dünyasında bir kültür bütünlüğü sağlamak için üretilen her tür eseri karşılıklı olarak
aktarmak gereklidir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bilgilerin lehçeler arası aktarmalara
katkısı olacağını düşünüyoruz. Siyasî engellerin ortadan kalkmasından sonra karşılaşılan
en önemli engel hâlâ farklı yazı dilleri ve yazı sistemlerinin kullanılıyor olmasıdır. Türk
26
topluluklarının birbirlerini anlar hâle gelmesi ve lehçeler arası aktarmaların doğru
yapılabilmesi için, anlam kaymasına uğramış bu kelimelerin yani yalancı eş değerlerin
öğrenilmesi; yanlış anlamalar ve anlaşmazlıkların önüne geçilmesi, aktarmaların doğru
yapılabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Türk topluluklarının Türkiye şair ve yazarlarını, Türkiye’nin de Türk dünyası şair ve
yazarlarını tanıması, elbette Türk lehçelerini doğru şekilde öğrenmek ve aktarmakla
mümkün olacaktır.
Gazi University, Faculty of Gazi Education / ANKARA
[email protected]
4 Nisan, 2025
0 Comments
4 categories
